• 9.06.2021 08:01
  • (122)

Organize suç örgütü liderliğiyle suçlanan Sedat Peker, kitap satışlarını da patlattı.

Ama topluma kitap sevgisi aşılamak için kitaplardan, yazar ve şairlerden bahsetmediği açık.

Son videosunda takipçilerine önerdiği Vedat Türkali romanı, nokta atışıydı mesela.

Herhalde yok satsın, fiyatı artsın diye yapmadı.

Türkali'ye ve romanı "Bir Gün Tek Başına"ya yüklenen bir sembolik anlam olmalı.

Kitap sitelerine girenler, bu roman hakkında üç şeyle karşılaşıyor. Ani talep artışıyla fiyatının yükselmesi, stoklarda tükenmesi ve şu cümleyle tanıtılıyor olduğu:

"Bir Gün Tek Başına, toplumun kargaşasında birbirlerine tutunan insanların dramını ve umudunu anlatıyor..."

Vedat Türkali'nin ismi zaten bir şey söylüyor.

Türkali'yi, karşıt görüşten etkilendiği bir yazar olarak sunuyor Peker.

Karşıt gördüğü ve görüldüğü hangi kesimse mesajın muhatabı da o kesim.

Türkali, verimli ve uzun ömrünü 2016'da "Türkiye komünist hareketinin devrimci çınarı" olarak tamamladı. Yazar, şair ve senarist olarak çok değerli eserler bıraktı geride.

Eserleri arasından "Bir Gün Tek Başına"nın seçilmiş olması da ayrı bir mesaj. İlk eseri olduğu için değil tabii ki.

Peker, önerdiği kitapla sanki bugünün kutuplaştırılmış toplumunda düşman kesimlerin dramını ve birbirine tutunma ihtiyacını vurgulamak istiyor gibi.

14. Sadri Alışık Ödülleri törenindeki konuşmasında Türkali, bu yönünü zirveye taşımıştı.

Nisan 2009'daydı. Onur ödülü verilmişti. Teşekkür konuşması yapıyordu.

Şöyle seslenmişti salona:

"Kemalist değilim; Mustafa Kemal Kültür Merkezinde ödül alıyorum.

Atilla İlhan’la farklı anlayışlarımız var; burası Atilla İlhan Salonu.

Beni aranıza kabul ettiniz..."

Görüşlerinden vazgeçmesini, taraf değiştirmesini ve saflarına katılmasını beklemeden, kendisini olduğu gibi kabul ettikleri içindi bu teşekkür.

Türkali, siyasi düşmanlık ve kutuplaşmaları aşma mesajları için doğru seçim.

Peker, 'kimler kimlerle beraber' önyargısını yıkmayı, yan yana gelemeyecekleri ısındırmayı amaçlamadıysa bile oraya varıyor.

Türkali üstünden 'herkes kendisi kalarak da bir diğeriyle diyaloğa ve dayanışmaya girebilir' çağrısı yapmış kadar oldu.

Fakat Peker 'bir gün tek başına' düşünmediyse bunu, bir fikir alış verişinden çıktıysa...Kargaşada birbirine tutunma başlamış demektir.

Peki tek başına değilse, yanında kim var?

Dış güçlerden çıkmaz bu fikir. Nereden bilecekler de aklına Türkali'yi düşürecekler!

Yanındakiler iç güçlerse ne olacak?

Siyasi çürüme ve yozlaşmaya tepki, içeride zıt kutupları yakınlaştırıyorsa... 'Arkasında dış güçler var' diyerek savuşturamaz iktidar.

Tek yolu, kriminal ilişkilerin yargıda hesabını sormak, siyaseti kirli para ve yöntemlerden arındırmaktır.

Kamuoyu inandırılmadan, ikna edilmeden kazanılamaz.

Suçla CHP mücadele etmiyormuş gibi

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, Peker'in itiraf, ifşa ve iddialarının Meclis'te soruşturulmasına karşı.

Organize suç örgütünden 10 bin dolar alanla ilgili 'kimin elinde bilgi, belge varsa savcılara versin, Meclis'i alet etmesin ve AK Parti'yi yormasın, hukukun gereği neyse yapılsın, biz temiz siyaset istiyoruz, varsa yanlışa karışanımız biz kendimiz temizleriz, zaten memlekette çete, mafya bırakmadık' diyor.

Benzer parlaklıkta bir savunmayı, AK Parti Sözcüsü Çelik de yapmıştı.

İddia sahibi kendi arkadaşları, İçişleri Bakanı Soylu. Elinde delili de vardı. Ama ona sormuyorlar.

Peker bir ismi açıkladı, hatta bir partinin kendisinden parasız kahve alıp seçmene içirdiğini dahi iddia etti. Onu da yok sayıyorlar.

Bilgi ve belgeyi illa muhalefet getirecek.

Sanki polis muhalefetin emrinde. Yargı da muhalefetin gözünün içine bakıyor. Ve hepsi birleşip iktidarın suçla mücadele etmesini önlüyorlar.

E zaten çetelerle kimin yürüdüğünü millet görüyordu, CHP Genel Merkezi suç örgütlerinin yuvası olmuştu, teröristler de orada toplanmıştı. Kim bilir, bilgi ve belgeler de orada saklanıyordur, niye basılmaz, anlamış değilim.