• 22.04.2021 04:36
  • (137)

Darbeci Sisi rejimiyle kesik ilişkileri, silbaştan tesis ediyoruz. 

Al büyükelçini ver büyükelçimi, al Meclis Dostluk Grubunu ver Meclis Dostluk Grubumu bozuşmuştuk. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, eli kanlı Sisi'nin bulunduğu BM liderler yemeğini protesto etmişliği bile var. 

Adını Kahire'deki Rabia Meydanı'ndan alan dört parmak işareti Rabia; dünyada Sisi darbesine direnişin, Türkiye'de ise AK Parti'nin sembolü oldu.  

Rabia'ya kanlı bir katliamla, 700'ü aşkın  tutuklama, 75 idam ve 600 müebbet hapisle karşılık verdi Sisi. Sadece Rabia'nın bilançosu bu.  

İdam cezalarının onlarcası infaz edildi, infazlar devam ediyor.  

Mısır'ın darbeyle devrilen Cumhurbaşkanı Mursi müebbet aldı, duruşma sırasında vefat etti. 

Ama Ankara, Mursiye sadakatini korudu. Dışişleri'nin sitesinde Mısır Ülke Künyesi'ne Cumhurbaşkanı olarak Sisi'nin adı yazılmadı.  

Kaçan İhvancılara yakın zamana dek kucak açıldı. Türkiye, Katar'la birlikte İhvan'ın yanında durma politikası izledi.  

Ezilen İhvan'a yani Müslüman Kardeşler'e destekten vazgeçilmedi. Bu uğurda Sisi'nin arkasındaki Suud ve Körfez emirlikleriyle bile karşı karşıya gelindi.  

Diplomaside duygusallığa ve öfke hamasetine yer olmadığını hatırlatanlar çıktı. İhvancıları korumak ve kurtarmak için bile Sisi yönetimiyle akılcı, sağduyulu ilişki kurmak gerektiğine dair uyarılar yapıldı. 

Hepsini elini  tersiyle itti, kulak tıkadı iktidar. 

Kanlı Sisi rejimiyle kerhen bile olsa devletten devlete ilişkileri sürdürmenin İhvan'a daha yardımcı olacağını söyleyenler Sisicilikle, darbe yanlılığıyla suçlandı. 

İlişkileri kesmenin dış politikadan dış ticarete, faturası ağır oldu. Türkiye'nin dışarda daha çok yalnızlaşmasına yol açtı. Üstelik, darbenin mağduru İhvancılara da bir faydası dokunmadı.  

Ve köşeye sıkışıp bıçak iyice kemiğe dayanınca bakın ne oldu!... 

Aynı iktidar, Sisi yönetimiyle normalleşmek, iyi ilişkilere yelken açmak istiyor.  

İyi niyet gösterisi olarak Sisi muhalifi İhvancıların susturulduğu, TV'lerinin kapatıldığı, Türkiye'den gitmeye zorlandıkları iddia ediliyordu. 

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, önceki gün Habertürk'te doğruladı. Sisi yönetimi aleyhine düşmanca faaliyetlere ilkesel olarak izin vermediklerini, aşırıya kaçanları uyardıklarını söyledi.  

Gönül alıcı yakınlaşma adımlarının arkası geliyor. 

AK Parti Grubu, 8 yıl önce kaldırdıkları Mısır Dostluk Grubunu tekrar kurmak için Meclis'e teklif sundu. Meclis Başkanı Şentop, bu girişimi heyecanla karşıladı. 

Çavuşoğlu, üst düzey bir diplomatik heyetin Mayıs'ta Mısır'a gideceğini müjdeledi. Sonra da kendisi, Sisi'nin Dışişleri Bakanı Şükrü'yle buluşacak. 

Şahane, iş adamı dostum Haluk Nayman ağzıyla söylersem "Haarika" bile. 

Dönüp dolaşıp olmamız gereken noktaya geri geldik. 

Başa dönmek, yeni ve temiz bir sayfa açmak, iyi geçinme arzumuzu döne döne bildirmek pek bir ala da!... 

Sisi'yi 8 yıl tanımamanın bir de ödenmesi gereken ağır faturası var, o kime yollanacak? Arayı AK Parti düzelttiğine göre, tanımamanın faturası yine Bay Kemal'e mi? 

Nerede o eski kabine değişiklikleri! 

Ortada kabine mi kaldı ki revizyonu heyecan uyandırsın! 

Gerçi Gelecek Partisi lideri Davutoğlu, Türkiye’de tek adam rejimi kurulduğu iddialarına karşı çıkıyor. “Hayır, bu doğru değil, çift adam rejimi kuruldu” diyor. 

Fakat işin ironisi o. Yeni sistemin, iktidarları ittifaka mecbur etmesini, tek başına yönettirmemesini iğneliyor. 

Yoksa tek kişi hükümetine geçtiğimizi, Davutoğlu duymamış, bilmiyor olamaz. Cumhurbaşkanlığı sisteminin mimarları, tek başlılığın faydalarını sayarak söylüyor, öve öve bitiremiyordu. 

İkili, üçlü kararnameler ve bakanlar kurulu kararları yok bu sistemde. Tek imzayla, Cumhurbaşkanı karar ve kararnameleriyle oluyor hepsi. İmza gerektirmeyen icraatlarda ise Cumhurbaşkanı selamıyla. 

Bakanlar, kararın altına imza atamadığı gibi icraatın şahsi sorumluluğunu da üstlenemiyor. Başarı onlara ait değil, başarısızlıksa onlardan başkasına ait değil. 

Karar verici olmayan bakanların kurulu, imza yetkisine sahip bir tüzel kişiliği kalmadığından bildiğimiz bakanlar kurulu ya da kabine değil artık. 

Kamuoyu da farkında ki değişmiş değişmemiş pek umursamıyor.  

Nerede o eski merak ve ilgi! 

Zaten eskisi gibi hükümetin başı, milletin huzuruna çıkıp yeni kabine açıklaması da yapmıyor. 

Atamalar, gece yarısı Resmi Gazete’de yayınlanıyor.  

Kim gelmiş kim gitmiş diye, şöyle bir bakıp geçiyor millet de. 

Soylu ve Çavuşoğlu yerini koruyor. Berat Albayrak Cumhurbaşkanı Yardımcısı atanmadı. Bir bakanlık ikiye bölündü; iki kişi gitti, üç isim geldi. Ruhsar Pekcan Ticaret Bakanlığında kalamadı ama başını dezenfektan skandalı yememiş,  siyasi nüfuz tüccarları rahat edebilirmiş. Yerine Mehmet Muş’un atanması da Berat Albayrak’ın kendisine yakın isimleri hala koruyup kollayabildiğini gösterme mesajıymış vesair... 

Bundan öteye gidemiyor yorum ve spekülasyonlar. 

Bakanlık bekleyip son umudu da suya düşen AK Partililer, hayal kırıklıklarını sessizce içlerinde yaşıyor. Ama onlar bile teselli bulmakta, kendilerini avutmakta zorlanmıyordur. 

Ha oldu ha olacak, bugündü yarındı derken oldu bitti, kabine bahsi de kapandı böylece.