• 28.07.2021 07:07
  • (136)

Tunus'ta Cumhurbaşkanı Said, bir gece yönetime el koydu. Koalisyon başbakanını azledip yetkilerini devraldı, meclisi dondurdu.

Said, Anayasa'daki bir maddeyi kötüye kullanarak sivil darbe yapmakla suçlanıyor.

Bizim, 28 Şubat 1997'de yaşadığımız postmodern darbe sürecine benzeyen bir müdahale.

Ankara da haklı bir tepki gösterdi. Fakat soğukkanlı, ölçülü ve dikkatli bir dille.

Dışişleri'nin açıklamasında, demokrasinin askıya alınması kınanıyor. Anayasa'ya saygı isteniyor ve sorumlular, demokrasiye dönmeye çağrılıyor.

Cumhurbaşkanlığı tepkilerine de aynı vurgular hakim. Halkın demokratik iradesine darbe vurulması reddediliyor.

Köprüleri atan, 'tanımıyoruz' diyen, ilişkileri kesmekle tehdit eden bir fevrilik yok çıkışlarda.

Aksine, aramızdaki güçlü bağlara atıfla Tunus'un ve Tunus halkının yanında olmaya devam edeceğimiz belirtiliyor.

Ne Cumhurbaşkanı Said, şahsen hedef seçiliyor...Ne de arkasındaki azmettiriciler olduğu söylenen Birleşik Arap Emirlikleri, Suud, Fransa ya da Mısır'daki Sisi rejimine parmak sallanıyor.

Tepkilerde belirgin bir husus da şu:

Müslüman Kardeşler hassasiyetiyle Nahda Partisine değil, Yasemin Devrimi'nin kazanımlarına sahip çıkılıyor.

İktidar, Tunus'ta demokrasi tarafını tutuyor.

Önemli bir ayrım bu.

Her sakallıyı molla zanneden içimizdeki kimi latan İslamofobikler, 'siyasi İslam iktidardan dışlanıyor, Tunus da İhvan'dan kurtarılıyor' sevinciyle henüz göremese bile önemli.

Hükümet, tek başına Nahda'da değil zaten. Ayrıca Nahda da siyasi İslamcı değil. İhvan'dan ayrışmış, siyasi İslam'la arasına mesafe koymuştu.

Meclis Başkanı olan Nahda lideri Gannuşi, siyasi İslam'dan demokratik İslam'a döndüklerini 2016'da ilan etmişti.

Gannuşi; dini vaazla siyasi propagandayı ayırdıklarını duyurmuş, camiye siyaset sokmayı ve dinle parti faaliyetlerini karıştırmayı yasaklamıştı.

Arap Baharı, Gannuşi'nin bu sağduyusu, dini kullanarak toplumu kutuplaştırmayan uzlaşma siyaseti sayesinde Tunus'ta tutmuştu. Çatışmayı körüklemek yerine, iktidarı paylaşmayı tercih etmişti.

Örnek gösterilen Tunus tecrübesi, şimdi başarısızlığa sürükleniyor.

Suud ve Emirlikler Müslüman Kardeşler'e taktı, Nahda'yı bile tehdit görüyorlar ve İhvan'ı hiçbir yerde yaşatmamaya yeminliler de ondan mı!

Yanı sıra AK Parti'ye yakın diye mi Nahda cezalandırılıyor? Türkiye'nin ayağını Libya'dan kesme operasyonu mu?

Üç vakte anlaşılır müdahalenin gerçek motivasyonu...

"Müslüman Kardeşler'e karşıysa iyidir" diye darbeyi alkışlayanlara ne dense boş.

Fakat Ankara, bu kez Mısır'daki gibi fevri davranmadı.

Bir de AK Parti, deneme yanılmayla zor yoldan öğreniyor diyorlar. Öğreniyor mu öğrenmiyor mu, ona bakın siz (!)

İktidar, darbeci Sisi'ye haddini bildirirken Suud ve Emirlikler'le de kozlarını paylaşmak durumunda kalmıştı.

Değerli bir yalnızlığımız olmuştu ama bedeli de ağırdı, hala ödüyor millet.

Monşer dili, o kadar da kötü değilmiş demek. Türkiye'yi, daha da yalnızlaştıracak bir tuzaktan koruyor baksanıza!

KARAKOLA PARTİCİLİK SOKULMUYORSA TAMAM

T24'te Tolga Şardan yazdı. Yüksek Disiplin Kurulu, bir emniyet müdürünü meslekten atmış.

Ankara Büyükşehir Belediyesinin bir tivitini, şu yorumla paylaştığı için:

"Parselci müteahhitler belediyeden kovuldu. Anfa canlı yayınla ihale yaptı ve milletin 1 kuruşu bile zayi edilmedi..."

Bakan Soylu'nun istifaya kalkıştığı akşam da "Binlerce kez şükürler olsun" diye tivit atan bir müdürmüş.

Ne anlamalıyız bundan?

Karakola partizanlık sokulmuyor, İçişleri Bakanı'nın muhalefetle atışmalarına emniyet taraf olmuyor, Bakan'ın 'oh oh' gibi siyasi polemik ve propagandalarına polis alet edilmiyor, bir partinin sembolüyle selamlama işareti yapıp siyasi slogan atan polisler anında ihraç ediliyor, devletin memurunu parti militanıyla karıştıran hiçbir emniyet müdürüne tolerans gösterilmiyor, isterse iktidar taraftarı olsun gözünün yaşına bakılmıyor ise tamam.

Ancak o zaman bu ihraca hak verebiliriz. Birine serbest, öbürüne yasaksa orada adalet yoktur.