• 4.09.2021 06:36
  • (92)

Celal Güzelses’in “Bahçada yeşil çınar” türküsü anlatıyor, karından konuşmanın nedenlerinden biri gizli sevda çekmektir.

Karanlıkta göz kırpanların başında onlar gelir.

“Ben seni gizli sevdim, bilmedim alem duyar” endişesi taşıyanlar...Açık konuşmaz, duygularını bir define gibi saklarlar.

Başka bir şarkı açıklıyor: “Aman kimseler duymasın, aman kimseler bilmesin, sonra düşeriz dillere.”

Cahit Sıtkı “Haydi Abbas, vakit tamam” diyerek, Abbas’tan kırbacı sihirli seccadeye basmasını ve ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan alıp uçarak getirmesini ister.

Ama 14’lük ilk sevgilinin adını sadece okurdan değil, sevgiliden de gizler. Ayıplanmaktan korktuğu için olsa gerek.

Sevgili dahi haberdar değil, anlamaz, ruhu bile duymaz. Kim olduğu, şair ile onun dileklerini gerçekleştirecek emir cini arasındaki bir sırdır.

Fakat bir yazar ve şair, illa gizli sevdanın tehlikelerinden sakınmak için derine gömmez manayı.

Attila İlhan gibi başka nedenleri olanlar da vardır.

“Zenciler Birbirine Benzemez” romanı, yazarın şu itirafıyla tanıtılmıyor mu:

“Kitap ‘Soğuk Savaş’ın en belalı döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Her şeyi olduğu gibi yazmak, romanın yazılmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flu bir hava verdim.”

Mesajın muhataba ulaşmasını garanti etmenin bir yoludur bazen flu yazmak. Haberleşme güvenliği, şifreleme gerektirdiği için.

Yoksa viran olası hanede evladüiyal, çoluk çocuk ekmek beklediği için değil. Ki bu da bir sebeptir bazen.

Kapalı, dolaylı anlatıma başvurmanın gerekçeleri bununla da kalmıyor.

Üslup dehası Cemil Meriç’in nedeni, sığlaşmaktan kaçınmak. Jurnal’deki yakınmalarından biridir.

Yalınkat, olduğu gibi, “Ali topu at” basitliğine indirgeyerek dümdüz söylenemiyor her mana.

Çok katmanlı, girift oluyor bazen mesele. Somut, yalın cümleler maksattaki genişliği, çeşitliliği, çapraşıklığı ifadeye yetmiyor.

Herkes anlasın diye her duyguyu, her düşünceyi, Cin Ali fişine sığdıramıyorsunuz yani.

Soyut kavrayışlardaki zenginlik, günlük dilin imkanlarından taşıyor.

O zaman da halka inememe, kalabalıklara seslenememe sorunu çıkıyor ortaya.

Cemil Meriç’in çözümü şu soruda: “Sanat adamı, bir panayır cambazı mıdır?”

Ve şu iki pasajda:

“Kısa cümle, aydınlık cümle… ne demek? Ne kadar kısa, kimin için aydınlık? Fikri, balta ile belinin ortasından kesmek...”

“Halkın seviyesine ineceğiz diye dilimizi papağanınkine benzetmek, halklaşmak değil...”

Halkın, geniş kalabalıkların okuyacağı kitaplar var.

Ama her metinden bunu beklemek, dilde bayağılaşmaya, papağanlaşmaya, o da zihinsel körelme ve yoksullaşmaya yol açmaz mı, haksız mı üstat?

Halka anladığı dilden konuşmak, kalabalıklara dert anlatmak kadar önemli bir başka sorumluluk: Seviyeyi yukarı çekmek!

Aksi, fikir hayatını yüzeysel sloganlara hapsetmek ve kısırlaştırmaktır.

Kültürde, sanatta bilinç, kavrayış, zevk ve beğeni çıtası, kitleleri zahmete sokmadan nasıl yükseltilecek?

Okurdan çaba istemeyen rahat sökülür yazıyla, izleyiciyi kolaya alıştıran klişe repliklerle, dinleyiciyi yormayan beylik nakaratlardan müzikle zihin, ufuk, derinlik açılır mı?

Talep ve tüketime ayarlanmış tek boyutlu, tekdüze işler, yazarı ve sanatçıyı halk avcısı demagoglara dönüştürür.

Bıkkınlık veren basmakalıp tekrarların topluma ne hayrı var?

Halka inmek, karşılıklı birbirini aşağı çekmekle sonuçlanmamalı.

Piyasa müziğine teslim olmanın, günün sonunda müzik piyasasını sürüklediği kısır döngü ve çöküş ortada.

Ahmet Haşim, şiirde anlam aramayı, eti için bülbülü kesmekle bir tutar bu yüzden.

Kaldı ki çağrışıma, kinayeye, mecaza, metafora, alegoriye, hicve, ironiye...Herhangi bir dolaylı ve katmanlı anlatıma bile razı gelmeyen bir talebi edebiyat nasıl karşılasın?

Mevlana’nın öğüdü, körler çarşısında ayna satmamak, sağırlar pazarında gazel atmamaktır.

Çarşıya, pazara uysanız bülbülü değil ama edebiyatı öldürmekle bitebilir.

Uymasanız, anlaşılmamak da bir ıstırap. Abdullah Cevdet’e “Körler diyarında mum taciriyim” dedirten kesatlık. Cemil Meriç’e, kafesinde yalnızlık şarkıları söyleten hal...

“O Kadar da Uzun Boylu Değil”de ortasını bulmaya çalıştım. Yasin Topaloğlu’nun editörlüğünde Elips Kitap’tan çıktı. Haftaya raflarda.

Kapağa, sanatçı dostum Ahmet Güneştekin’in sihirli eli değdi. Özel çekim görsel, onun eseri. Sağ olsun, başka bir sanatçı dostumuz Şener Özmen de harika tasarladı.

Ve hayır, karanlıkta göz kırpmadım. İmalarım, bakan her göze görünür.

akifbekikitap.jpg