• 4.12.2021 07:10

Kelimenin en tanıdık akrabalarından biri, ‘gıybet’. Kişinin yokluğunda arkasından konuşmak, dedikodusunu yapmak anlamına geliyor.

‘Gıyabi’ de size yabancı olmasa gerek. Cenaze ve adliye haberlerinden hatırlamaya çalışın.

Cenazenin uzaktan namazı kılınırsa, ‘gıyabi’ cenaze namazı deniyor.

Kişi, hazır bulunmadığı mahkemede yargılanırsa ‘gıyabi yargılama’. Tutuklama verilirse o da ‘gıyabi tutuklama’ kararı oluyor.

‘Gaybi haberler’, ‘gayptan haberler’ şeklinde bir formu da var. Uzak geçmişten verilen haberler veya gelecek kehanetleri için kullanılıyor.

‘Gayptan/gaipten sesler’ dersem, içinizin ürpermesinden anlarsınız. Görünmez varlıkların sesidir o.

Şöyle söyleyeyim, aslında siz onu çok yakından tanıyorsunuz, hatta günlük dilinizin sıkı fıkı bir parçası. Fakat başka bir kılıkta.

‘Kayıp’ kelimesinden söz ediyoruz. ‘Gayb’ ve ‘gaip’le aynı kökten, ta kendisi!

Kaybetmek, kaybolmak, kayıplara karışmak filan hep bu ortak Arap atadan türüyor.

Ve bu kelimenin hakkı verilmeden iman tam olmaz. ‘Gayba iman’ etmeyen, imanın Allah’a, ahirete, meleklere iman gibi şartlarını nasıl yerine getirecek!

Din; görünmezliğe, bilinmezliğe, şekli şemaili kavranamaz olana inanmanızı ister.

Ama bunu istemek, yalnızca dine mahsustur. Başkaları isterse, siz siz olun inanmayın, fena çarpılırsınız!

Gayb alemi, akıl ve duyularla algılanamayanların diyarıdır. Fizik ötesi, bedensiz varlıkların ülkesi. Elle tutulamaz, gözle görülemez, kulakla duyulamaz, akılla anlaşılamaz.

Dokunulabilir, kavranabilir şeyler diyarının yasaları işlemez orada. Fizik kanunları, fiziki evrende geçerlidir. Bunları karıştırmak da tehlikeli sonuçlara yol açabilir.

Aman ha, ‘hiçbir şey olmadıysa bile kesin bir şeyler oldu, adım gibi biliyorum, bana inanın’ diyenlere körü körüne uymayın.

Çarşıda pazarda elinizi yakana, cebinizde hissettiğinize, gözünüzün gördüğüne değil de kendisinin söylediğine güvenmenizi isteyenlere de dikkat!

‘Siz anlayamayabilirsiniz, ben de tam anlatamayabilirim ama dediklerim doğru, ne yaptığımı biliyorum, haydi düşün peşime, bana inananlar kazanacak’ gibi gizemli vaatlerle size yanaşanlara bir şans verebilirsiniz.

Aklınıza yatıyor mu, yatmıyor mu? Gerçek dedikleri şeye elle dokunabiliyor musunuz, dokunamıyor musunuz? Ona bakın.

Dokunamıyor, akıl sır erdiremiyorsanız, verdiği bilgiler gıyabidir. Somut gerçeklikle alakası yoktur. Bu dünyanın değil gayba imanın konusudur.

İnanıp inanmamak, bittabii sizin bileceğiniz iş. Fakat ödül ve cezası öbür tarafa kalmaz, şüpheniz olmasın.

Çünkü dinden değil dünyevi işlerden bahsediyoruz. Yakacağınız ya da kurtaracağınız şey ahiretiniz olmayacak, direkt bu dünyanız olacak.

Dünyevi ilişki ve alış verişler, sizden gayba iman istemez. İsteyen çıkarsa da inanç değildir o, lafın gelişi öyle deriz.

Ki, bu inancınızda yanılırsanız, inanmış değil kanmış, aldanmış sayılırsınız.

Dolayısıyla ‘para kaybetsem bile sonuçta sevap kazanırım’ beklentisine girmemeniz önerilir.

Günün sonunda bir züğürt tesellisi dahi bulamazsınız.

Sizi tatlı vaatlerle meçhul bir geleceğe inanmaya çağıranın kim olduğu önemli. Ve işin içine dünya menfaati, para pul filan karıştırıp karıştırmadığı...

Bilinmeze inanmaya çağıran şairse, uymadığınız sürece dinlemekle bir zarar görmezsiniz.

Yeter ki “Bir yer var, biliyorum/Her şeyi söylemek mümkün/Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum/Anlatamıyorum” dilleri döken Orhan Veli olsun...

Yok eğer meçhule iman daveti, bir vaiz ya da şairden gelmiyorsa ayaklarınızı daha sağlam basın, sakın yerden kesilmesin.

Günün sonunda siyasetçiden gayba iman vaazı dinlerken bulursunuz kendinizi. Ya da yanıp yakılan aşk şarkılarına kulak verirken. İkisinden de Allah muhafaza!

70’lerden kalma şu kör olası şarkı, onlardan biri. Porto Rikolu Feliciano’nun The Gypsy’sinden Semiramis Pekkan’a uyarlama. “Bana Yalan Söylediler”:

“Bir aleme indim yalnız/Yerde toprak, gökte yıldız/İşte kalbin sev dediler/Bana yalan söylediler/Bana yalan söylediler/Kaderden bahsetmediler...”