• 20.08.2021 06:53
  • (132)

En hızlı iktidar fedaileri, en ateşçi reişçiler bir Fatih Altaylı kadar olamadı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine rağmen dere yataklarının yapılaşmaya, şehirlerin gökdelenlere açılmasından yakındı yine.

Bu durumu daha önce de aziz millete şikayet etmişti.

Sonuncusu Kanal 7’deki yayındaydı. Şöyle dedi:

“Belediye başkanlığımdan beri söylemişimdir; sakın ha dere yatağına konut yapmayın, sakın ha dikey mimariye tevessül etmeyin, aşırı yüksek binalar yapmayın...”

Fakat onca iktidara yardımcı gazeteci arasından biri de çıkıp şunu sormadı:

Kim bunlar, hangi cüretle Erdoğan’a karşı geliyorlar, laf dinlememek hadlerine mi, yoksa bir dış merkezden mi emir alıyorlar, ‘Erdoğansız Türkiye’ projesinin maşası değillerse dertleri ne?

İktidara kumpas kurmak, milli iradeyi etkisiz ve başarısız göstermek gibi ajanlık ve beşinci kol faaliyetlerinden soruşturulmaları gerekmez miydi?

Ne hikmetse iktidar muhafızlarından bunu isteyen çıkmadı. Savcıları göreve çağıran görülmedi.
Bu lakaytlığa, bu vurdumduymazlığa daha fazla dayanamamış olmalı ki, Habertürk’ten Fatih Altaylı dün sessizliği bozdu. “Madem öyle görevden alın, dava edin” başlığıyla lazım geleni yazdı.

İktidar savunucuları utanır mı bilmem ama şu tepkiyi vermek Altaylı’dan önce onlara düşmez miydi:

“Belediye Başkanlığımdan beri dere yataklarına yerleşilmesine ve yüksek katlı mimariye hep karşı çıktım.’

Bu mealdeki söylemin sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan...

Şimdi kalkıp ‘Ben belediye başkanlığımdan beri buna karşı çıktım’ dediği zaman, tüm bu süreç boyunca birilerinin kendisini dinlemediği, izlemediği, kulak asmadığı ortaya çıkar.

Bu mümkün müdür!

Olabilir.

Ama o zaman herkesin şöyle bir beklentisi oluşur.

Başkan’ı dinlemeyerek bu felaketlere yol açan sorumluların hesap vermesi gerekir.

Hem hukuken hem siyaseten.

Erdoğan, kendisini 20 yıl boyunca dinlemeyerek kentleri dikine yükseltenlerden ve doğaya karşı hareket edenlerden hesap sormalıdır.

Büyük bölümü AK Partili olan bu laf dinlemez başkanların yerine hemen kayyumlar atanmalı, bürokratlar hemen görevden alınmalı ve hepsi birlikte yargı önüne çıkarılmalıdır.

Bu söz dinlemememin sonucunda meydana gelen bu büyük felaketlerin bir bedeli olmalıdır...”

Yerden göğe haklı!

Çarpık yapılaşmaya müsaade eden, sebep olan, göz yuman yetkililerin yanına kalmamalı.

Görevi kötüye kullanmaktan, imar yolsuzluklarından yahut yıkımlardaki ihmal ve kusurlarından dolayı hesap sorulmasa bile...Bari Cumhurbaşkanı’nı dinlememekten mutlaka hesap sorulmalı.

Gökdelenlere, göktırmalayan da denir. Ama hiçbiri hızlı, ateşli reisçilerin bu sessizliği kadar göz ve kulak tırmalamıyor, haberleri olsun.

Millet İttifakında bir kıpırdanma

AK Parti ile MHP için Cumhur İttifakı bir ‘esas olay’dı. Yani baskın ve önde duruyordu. Aralarındaki uyum ve uzlaşmayı, farklılıklarından üstte tutuyorlardı. Bağları, bağımlılık derecesinde güçlü ve sıkıydı.

CHP ile İYİ Parti içinse Millet İttifakı bir ‘gölge olay’. Ortam sesi gibi arkadan sürekli uğultusu geliyor ama önde, belirleyici ve o kadar görünür değildi. Aralarındaki ortaklık ilişkisi, bu yüzden daha gevşekti. Dolayısıyla daha bağımsız hareket ediyorlardı.

Birinin mimarisi federasyona benzetilirse diğeri için ‘konfederasyon modeli’ denilebilir.

İki yapının da getirdikleriyle götürdükleri, avantajlarıyla dezavantajları farklıydı.

Ancak mukayeseli üstünlüklerine bakıldığında ‘esas olay’ın, ‘gölge olay’a her zaman ağır bastığı tartışılmaz.

Bütünleşik görünememek, Millet İttifakının belki de en zayıf tarafıydı.

Farklılıklarını, ortaklıklarından daha çok öne çıkarıyorlardı. Fonda kalan bir söylem ve eylem uyumu bile göstermiyorlardı. Ya da bunu vurgulamaktan kaçınıyorlardı.

Fakat “Sınır/hudut namustur” kampanyası bir ilk.

Tesadüf değil de koordineli bir eylemse, dönüm noktası olabilir.

Parti binalarına eş zamanlı olarak benzer pankartlar astılar.

CHP ile İYİ Parti, eylem ve söylem birliği resmi veriyor.

Nereden çıktı?

Benzemezlerin dağınık, uyumsuz ve zorlama ittifakı olmakla yeriliyorlardı. Bu algının aleyhlerine çalıştığını mı değerlendirdiler? Belki...

Düğün dernek karşılaşmaları sayılmazsa Kılıçdaroğlu’yla Akşener, mayıstaki iftardan beri bir araya dahi gelmemişti.

Şimdi ortak eylemde buluşabiliyorlarsa işin rengi değişir.