• 14.05.2021 00:43
  • (83)

Bir İsrail gazetesi, dün iktidar medyasının gözdesiydi. 

Çünkü hedefinde, Filistinliler değil İsrail Başbakanı vardı. 

Çünkü Netanyahu’yu, ülkeyi iç savaşa sürüklemekle suçladı. 

Çünkü Filistinlileri tepki göstermekte haklı, İsrail’i ise ırkçı buldu. 

Çünkü Netanyahu’nun yıllarca kışkırtma, polis şiddeti, ayrımcı yasalar ve baskılanmış bir medya ile Filistinlileri ezdiğini söyledi. 

Çünkü patlayan öfkeden, İsrail sokaklarına taşınan şiddetten, katliam ve linçlerden öncelikle Netanyahu’yu, onun siyasi mafya tarafından yönetildiğini söylediği otoriter rejimini ve fanatik taraftarlarını sorumlu tuttu. 

Çünkü Ramazan başından beri İsrail polisinin Kudüs’te Filistinlileri kışkırttığını ve gereksiz güç kullandığını hatırlattı. 

Çünkü tüm kontrolü elinde tutma hırsının ve tam hakimiyet kurma arzusunun, Netanyahu’nun sonu olacağını yazdı. 

Çünkü anti-Siyonist, İsrail düşmanı, gayrimilli, vatan haini, satılmış ve benzeri suçlamalarla şeytanlaştırılmaktan korkmadı. 

Kendi devletine karşı çıkmaktan hiç çekinmediği için zaten bu karalamaların hepsiyle tanışıktı. 

Yine de kendi hükümetinin popülist tahriklerini, ayrımcı nefret söylemlerini, yanlış bulduğu askeri operasyonlarını ve savaş çığırtkanlıklarını eleştirmekten geri durmadı. 

İsrail’in en eski ve prestijli gazetesi Haaretz bu. 

“Olağanüstü hal şartları var, tek ses olma zamanı, sen kimden yanasın, sırası mı eleştirmenin, neye hizmet devletini aşağılıyorsun” denilerek sesi kesilmedi.

Hayır, polis baskını yemedi, tutuklanan yok, yazarı Louis Fishman’a açılan bir soruşturma da duyulmadı. 

Fishman, gazetede elleri arkada dolaşsa dahi devlete meydan okumaktan, Gazze’nin intikamını almaktan, kripto Hamasçılıktan, Filistinlilerin rövanşı için kalem sallamaktan soruşturulmayacağı kesin. 

Gazete birkaç fanatiğin saldırısına uğrasa, devlet yetkililerinin “Oh olsun, beter olsunlar, müstahak, suçu kendilerinde arasınlar, ne yaptılar da dayağı hak ettiler” demeyeceği, güya “bu haklı öfkeyi niye üstlerine çektiklerini düşünmeye” çağırmayacağı da aşikar. 

Fishman’ın kalemine kuvvet, Haaretz’in ağzına sağlık... 

Bir İsrail gazetesinin İsrail’e karşı Filisinlilere hak veren yayını, Türkiye’de büyütülür elbette. Uzun uzadıya aktarılır, örnek gösterilir... 

Fakat Netanyahu’nun bütün baskılarına rağmen İsrail’deki çok sesliliğe, serbest tartışma ortamına ne demeli! 

İsrail karşıtlarına, kullanacakları bir propaganda malzemesi verdi diye Haaretz, devlet gücüyle susturulmuyor, hayat hakkına kastedilmiyor. Buna da gıpta edilmez, buna da imrenilmez mi! 

Yavuz sözcülerin bastıramadığı alay 

Sedat Peker, mitingler toplayıp muhalefete oy istemiş, muhalefet de bu desteği reddetmemiş, arasına mesafe koymamış, izin verip hoş karşılamış olsaydı... 

Peker’i hayırseverlik ödülleriyle kahramanlaştıran, muhalif medya olsaydı... 

Peker’le dava arkadaşlığı yapan, Kılıçdaroğlu olsaydı... 

Peker’e polis koruması tahsis eden, Akşener olsaydı... 

Peker’le aynı yola baş koyan, Babacan olsaydı... 

Karakolda ise Davutoğlu’nun ricasıyla kemik kırdırdığını itiraf etmiş olsaydı... 

Oluk oluk kanını akıtmakla tehdit ettiği, iktidar taraftarları olsa ve muhalefet sayesinde bu yanına kalmış olsaydı... 

Doğum gününü Fox’ta, KRT’de, Halk TV’de kutlasa ve iftara Yeniçağ’da, Sözcü’de, Cumhuriyet’te sofraya oturmuş olsaydı... 

İçişleri Bakanı Soylu, Peker’in abisinin Kılıçdaroğlu, ablasının Akşener, kardeşinin Babacan, hocasının Davutoğlu, medyasının muhalif medya, tarafının da muhalefet olduğunu söylerken yerden göğe haklı olurdu. 

Üstüne Peker, gün gelip arasının açıldığı iktidar mensuplarını ilişkilendirerek suç itirafları ve ifşalarında bulunmamış olsaydı... 

Cumhurbaşkanlığı ve AK Parti sözcüleri de, sırf bu itiraf ve ifşaların soruşturulmasını istiyor diye muhalefeti ayıplayıp kınadıklarında tefe konmazlardı. 

Bu şartlarda muhalefeti “Mafyatik hezeyanlardan medet ummakla, organize suç üyelerinin sözünü esas almak ve prim vermekle, iftiralarını referans kabul edip iktidara saldırmakla, kendilerini mafyaya kullandırmak ve utanmazlıkla” suçlamak için...Ev sahibini bastıran yavuz misafirden daha pişkin, ‘benim’ diyen komedyenden daha şakacı olmak gerekmez mi?