• 12.06.2021 10:44
  • (98)

"Menfaat sandalyeye benzer: Başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir..."

Şair ve yazar Cenap Şahabeddin'in yüzyıl önce yaptığı bir benzetme.

Bugünlerde koltuklarının altında ezile büzüle küçülenleri gördü de bu lafı etti dersiniz.

Bunun gibi, Şeyhülislam Yahya Efendi'nin şu dizeleri de güncelliğini koruyor:

"Mescidde riyâ-pîşeler etsin ko riyâyı, meyhâneye gel kim ne riyâ var ne mürâyi..."

Yani "Bırak mescitte riyakarlar devam etsin ikiyüzlülüğe; sen meyhaneye gel ki orada ne riya var ne riyakâr..."

Bir Şeyhülislam'a, dört yüzyıl önce bunu ne söyletmiş olabilir?

İslam Ansiklopedisi'ne göre Yahya Efendi'nin yalan, iftira ve karalamalardan bunalmasının eseri.

Sultan 4. Murad'ın Şeyhülislam'ı Yahya Efendi, divan edebiyatının en parlak gazel şairlerinden. Baki'yle, Nedim'le birlikte anılıyor.

Fakat üç kez Şeyhülislamlığa gelip gidiyor. Ayağı sürekli kaydırıldığından.

Sırf "aşk, kadın, güzellik ve şarapla alakalı serbest şiirler" yazdığı için kafirlikle dahi suçlanıyor.

Ham softaların bağnazlığından öyle yılıyor, hayatı öyle zehroluyor ki sağlığı bozuluyor sonunda.

Oysa İslam Ansiklopedisi Yahyâ Efendi'yi "gönül ehli, hak bildiği yoldan şaşmayan, bulunduğu makamın hakkını veren" saygın bir din alimi olarak anıyor.

Bugün her sıkıştıklarında "din elden gidiyor, vatan elden gidiyor" yaygarası basanlar için aynı şeyi yazacak mı bakalım tarih?

Dini, imanı çıkar ve iktidar mücadelelerine alet edenler, Yahya Efendi'yi hayata küstürmeyi başardı. Ama hokkabaz olarak geçtiler tarihe.

Kutsal sembolleri çirkin yüzlerine maske yapan popülist şovmenler, hep vardı.

İkiyüzlüler, koltuklarının altında ezilen maskeli balo oyuncuları hep vardı. İlk kez bizim devrimizde sahne almıyorlar.

Şark cephesinde değişen bir şey yok denilemez yine de. Var bazı ilerlemeler...

İkiyüzlüler, artık Çakal Carlos gibi binbir surat, kılıktan kılığa giriyor.

Koltuklarının altında küçülenler, artık kibrit kutularına da sığıyor.

'Hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak' denilen milatlardan birinin eşiğindeyiz.

Yerli ve milli versiyonuyla popülist şovmenlik, maskesi hiç düşmemiş gibi devam edemez artık.

Tiyatro, şimdilik iki perdeye ayrılıyor: Sedat Peker'in ifşalarından önce ve Sedat Peker'in ifşalarından sonra!

Maaşlarının sayısı kadar göstermelik yüzleri olanların gerçek yüzünü, popülizm örtüyordu.

Kutsalın arkasına saklanan, dini ve milli değerleri maske olarak kullananların gün gelip her köşede sobeleneceğini söyleseler kim umardı!

"Biri din, vatan elden gidiyor diye bağırıyorsa bilin ki, arkada görmenizi istemediği bir fırıldak çeviriyor" uyarısı Sedat Peker'den geliyor. Suyunu çıkaracak kadar abarttıklarını buradan anlayın.

Dev ekranlara yansıtılan imajların iç yüzü, mini ekranlarda sırıtıyor; kim derdi!

Mevlana'dan "Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" nasihatı çekmek kolay.

Zor kısmı; dışı kalaylı, çalımlı görünürken içi alaylı, berbat, dökülüyor olmamak.

İçi dışı bir olmak, her babayiğidin harcı değil.

Cemil Meriç, sırlarını teşhir ettiği Jurnal'de bunu yapıyor. Okurun karşısına soyunarak, maskesiz çıkıyor.

Şu felsefeyle: 'Çıplak görünmek de bir koketri, bir hoşluk olabilir, insan mutlaka smokinle huzura çıkmak zorunda değil.'

Popülist hamasete gelince mangalda kül bırakmayan kurtarıcıların kaçı, buna cesaret edebilir!

İddiada kimseye sıra vermeyen kahramanların kaçı, iç dünyasıyla çıplak boy gösterebilir!

Taktığı maskeyi, sürdüğü makyajı, giydiği kıyafeti çıkarıp mahremiyle süslenenden daha büyük kahraman var mı peki?

İçi olduğu gibi dışına vurandan daha etkili rol model bulunur mu?

Yahya Efendi'nin isyanı, aldatıcı kostümlerle ortada dolaşan riyakarların, mescidi mesken tutmasına.

"Mabede bezirgan sokmazdı Şark" derken Cemil Meriç de aynı dertten yakınıyor.

Sezen'le bitirelim. Bir türlü dürüstçe kendisi olamayan, hep rol kesen, maskelerine hapsolan, baloda tutuklu kalanlar için gelsin.

"Tutuklu: Ne senden öncesi, ne senden sonrası, ben sende tutuklu kaldım..."