AK Parti, Necip Fazıl’ın çağrısında bir çıkış bulabilir. Hani şu dizeler: “Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi...”

Üstadın çağrısı, şöyle uyarlanarak başlanabilir mesela:

“Konuşturun, Büro Elemanı bildiklerini anlatsın; belki çözülür saadet zinciri...”

Hem kirden, pastan partiyi arındırma imkanı sağlar. Hem örtbas edileceğine dair kamuoyundaki izlenim ve endişeler de böylece giderilir.

Kürşat Ayvatoğlu skandalın kahramanı mı, yoksa çıkar çarkında öğütülmüş bir kurban mı?

AK Parti’ye iktidardan nemalanmak için geldiğini, uyuşturucu bataklığına sürüklendiğini, denediğini ama savrulmaktan kurtulamadığını itiraf eden Kürşat kardeşimize üzülelim, el de atalım.

Fakat skandalın kahramanı mı, kurbanı mı?

Burasını netleştirmeden ne yeni Kürşatların çıkması ne de henüz patlamayanların savrulmaya devam etmesi önlenebilir. Ne iktidar zeminindeki bataklığı kurutabilir ne de Kürşatların kurtuluşuna vesile olabiliriz.

Bu gerçeği, ortaya saçılan rezilliklerden dolayı halktan helallik isteyen AK Partili Hamza Dağ da şöyle kabul etmedi mi:

“Bundan çıkaracağımız dersler var. Partiye alırken başka araştırmalar da yapmak lazım. Bundan sonra çok daha dikkat etmeyi gerektirecek bir durum var.”

Amenna!

Hadi bir maaşını bir fırtta burnuna çekerken, kumar masalarında sabahlerken, kandili bir o alemde bir bunda söndürürken gözlerden ıraktı, fark edilemedi...

Hadi lüks arabalarını partiye getirmedi, uzakta bindiğinden fark edilemedi...

Mandagözü dedikleri madeni 20 kuruşlar değil ki havada uçuşan. Savurduğu kolay parayı indirirken de mi, üstünde sergilerken de mi fark edilemedi!

3 bin lira maaşlı bir büro elemanı 38 bin lira aylık gelir beyan ediyor, çekinmeden şirket kuruyor, iki gün üst üste aynı kıyafeti giymiyor, bir taktığı saati bir daha takmıyor, cicimamaya dadanmış, fotomodel edasıyla genel merkezde dolaşıyor.

Ama hiçbir büro büyüğü bu işte bir çarpıklık sezmiyor, cukkayı nereden bulduğunu sormuyorsa AK Parti’de elekten deve geçiyor demektir.

Bu körleşmenin nedenini sorgulamak da fena bir başlangıç olmaz.

Mesela, iktidardan nemalanmak oralarda çok normalleştiği, sıradanlaştığı için göze gelmemiş olabilir mi?

Belki büroda birbirlerinin kıyafetlerini süzmek ve babadan lord doğmayanların maaş hesabıyla açıklanabiliyor mu diye bakmak göz açıcı olabilir.

Bir önerim de bu evet, kıyafet kontrolü! Erken teşhiste işe yarayabilir.

Eleği gözden geçirirken şöyle bir kriter de eklenebilir: Büyük küçük ayırmadan, büroda ve kamuda kendisi ya da yakınları üstüne şirketi olan başka kimler var?

Ayvatoğlu, kapıları açsın diye AK Parti’de maaşlı büro elemanlığına girdiğini açıklamıştı. Ani zenginleşmesine, yükünü tuttuğuna bakılırsa o kapılar da açılmış. Hangi yağlı kapılardı bunlar?

Haksız kazanç, avanta kapıları tespit edilirse iktidarın göbeğindeki akçeli ilişkiler ağı da çorap söküğü gibi ele gelecektir.

AK Parti çürüme, yozlaşma, nüfuz ticareti ve milleti söğüşlemeyle mücadele için bu skandalı fırsata çevirebilir.

Ama Büro Elemanı arkadaşı, bürolarda dönenlerle ilgili konuşturmadan olmaz.

Yargıda korunup kollanacağını düşünürse bildiklerini öter mi, dili çözülür mü?

“Deliller toplandı, zaten suçun niteliği de uyuşturucu kullanımı ve ticaretiydi, üstüne gidilecek başka bir husus kalmadı, tutuklama tedbirine yer yok” diye eve yollamak doğru mesaj mı peki? Emin misiniz?

Kürşat’la birlikte onu ifşa eden arkadaşları da bırakıldı. Konuşsunlar, her şeyi anlatsınlar, hiçbir sır örtbas edilmesin, üstü kapanmasın, arkası deşilsin diye mi?

Yahu, Bakan Soylu’nun dediği gibi birbirlerine şantaj da mı yapmamışlardı, kendi kendine mi patladı skandal, şantaj suçu da mı yok ortada, neyi paylaşamamışlardı!

Bakan Soylu ne demek istedi?

İçişleri Bakanı Soylu, Büro Elemanı Skandalı’nı kurcalayan CHP milletvekillerini uyarmıştı. İşi gereği, haklarında mahrem bilgilere sahip olduğunu söylemişti.

İçişleri Bakanı’nın görevleri arasında bu da mı var?

Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşmuştu. Üstü kapalı imasının anlaşıldığından emin olmak için, laf arasında üç kere de tekrarlıyordu.

Muhalifleri fişlediği, dosya tuttuğu ve gözdağı vermek için kullandığı tepkileri geldi.

Yanlış anlaşılma varsa Bakan mutlaka düzeltmeli. Ne demek istediğini açıklığa kavuşturmalı.

Sahip olduğunu söylediği bilgiler bir suç eylemi içeriyorsa da derhal savcılıklara bildirmeli, durduğu kabahat.

Aksi, görevi ya kötüye kullanmaya ya da ihmale girer.

Geçiştirilecek konu değil.

  • Abone ol