• 5.02.2021 00:00

 “İktidar gerilimden besleniyor, değirmenine su taşımayalım” dediği için Kılıçdaroğlu’na kızan muhalifler var. 

Ana muhalefetin bağırıp çağırmama, hırçınlaşmama yaklaşımını beğenmiyorlardı. Sağduyu çağrısını pısırıklık sayıyorlardı. Boğaziçi öğrencilerine haksız ve orantısız müdahaleler karşısında pasif, etkisiz kalmakla suçluyorlardı. Yeterli şiddette tepki vermemekle... 

CHP’yi, sokağa dökülmediği ve dökülmeyi teşvik etmediği için eleştirenleri anlamakta zorlanıyordum. Meğer şöyle bir kabule dayanıyorlarmış: 

“İktidar kasten gerilim çıkarmaya çalışıyorsa biz daha da gerelim. Muhalefete bir yanlış yaptırmak istiyorsa biz iki yapalım. Haklıyken haksız duruma düşmeye zorlamak için damarımıza basıyorsa biz de haklı kalmaya uğraşmayalım, varsın haksız görünelim.   Kışkırtıyorsa biz de kışkıralım. Provoke mi ediyor, biz de provokasyona gelelim. Ne tepki istiyorsa iki mislini verelim.  Derdi muhalefeti militanlaştırmak ise öyle olsun, militanlaşalım. Çünkü artık kutuplaşma iktidara kazandırmıyor, kaybettiriyor. O iş değişti. Muhalefetin sertleşmeden korkmasına ve kaçınmasına gerek kalmadı. Artık iktidarın aleyhine döndü, gerilim muhalefete yarıyor...” 

Buna güvenerek gaza geleceklere şunu sorun, başka bir şey demenize gerek kalmaz: 

Bir kişinin Kabe’ye saygısızlığını kullanarak, bütün öğrencileri din düşmanı sapkınlar diye karalamasalar, eylemi bir resme indirgemeseler... 

Bir kişinin yaptığı faili meçhul provokasyonu aydınlatıp bozmak, suç işlendiyse hukuku işletip devlet yönetmenin gereğini yapmak, başkasının kabahatini öğrencilerin üstüne yıktırmamak, eylemlerini sabote ettirmemek varken...Dini değerleri aşağılamaktan bütün öğrencileri sorumlu göstermeye kalkışmasalar... 

Eylemi önce LGBTİ gösterisi, sonra LGBTİ destekçileriyle karşıtlarının kavgası gibi sunmayı denemeseler, o da tutmayınca bu kez öğrencileri komple terörist ilan etmeseler... 

Kısacası rektör protestolarını kendi haline bıraksalar, orantısız bir güçle üstüne giderek büyütmeseler, kampüsün dışına taşırmasalar... 

Bugünlerde Türkiye ne konuşuyor olurdu da Boğaziçi’ni konuşmaktan şimdi ona fırsat kalmıyor? 

İpucu: AK Parti ülkeyi çok kötü yönetiyormuş, aşı bulamıyormuş, ekonomiyi batırıyormuş, işsizlikle yoksulluk, enflasyonla zamlar ve yolsuzluklar alıp yürümüş gibi göstererek kendi başarısızlıklarını, partisinde kurduğu tek adamcağız diktatörlüğünü ve halkın gerçek gündemiyken CHP›deki tecavüzleri saklamaya çalışan Bay Kemal faciasını konuşuyor olmaz mıydık? 

Bunu konuşmaya fırsat bulamamamız kime yarıyorsa bize bu sahanın dışında top koşturtan her kutuplaşma da işte ona yarıyordur.  

Sizce bu muhalefet mi, memleket mi yoksa iktidar mı oluyor? 

İnce’nin CHP’den ayrılma esprisi 

CHP’den üç milletvekili ayrıldı. Ve Muharrem İnce, onların da katılacağı bir parti kurmaya hazırlanıyor. 

İnce, amaç ve hedeflerini şöyle açıkladı: 

“Biz birkaç milletvekillik bir parti kurma derdinde değiliz. Küçük iddialar değil, daha büyük iddialar peşindeyiz. Önümüzde ki süreçte yüzde 50 artı biri alacak bir siyasi yapı oluşturacağız.” 

Ayrıca “CHP’yi bölmek gibi bir niyetim olamaz” da dedi. 

CHP’den ayrılma gerekçeleri temelde, Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakını bir arada tutma politikasına itirazlarından kaynaklanıyor. Bu uğurda verdiği tavizlerle CHP’yi Atatürkçü ve ulusalcı çizgiden uzaklaştırıyormuş. 

Hem...”Yüzde 50 artı biri toplamak için uzlaşmacı ve esnek bir siyaset izliyor, HDP’yi de Saadet’i de dışlamıyor, ince dengeleri gözetiyor, bu strateji yerel seçimde kazandırdı ama olmaz olsun öyle zafer” diye Kılıçdaroğlu’nu tavizle suçlayıp partinizden ayrılacaksınız... 

Hem de bunu CHP’yi bölmeden ve Kılıçdaroğlu’na suç gördüğünüz şeyi, yani yüzde 50 artı biri toplama iddiasıyla yapacaksınız. 

Zaten toplanmış, tekrar toplamak için Millet İttifakını dağıtmak istemenin mantığı ne? Spor olsun diye mi? Üstelik hiç esnemeden, uzlaşmaz ve tavizsiz bir çizgiyle mi? 

Anlayan, esprisini bana da anlatabilir mi?