• 21.04.2021 06:29
  • (188)

AK Partili Nurettin Canikli, “128 milyar dolar nerede” afişlerinin çok ağır hakaret içerdiğini söyledi. Hem de tamamı. “256 kağadın yarısını nettiniz” yazanı da dahil.  

Önceki akşam Habertürk’teydi, Kübra Para şöyle yakındı: 

“Belki çok masum bir soru gibi gözüküyor. Ama hakaretlerin en büyüğü bu. Bu en temel insan hakları ihlalidir.” 

Aydın Doğan, uzayan akşam davetlerinden vakitlice ayrılırken latifeye vurur, “Büyükbabaların erken yatma hakkı vardır” diye izin isterdi. 

Kapı gibi mazeret, kim karşı çıkabilir!  

İktidarın da insan haklarının fuzuli sorularla ihlal edilmeme hakkı olamaz mı! 

Büyükbabaların erken yatma, erken kalkma ve istirahatte rahatsız edilmeme hakkı kadar kutsal bir hak bu da. 

Canikli anlatıyor işte; 128 milyar dolar yabancıya gitmemiş. 75’i, kişi ve şirketlerce satın alınıp banka hesaplarına yatırılmış. 36’sı da hane halkının elinde, cebinde, yastık altında altın olarak duruyormuş. 

Merkez Bankası rezervlerinden o paralar çıktı ama bir yere gittiği yok yani. Hala göremeyen vatandaş, koyduğu yere baksın. Ya da nerede düşürdü, nerede unuttuysa oraya. 

Ha, üstü mü! Kalan 17 milyar dolarlık küçük bakiyenin çoğu ise yabancılarla birlikte dışarı çıkmış. Lafı edilmeyecek bir meblağ zaten. 

“MB rezervleri boşaldı” diye ortalığı velveleye vermek, bunun için iktidarın rahatını kaçırıp istirahatini bozmak haliyle büyük hakaret. 

Hala rezervlerin nereye kaybolduğunu sorup soruşturmak, hakaretin daniskası. 

BATSIN, YERE BATSIN BÖYLE DEMOKRASİ (!) 

Neyse ki Türkiye’de savcılar var... 

Geçen, ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu için de fezleke düzenleyip Meclis’e göndermek zorunda kaldılar. Dokunulmazlığı kaldırılsın istiyorlar.  

Çünkü CHP, iktidarın FETÖ’yle doğru mücadele etmediğini iddia eden bir kitapçık bastırmış. Yine Cumhurbaşkanı’na hakaret, yine halkı iktidara karşı kin ve düşmanlığa tahrik, yine yalan, yine iftira anlayacağınız (!) 

Halkı sandıkta patlasın diye iktidara karşı doldurmak, milletin oyunu seçilmiş partinin aleyhine çevirici propaganda yapmak serbest olabilir mi? 

Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun haza dik alası! 

Siyasi propaganda özgürlüğüymüş, iktidarı sandıkta değiştirmek için halkı iknaya çalışmak en temel demokratik hakmış, bu olmazsa siyasi rekabet nasıl olacakmış, seçimin ne manası kalacakmış filan... 

Batsın böyle özgürlük anlayışı, yere batsın böyle demokrasi (!) 

Anayasal düzenin ve Cumhurbaşkanlığı sisteminin altını oymak için özgürlükleri istismar edecekler, demokrasiyi kötüye kullanacaklar. Ve yanlarına kalacak. 

Hangi demokrasi, kendisini ortadan kaldıracak sahte demokrasi gösterilerine müsaade eder, söyleyin? 

EMEKLİ AMİRALLERİ TUTUKLAMAYAN HUKUK UTANSIN(!) 

Ya savcılar hepsine yetişemese, tehlikenin azametini düşünsenize! 

Allah’tan savcıların yetişemediği yere İçişleri Bakanlığı yetişiyor, hamdolsun. 

Misal, TESUD’un başına getirilenler... 

Hem adınız Türkiye Emekli Subaylar Derneği olacak. Hem de Savunma Bakanlığı, kendisine destek ziyaretine gidip emekli amiraller bildirisini kınadığınızı açıkladığı halde kalkıp yalanlayacaksınız. “Hayır, Bakanlık çağırdı, bildiriyi de kınamadık” diyeceksiniz... 

Genel Başkan emekli Tuğgeneral Çalışkan’ın evi derhal aranmaz, derneğe fücceten müfettiş salınmaz mı! 

Gelin de mahkeme kararını bekleyin! 

Haftası geçmeden başkan ve yönetim kurulu üyeleri, idari kararla görevden alındı.  

Yerlerine kayyum atanıp savcılığa da ihbar edilecekler. 

Suçları, emekli amiralleri kınamamak ve benzer görüşleri paylaştıkları izlenimi uyandırmakmış.  

“İyi de, bildiriye imza atanlar bile görüşlerinde suç bulunamadığı için mahkemeden adli kontrolle bırakıldı” diyebilir misiniz? Haşa, dağ başı değil herhalde burası. 

Hukukta açık, boşluk var diye göz mü yumulacaktı? 

İSTEMEZ, BAŞINIZA ÇALIN BÖYLE ÖZGÜRLÜĞÜ (!) 

Alın işte, Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın da hakları yalan dolanla ihlal edilmiş.  

Sahibi olduğu şirketten, bakanı olduğu bakanlığa ve bazı kurum ve kuruluşlara dezenfektan alındığı haberini, 5 gün sonra yalanladı. 

Haber doğru ama rakam çarpıtılmış, o kadar da değilmiş. Ucuza ve daha kaliteli diye kendi şirketinden alınıp teşkilata dağıtılmış. Amaç, en iyi koruyacak ürünü personele sağlamakmış. Herkesin iyiliği için. 

Hem şirketinin mal sattığı diğer kurum ve kuruluşlar kendi bakanlığına bağlı olmadığı halde, etik dışı çıkar ilişkisi gibi yansıtılmış. Ne alakası var, hakkını arayacakmış. 

Arasın bittabii, yatacak yerleri yok. 

Rahmetli Ahmet Kaya, “Kod adı Bahtiyar”ı sanki iktidara bir rahat vermeyenler için söylemiş. Sadece suçları saz çalmaktan değişik. O da iktidarı çok mağdur etmek. Gerisi bu kadar mı tutar, cız ediyor insanın içi.