• 19.10.2021 06:21

Torpil ve kayırmacılık suçlamalarına, cami önünden, cami içinden niye cevap verilir? Soru bu!

TÜGVA Başkanı Enes Eminoğlu, YouTube’da Cüneyt Özdemir’e “Belediyelerden yer ve kira desteği istediklerini” doğrulamıştı. Aldıkları desteği ise “kanuna uygun” diye savunuyordu.

Kamu imkanlarıyla TÜGVA’ya kıyak geçildiğini yalanlamayan her savunma, bir tek anlama gelir: Hak değil ayrıcalıkların korunması için mücadele veriliyor.

İl, ilçe temsilciliklerine belediye, neden yer tahsis etsin? Kiralarını ne diye belediye karşılasın?

Cevaben 81 il temsilciliği, namaz sonrası cami önünde açıklama yaptı. Hakkari’de cami içinden fotoğrafları bile görüldü.

Fatih Yüksel adlı bir TÜGVA yetkilisi, daha da ileri gitti. Bir tivitle TÜGVA aleyhine haberleri “İslam’a operasyon”, yapanları da “Dinle, imanla her zaman problemi olan gruplar” ilan etti.

Gerçi tepkiler üstüne bu tiviti sildiğini okudum haberlerde. Fakat tiviti sildirilince Yüksel’in ifşa ettiği savunma taktiği de reddedilmiş, terk edilmiş olmuyor ki!

Namaz kılmaları, camiye gitmeleri eleştirilse camiden cevap vermelerini, din ve iman karşıtlığına bağlamalarını anlarım.

Oysa sorular, cami kapısından içeri sokulmayacak konularla, torpil ve kayırmacılıkla ilgili.

Konuyu camiye çekerek Fatih Yüksel’in açıkça söylediğini zaten fiilen demiş olmuyorlar mı? TÜGVA’yı değil camiyi savunuyormuş gibi yapma anlayışında, bunu böyle söylemedikçe bir sorun yok mu?

Ne İslam, torpil ve kayırmacılığın örtüsü olarak kullanılabilir. Ne de cami, bunların sığınağı...

Kaçak yapıyı yıkımdan korumak için üstüne bayrak asanlar, bayrağı mı saldırıdan koruyordu? Belediye ekiplerini durdurmak için İstiklal Marşı okumaya başlayanlar, İstiklal Marşı’na mı saygı duruşunda bulunuyordu?

Benimsedikleri savunma stratejisi, vakfa da saygı içermiyor.

İslam Ansiklopedisi’nin ‘vakıf’ maddesini açıp baksınlar.

Şöyle tarif ediliyor:

“Sözlükte ‘durmak; durdurmak, alıkoymak’ anlamındaki vakıf kelimesi, terim olarak ‘bir malın sahibi tarafından dinî, içtimaî ve hayrî bir gayeye ebediyen tahsisi’ şeklinde özetlenebilecek hayır müessesesini ifade eder.”

Vergi mükelleflerinin rızasız parasıyla değil hayırseverlerin gönüllü bağışlarıyla olacak bir işe benzemiyor mu?

Aksi söylemler, TÜGVA’ya da vakıf kurumuna da iyilik değil. ‘Camiyi, kutsalı alet ediyorlar, demek verecek cevapları yok’ izlenimi uyandırır ki kendilerine zarar.

TÜGVA; belediyenin tahsis ettiği mülklerde, kamu kaynaklarından kıyaklarla vakıf faaliyeti gösteriyor mu, göstermiyor mu? Üyelerini torpille devlette kadrolaştırıyor mu, kadrolaştırmıyor mu? Bu hak mı, değil mi? Medeniyetimizin vakıf anlayışına sığar mı, sızmaz mı? Onu desinler, din-vatan-millet hamaseti soruları gidermiyor.

TÜGVA İstanbul İl Başkanı Emrullah Şanlan, Taksim Camii önünde demişti ki: “Oyunları hukuk içerisinde bozmaya devam edeceğiz”.

Her ne oyun bozacaklarsa hukuk ve vakıf anlayışı içinde ama cami dışında bozsunlar, yanlarındayım.

Özhaseki'nin iktidarı bırakmama gerekçesi

AK Partili Özhaseki, geçen hafta Ordu’da şapka çıkarılacak (!) bir tespitte bulunmuş, kaçtı gözümden.

“O kadar da aklımızla alay etmeseler iyi olur. Onlar da bize karşılar, anladık” diyor.

Kimler yok ki AK Parti’ye karşı olanlar listesinde.

ABD ile AB’nin yanına CHP ile İYİ Parti ve HDP’yi kattıktan sonra şöyle devam ediyor:

“PKK karşı mı bize bu seçimlerde? Valla karşı. Peki FETÖ, DEAŞ, DHKP-C karşı mı? Karşı. Demek ki karşıda böyle bir güruh var. O zaman o kötülere karşı asla iktidarı bırakmamak lazım.”

Demek ki bu seçimlerde ABD ve AB ile terör örgütleri de sandık yarışına giriyor. Meclis’teki seçilmiş yasal partiler CHP, İYİ Parti ve HDP’nin onlardan bir farkı yok. Ha bunlar ha onlar!

Demokratik siyaset anlayışında, geriye doğru müthiş bir sıçrama bu.

Yalnız bir yerde daha sıçrıyoruz, ekonomide.

Dolar 9,30 seviyesinin üstüne sıçradı.

IMF sıralamasında ise Türkiye’yi, en büyük ilk 20 ekonominin altına, 21’inciliğe sıçramış gösteren bir tablo dolaşıyor ortalıkta. AK Parti’den önceki 17’nci sıradan...

Bakalım aziz millet, hangi sıçramaya bakarak oyunu kullanacak.