• 6.02.2021 00:00
  • (263)

 Tutarsızlıktan beslenen üç damar var; biri aşk, biri siyaset. Bir de hokkabazlık.  

Üçü de ayrı dalda oynar ama aynı oyun havasına ayak uydururlar. Tutarsızlığın yol açtığı kafa karışıklığı ve duygu karmaşasından sonuna kadar yararlanırlar. 

Kaşla göz arasında, el çabukluğuyla göz boyamak için tutarsızlığı kullanırlar yani. 

Tutarsızlık, onlar için örtülecek bir kusur değil, bütün kusurları saklayan sihirli örtünün ta kendisidir. Örtmek istedikleri taraflarının üstüne serer, hipnoz gösterilerine devam ederler. 

Sesle görüntünün birbirini tutmamasından istifade etmek, üst düzey bir şov sanatıdır. Ayakta uyutma cambazlığı gibi ustalık gerektirir.  

Muhatabın dikkatini dağıtıp oyalarken zokayı allayıp pullayarak yutturmak her sihirbazın harcı mı? 

Söylemle eylemi tutturmayarak ortaya çıkan senkron bozukluğunu istismar etme ustalığı, en romantik ifadesini aşk türkülerimizde bulur. 

Muhtemelen sizin de en sevdikleriniz arasına girecek türkülerimizden söz ediyorum. 

Cem Adrian'ın okuduğu "Dostum", böyle iki türkünün karması.  

Başını "Bin cefalar etsen almam üstüme" türküsünden alıyor. Ortasını ise "Ey sevdiğim sana şikayetim var"dan. Sonunu, yine ilkine bağlıyor. 

Sivas türküleri bunlar, ikisi de Hüseyni makamında.  

Baştakini derleyen Aşık Ali Sultan. "Pir Sultan Abdal'ım gülüm dermişler" imzası ve "Sensiz dünya malı neyleyim" dizesiyle bitiyor.  

İkincisinin kaynak kişisi ise Muhlis Akarsu. "Akarsu'yum böyle miydi ahdımız" sitemiyle mührünü de vuruyor. 

Cem Adrian'ın "Dostum" varyantı şöyle: 

"Bin cefalar etsen almam üstüme/Gayet şirin geldi dillerin dostum/Varıp yad ellere meyil verirsen/Kış ola bağlana yolların dostum/Eski günler hayalimden gitmiyor/Bir dediğin diğerini tutmuyor/Yiğidim ya sana gücüm yetmiyor/Sensiz dünya malı neyleyim dostum/Dostum gelsene canım..." 

Bazı ifadeler de değişikliğe uğramış tabii. 

"Eski günler hayalimden gitmiyor oy/Bir dediğin diğerini tutmuyor oy" kısmı, "Ey sevdiğim sana şikayetim var"da geçiyor.  

Yalnız küçük bir farkla, "Dün dediğin bugünkünü tutmuyor oy" şeklinde.  

"Ne sevdiğin belli ne sevmediğin oy oy" yakınmasını da atlıyor Cem Adrian. 

Buradaki aşk gelgitleri, dediğiyle yaptığının birbirine uymamasından ibaret değil. Sevgilinin dediğiyle dediği arasında da görülüyor aynı uyumsuzluk. 

Yine de gayet şirin geliyor çelişkiler, çapraşıklıklar. Sevilen, bin cefalar etse bile naz, cilve sayılıp katlanılıyor. 

Ayar bozuklukları, aşkı canlı tutan kamçı! Ama ne öldürür ne yaşatır, arada can çekiştirerek süründürür. 

Siyasetin abrakadabraları için de geçerli. Elektrik kesintileri siyasetin cilvelerine verilmiyor mu? Olmadı, sineye çekilecek kapris. Küsülmez, idare edilir şey, aksi nankörlük. Hatta neden keyfi çıkarılmasın! 

Cereyan gelip giderken karanlıkta hokus pokus heyecanları yaşatmıyor mu? 

Bir Anayasa reformu yapılıyor, bir uyulmuyor. 

Mahkemeler bir bağımsız ve bağlayıcı oluyor, bir temizlenmesi gereken fazlalık ve takma mecburiyeti kalkıyor. 

Kanun önünde eşitlik bir var, bir yok; adamına göre. 

Ayrıcalık bir yasak, bir serbest. 

İtiraz bir hak, bir devlete karşı gelmek. 

Sorgulayan gençlik bir yüceltiliyor, bir asi ve terörist. 

Kimin terörist olup olmadığına karar verme yetkisi lafta mahkemelerin tekelinde, uygulamada siyasi iktidarın.  

Yargısız infaz bir suç, bir değil. 

Devlet bir vatandaşı için var, bir vatandaşına güç gösteriyor. 

Kamçıyı elinde tutanla maruz kalan hem tek standarda tabi, hem de bakıyorsunuz standart çift. 

Dön baba dönelim, cilveyle kapris arasında gargaraya gelip kaynıyor şov. Harala gürele yuvarlanıp gidiyor millet bir umutla. Tutarsızlık kazandıkça da değişmeyecek. 

Bu cumartesi şarkınız üç varyant, ilkiyle başlayın: "Ne sevdiğin belli ne sevmediğin oy oy!"