• 14.07.2021 06:50
  • (266)

'Camilerimizi kiliselere dönüştürüyorlar, emperyalizmin bir oyunu bu, gizli bir el devrede, bizi farkında olmadan Hristiyanlara benzetiyorlar’ yaygarasıyla camilerden tabureleri toplatmışlardı.

2 yıl geçti...

Önceki gün Fatih Camii’ndeki hafızlık töreninin fotoğraflarını gördünüz mü?

01.jpg

Cami içine masa ve kürsü kurulmuş, üstat koltuğu hazırlanmış, protokol için ayrı kanepe getirilmiş, cemaatle araya kırmızı güvenlik şeridi çekilmiş...

Mezun olacak hafız çocuklar yerde oturuyor, büyükler koltukta....

AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş da var kanepede.

Ama Numan Bey’in şahsına indirgemek, onun üstünden tartışmak buradaki çelişkiyi küçültmek olur.

Ortada büyük ve açıklanamaz bir tutarsızlık sırıtıyor. Bilerek saygısızlık demekten kaçınıyorum. Zor ama kendimi tutmanın gayreti içindeyim.

Neden mi meseleyi kişilere indirgemek yanlış?

Çünkü asıl sorun o fotoğrafta değil, ardındaki ikili tavırda.

Diyanet, 2019’da bir genelgeyle camilerden tabureleri kaldırtmıştı.

Bugün camiye tören koltuğu yerleştirenlerin, işte o gün tabureleri kaldırma işgüzarlığına karşı çıkmamış olması sorun.

Diyanet de adı gibi biliyor ve söylüyordu, tabureler dinen sakıncalı olduğu için yasaklanmamıştı.

Aslında caizdi. Kabe’de dahi binlerce Müslüman tabure üstünde ibadet yapabiliyordu. İslam, yattığı yerden göz ucuyla, imayla namaz kılmaya bile izin veriyordu. Yeter ki kişinin geçerli bir mazereti olsun.

Tabure yasağının sebebi, kimi tarikat ve cemaatlerin kuruntusu, paranoyasından başka bir şey değildi. Onlar kaşıdı, Diyanet’le iktidar da buna teslim ve alet oldu.

Oturak, camiyi kiliseye çeviriyormuş. Cami doku ve kültürüyle bağdaşmıyormuş. Mescit adabına ve ruhuna uymuyormuş. Cemaatte huzursuzluk ve tartışma çıkarıyormuş.

Kiliseyi andırıyor, Hristiyanlara benzetiyor diye dince tanınmış bir kolaylık kaldırıldı.

Sonuç...

Yaşlıysa, sağlığı el vermiyorsa, zorunluluk hali varsa camide tabureyle namaz kılamıyor.

Ama törene gelen protokol erkanını camide rahat ettirmek için koltuk, kanepe kullanılabiliyor.

O zaman Hristiyan adetlerini çağrıştırmıyor, mescide halel getirmiyor, Haçlı projesi olmuyor, öyle mi!

Diyarbakır Cezaevi projesi yanlış mı anlaşıldı?

Dün şunu sormuştum: Diyarbakır Cezaevi’nin kültür merkezi yapılmasına AK Partili Miroğlu ne diyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 yıl önce verdiği müjdeyi güncellemişti.

İşkenceleriyle ünlü Diyarbakır Cezaevi hala boşaltılacaktı.

Ama müze değil kültür merkezi yapılacaktı. Kötü anıları şehirden silinecekti.

Oysa örtbas yerine o anıları hatırlatacak bir yüzleşme müzesi yapılmalı değil miydi?

Müzeye çevrilmesini isteyenlerin başında, Orhan Miroğlu geliyordu.

Miroğlu, baştaki sorumu cevapsız bırakmadı. Anadolu Ajansı’na konuyla ilgili yaptığı değerlendirmeyi gönderdi.

Başlığından bile fikrini değiştirmediği anlaşılıyor: “Diyarbakır Cezaevi mağduru Miroğlu, cezaevinin müzeye dönüştürülme kararını değerlendirdi”.

Halbuki Cumhurbaşkanı, “kötü anıları şehrin hafızasından kaldıracak bir kültür merkezi”nden bahsetmişti.

Anadolu Ajansı ile AK Parti MKYK üyesi Miroğlu ise bunu, “o anıları unutturmayacak bir müze yapma kararı” şeklinde anlamış.

Miroğlu, müze kararını memnuniyetle karşılıyor.

Ben de memnuniyetle karşılarım. Fakat nereden çıkarıyorlar?

Diyarbakır Cezaevi’nin korkunç geçmişiyle “hesaplaşmanın bir müjdesi gibi hissettim” derken Miroğlu, doğru mu anlıyor projeyi?

Herkes yanlış mı anladı?

Mesela “Burası kültürel projelerin de hayata geçebileceği ama bir hafıza mekanı olarak da korunacak bir yer olmalıdır” cümlesi, daha çok temmeni gibi.

Yoksa Miroğlu, temennisini mi ifade ediyor?

Karışıklığı gidermek, tek cümlelik bir düzeltmeye bakar.