• 13.07.2021 06:47
  • (108)

Erdoğan, 11 yıl önce kapatılacağını açıkladığından beri cevap bekliyordu:

Diyarbakır Cezaevi, asimilasyon ve işkence geçmişiyle bir yüzleşme müzesine döndürülecek mi, döndürülmeyecek mi?

12 Eylül 2010 referandumundan bir hafta evveldi. Başbakan Erdoğan, Diyarbakır mitinginde ilk müjdeyi şöyle vermişti:

“Ah şu Diyarbakır Cezaevinin bir dili olsa da konuşsa. Ah o 5. koğuş bir dile gelse. Kitaplarda yazıyor. Evet, Diyarbakır Cezaevini kapatıyoruz.”

Sembolik anlamı büyüktü. 12 Eylül darbe rejimiyle hesaplaşılıyordu. Bu da o süreci taçlandıracaktı.
Daha sonra Meclis’te, Diyarbakır Cezaevini İnceleme Alt Komisyonu bile kuruldu.

Komisyon Başkanı AK Partili Orhan Miroğlu da aynı işkencehaneden geçmişti. Kişilik ve kimlik ezen hiçleştirme zulmüne 6 buçuk yıl maruz kalmış, anılarını kitaplaştırmıştı.

Miroğlu, kötü hatıralarının silinmesindense canlı tutulmasını, ibret için sergilenmesini istiyordu. Ulucanlar Cezaevini de örnek gösteriyordu. Burayı bir hafıza müzesine çevirme önerisini rapora yazacaklarını söylediğinde, 2016’ydı.

Çözüm Süreci’nin çökmesiyle birlikte konu soğumaya terk edildi.

Ta ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen cuma Diyarbakır ziyaretinde eski müjdeyi güncelleyene kadar...

Ama bu kez müze yapılacak mı, yapılmayacak mı tartışmasına da nokta koydu.

Müjdenin son hali şu:

“Bugün sizlere bir de müjde vermek istiyorum. Geçmişte uzunca bir dönem adı zulümle, işkenceyle, insanlık dışı muamele ile anılan Diyarbakır Cezaevini yakında boşaltıyor ve kültür merkezi olarak sizlerin hizmetine sunuyoruz. Böylece Diyarbakır’ın hafızasındaki bir kötü anıyı ortadan kaldırmış oluyoruz.”
Son plan, burayı kültür merkezi yapmak demek.

Bu namlı zulüm merkezinin kötü anıları unutturulmasın yaşatılsın isteyen Miroğlu, hala aynı fikirde mi, bilmiyoruz.

Ama aynı fikri savunanlar, kültür merkezi projesine itiraz ediyor.

Utanç müzesi yapmaktan vaz mı geçildi? Yahut kültür merkezi, onu da kapsayacak mı? Detaylar açıklanmadığı için belirsiz.

Avrupa şehirlerinde, engizisyon geçmişinin hatırlatıldığı müzeler var. Hatırlamak istemedikleri korkunç günahlarını bile saklamıyor, yüzleşebiliyorlar. Orta Çağ İşkence Aletleri Müzesi adıyla gezip görmeye açık.

Biz niye bir hafıza müzesinde karanlık geçmişimizin utancıyla yüzleşmeyi değil unutmayı, unutturmayı seçelim?
Örtbas etmekten, bastırmaktan kim ne hayır gördü ki biz görelim?

KARDEŞİNİ BİLE KAYIRMAYAN SİYASİYİ ÖZLEMİŞİZ

Hakkın hatırı yüksektir, hiçbir hatıra feda edilmez” sözünü dilinden düşürmeyenlere bakın bir...Ne diyor ne yapıyorlar?

Bir de hakkın yerini bulmasını, öz kardeşlik hukukundan bile üstte tutan CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu’na bakın...Lafını etmeden, tafrasını satmadan gereğini nasıl yapıp geçti?

Hastane yöneticisi kardeşi C. Ş. gözaltına alınmış. 2010’da açılan eski bir davada ifade vermediği için.
Dava konusu, ‘hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak’. İfadesi alınıp bırakılmış.

“Kaftancıoğlu’nun kardeşi gözaltına alındı” diye yansıdı.

Kaftancıoğlu ne mi yaptı?

Kulağının üstüne yatmadı...

Yasak savıcı bir açıklamayla geçiştirmedi...

Görev ve yetkisini kötüye kullandığı ayyuka çıkanlara tanınan ayrıcalığı, babasının evladına tanımadı...
Mafyanın 10 bin dolar maaşlı siyasi ayağı bile dava kardeşliği korumasından ve kayırmacılığından yararlanırken öz kardeşini kayırıp korumaya almadı...

“Aile her şeydir, kol kırılır yen içinde kalır” raconuna da sığınmadı...

Teklemeden, lügat paralamadan, gösterişe çevirmeden, anında şu net tavrı koydu, koyabildi:

“Ailesinin güvenini kötüye kullanmış birisi için, başkalarının güvenini kötüye kullanmamıştır diyememenin üzüntüsünü yaşıyorum. Hukuk karşısında işlemiş olduğu bir suç varsa eğer mutlaka cezasını çekecektir, çekmelidir.”

Hakkı, hukuku lafta değil icraatta başka hatırlardan yukarıda tutan yalın bir tepki.

Görmeyeli çok zaman oldu, özlemişiz yahu, helal olsun!