• 10.07.2021 23:43
  • (121)

Sedat Peker, aklını tatile gönderdiğini söylüyordu. Sonra geri çağırdı.

Aklını tatil eden, illa ‘korkun, delirdim’ diyor değil. Düşünmeyi bırakmış, kafayı dinlendiriyor da olabilir.

Fakat son yıllarda aklınızı Bodrum’a gönderirseniz, boşaltmak için tatile çıkarmış olmuyorsunuz.

Masada içilen suya 960 lira yazılmış, kabarık yemek faturasını görmüşsünüzdür.

Allah manda şifalığı versin, bir orduyu doyuracak kadar da yememişler. Ama gelen hesap, 26 bin lira.

Şişirmeyi abartmamış hayır, pahalı filan değil restoran, artık zıvanadan çıkmış.

Bodrum, aklı tatile yollamak için doğru yer değil.

Bize uçuk gelen rakam, belki kimine çerez parası. Yine de kazıklanma duygusu, para babalarının bile uykusunu kaçırır.

Biraz rahata ermek, huzur bulmak için çıktığı tatilden aklınız daha huzursuz, daha rahatsız dönsün istemezsiniz herhalde.

Gerçi ‘sonunu düşünen kahraman olamaz’ derler...

Ama düşüncesizlik de pek tavsiye edilmez. Çok düşünmek, derine dalmak tavsiye edilmediği gibi...

Ecdat öğüdüdür: “Ayağını sıcak tut, başını serin; kendine bir iş bul, düşünme derin.”

Oyalanmak önemli, yoksa düşüncelerle baş başa kalırsınız.

Hatta şair İsmet Özel, gavur icadı ve tuzağı olduğu için tatile kökten karşı.

Boş durmak, lüzumsuz fikir ve hayalleri davet eder. Odun kırmaktan bile yorucu.

Bunu Özel’in şu ünlü şiirinden de anlıyoruz:

“Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Yârabbi; taşınacak suyu göster, kırılacak odunu.”

En kötüsü, doluluktan kafanın karışmasıdır.

O yüzden şair devamında üsteliyor: “Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelâlemin, tütmesi gereken ocak nerde?”

Kırılacak odun, taşınacak su İsmet Özel için neyse, ödenecek kazık hesap da bazıları için odur belki. Enayilikten değil, zihinlerini meşgul etsin diye.

Duası şöyle olmaz mıydı:

“Şimdi ne yapsam diye tekrar düşündürtme bana Yarabbi, ödenecek en acıtıcı adisyonu göster...”

Mesela bizim Dışişleri’ne de kınanacak demokrasi ve hukuk uyarısını göstereceksin.

Önceki gün bu kez Avrupa Parlamentosunu bir güzel payladılar.

AP, Türkiye’de iktidarın yargıyı kullanarak siyasi muhalefeti ezdiğini belirten bir kararı onaylamış. HDP’ye kapatma davasını da katmışlar.

Dışişleri’nin tepkisi:

“Sürekli yargı bağımsızlığından bahsedenlerin, başka ülkelerin yargı süreçleri hakkında ültimatom vermeye kalkmaları, sadece haddini aşmak değil tam bir ikiyüzlülüktür...”

Sanki daha dün, Yunanistan yargıtayının Türk azınlıkla ilgili bir kararına haklı kınama yayınlayan kendileri değildi.

Geçmişte Avrupa kurumlarının kınadığı başörtüsü yasakları, tepki verdikleri AK Parti’ye kapatma davası da yargı kararıydı.

Neyse ki onların da bağımsız yargımıza ikiyüzlü ve hadsiz müdahaleler olup olmadığını düşünmeye fırsat kalmıyor.

Dışarıda ültimatom çekilecek o kadar çok haksızlık, hukuksuzluk var ki...

Daha Mısır yargısının, Müslüman Kardeşlerle ilgili idam kararlarına bir şey söylenecek...

Bunlar olmasa, Dışişleri’nin aklına kafa karıştıracak şu soru dahi musallat olabilirdi:

Yargımızın bağımsız olduğuna kendimiz inanıyor muyuz ki inanmıyorlar diye başkalarına kızıp söyleniyoruz?

Allah’tan başlarını kaşıyacak vakitleri yok.

Paralı işsizlik ve aylaklık zordur. Can sıkıntısından ne yapacağını, neyle gün öldürüp nasıl gönül eğlendireceğini şaşırtır.

Meşhur Rus roman kahramanı Oblomov’un başını yakan da zengin tembelliği, eyyamcılık değil miydi?

Fakat işsizliğin daha zoru, parasız olanıdır. Ömür törpüsü. Saatler geçmez, can dayanmaz.

İYİ Partili Lütfü Türkkan, trajediyi Meclis’e taşıdı. Salgın yasaklarında canına kıyan müzisyen sayısı 100’ü aşmış. Bir buçuk yıldır çalışıp ekmek parası kazanamadıkları için.

En son, ünlü kemancı İlyas Tetik’i kaybettik.

Yevmiyeye talim eden çoğu müzisyen perişan. Ne destek sırası ne normalleşme uğramış.

Artık onlara da ya çalınacak kapıyı ya çalacakları sazı, sahneyi gösterme zamanı gelmedi mi?

Okunacak ilk istek benden. “Kayboldum kaybolan yıllar içinde: Ağladım mı güldüm mü, yaşadım mı öldüm mü, bir kısa gün gibi bir ömür geçti de anlayamadım...”