• 18.11.2021 08:41

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünkü grup konuşmasında anlaşılmamaktan yakındı. Birlikte yol yürüdükleri tarafından bile...

Başı, faizle mücadelesini anlamayanlar çekiyor.

19 yıllık AK Parti iktidarında Merkez Bankası, faizi 5 kez olağanüstü arttırmış. Merkez Bankası başkanları, ‘laf dinlemiyorlar’ gerekçesiyle kaç kez değiştirilmiş.

Bu durumda faiz kimden sorulur, Cumhurbaşkanı’ndan değil herhalde (!)

Yine de dün Meclis’te Cumhurbaşkanı’na soruldu.

O da cahile laf anlatır gibi gazetecilere, Merkez Bankasının bağımsızlığını hatırlattı. “Bağımsız değil mi? Bırakın da bağımsız olarak kararı Merkez Bankası versin” dedi.

Ama topu Merkez Bankasına attı diye Erdoğan’ı anlamıyorlar.

Oysa ne var ki bunda anlamayacak!...

AK Parti döneminde en yüksek faiz artışı, 13 Eylül 2018’de yapılmış. Merkez Bankası o dönem faizleri 625 puan artırarak yüzde 24’e çıkarmış.

Fakat dün İslam’ın faiz yasağını kastederek “nas ortada, sana bana ne oluyor” dediği için, yine Erdoğan’ı anlamıyorlar.

Elden ne gelir? Allah’ın hükmü, kararı siyasete kalmamış ki, iktidar ne yapsın?

Yok, 2018’de aynı nas ortada değil miymiş, yeni mi ortaya gelmiş! Yok, artarken iktidarda AK Parti yok muymuş, başkası mı faizleri arttırmış! Yok bilmem ne!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu ukalalıklardan sıtkı sıyrılmış olmalı ki, anlasalar da anlamasalar da faizle mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdüreceğini haykırdı.

Cumhurbaşkanı artık anlatmaya çalışmayacak, anlayan anladı, hala anlamayanlar da ne halleri varsa görsünler.

Varsın anlamayanlar doları, enflasyonu patlattı diye yanlış faiz politikasının sonuçlarından iktidarı sorumlu tutmaya devam etsin. Sanki kararı Merkez Bankası vermiyormuş, o da Allah’ın emri değilmiş gibi.

Fakat dert bir değil, hangisine yanasın!

İktidarın faiz gelgitlerini anlamayanların, anlayamadığı başka konular da var.

Mesela yatırım, üretim, istihdam ve ihracat...Cumhurbaşkanı buradaki sorunlardan iş insanlarının sorumlu olduğunu ifşa etti. “Ya siz nasıl insansınız” diyerek bir de sıkılmadan iktidara salladıklarını, mızırdandıklarını söyledi.

Faizi indirmiş, istediğiniz bu değil miydi, size daha ne yapsın iktidar!

Ama hemen ucuz krediyi çekip yatırıma koşan, istihdamı ve ihracatı arttıran nerede?

Güya iş insanı olacaklar; işi bilip işe gitmiyor, her şeyi iktidardan bekliyorlar.

Cumhurbaşkanı sürekli yatırım, üretim, istihdam ve ihracattaki başarılarını anlatıyor, bunlarla övünüyor diye iş insanları sorumluluktan kaçabileceklerini sanmasın.

Başarı iktidarın icraatı, başarısızlıklarsa açgözlü iş dünyasına yazılır. İş bölümü böyle, herkes üstüne düşeni yapacak.

Anlamayacak ne var bunda!

Anlamayanların akıl sır erdiremediği bir konu da bu yüzde 50+1’le cumhurbaşkanı seçilme mecburiyeti.

Erdoğan şikayetçi, AK Partililer bu şartın Erdoğan’a kurulmuş bir tuzak olduğuna inanıyor.

Öyleyse kim kurdu bu tuzağı, 4 yıl önce Cumhurbaşkanlığı sisteminin kitabına çaktırmadan kim yazdı bunu?

O komplo da nihayet çözüldü. Cumhurbaşkanı dün açıklığa kavuşturdu, sorumlusu parlamentoymuş.

Şöyle:

“Anayasa değişikliğiyle ilgili karar mercii parlamentodur. Parlamento yüzde 50+1’le ilgili bir değişikliğe giderse parlamento değişikliğe gider, adımı da ona göre atılır. Parlamento daha önce Anayasa ile ilgili bu konuda bir karar verdi. Yeni bir karar verir mi, vermez mi? Onu da görürüz.”

Bazı kafalar hala karışık, olay basit oysa, anlamayacak ne var ki bunda!

Sezai Karakoç'un ardından

Çok güzel şeyler söyleniyor ardından. Kiminin içi dolu, kiminin boş. Ama övgülerin hepsi fazlasıyla hak edilmiş.

Şiirden slogan ve ideoloji, şairden ideolog olmaz. Bu ikisinin birbirine karışması, şairle şiirin istismarına da kapı açıyor.

Üstadı, şair ve siyasetçi yönleriyle ayrı ayrı değerlendirmek, tartışmak gerek. Tanımayanlara, şiirini doğru tanıtmanın ve siyasetin gölgesinden korumanın yolu da burdan geçiyor.

Şiirini slogan gibi kullanmak, bir derya derinliğini derelerin sığlığına hapsetmektir, yazık olur.

Sezai Karakoç, geride her faniye nasip olmayan muazzam bir külliyat bırakarak bu dünyaya veda etti.

Allah’tan rahmet diliyorum, gıpta edilesi bir hayat yaşadı, eğilip bükülmedi.

Şu dizeler de o duruşun yansımalarından:

“Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı/Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim/Bunu bana söylemediniz...”