Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Değişim

  • 15.10.2011 00:00

 Bundan yaklaşık 12 yıl önce Avrupa Birliği (AB) Helsinki Zirvesi ile başlayan değişim süreci yeni anayasa çalışmalarıyla ivme kazanıyor. Süreçte bugüne kadar yapılan siyasi reformlar aslında AB adaylığının resmileşmesinden sonra, üyelik müzakerelerinin ön koşulu olan Kopenhag siyasi ölçütlerini karşılama zorunluluğu üzerine gündeme gelmişti. AB üyeliği perspektifi, değişim sürecini tetiklemiş, 2000’li yılların ilk yarısında Türkiye Birinci Ulusal Programı doğrultusunda ardı ardına reform paketleri çıkarmıştı.

Helsinki’den bu yana geçen on iki yıla bakıldığında, değişim sürecinin başlangıç hızını yitirdiği, özellikle AB ile müzakerelerin açılmasının ardından belirgin biçimde yavaşladığı görülüyor. Bunda, AB’nin motoru Fransa ve Almanya’da iktidarların değişmesiyle benimsenen Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tutumların azımsanmayacak rolü var. AB ile müzakere başlıklarının birçoğunun bloke edilmiş olması doğrudan AB üyelik sürecinin yavaşlamasını izah ediyor. Bu yavaşlama da değişim sürecini en azından son döneme kadar olumsuz yönde etkilemiş bulunuyor.

Aslında bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz reformların Türkiye’yi demokratik bir hukuk devletine dönüştürmeye yetmediği ortada. AB ile müzakereler resmen açılmış olsa bile, Türkiye daha kurucu üyesi sayıldığı Avrupa Konseyi’nin (AK) Strasbourg ölçütlerini tümüyle karşılamıyor. Türkiye’nin geçen yıl yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) en çok mahkûm ettiği ülke konumuna gelmesi bu acı gerçeğin somut göstergesini oluşturuyor. Kabul etmek gerekir ki bu durumun iyileştirilebilmesi ancak son askerî darbenin ürünü olan 82 Anayasası’nı tüm değiştirilemez maddeleriyle birlikte yürürlükten kaldıracak evrensel demokrasi ilkelerine dayalı yepyeni bir anayasa yapılmasına bağlı bulunuyor.

İşte bu nedenle TBMM tarafından hafta sonu başlatılan yeni anayasa sürecine tüm siyasi partilerin kırmızıçizgilerini bir tarafa bırakarak katılması olumlu bir başlangıç. Ne yazık ki bu tabloyu PKK’nın tırmanan terör eylemleri ve iç savaş tehditleri gölgeliyor. Bu mantık dışı şiddet de ister istemez bundan 33 yıl öncesinin İspanyası’nı akla getiriyor. Ayrılıkçı terör örgütü ETA, İspanya’yı bağımsız Bask devletinin kurulması hedefini zora sokacak şekilde güçlendiren demokrasiye geçiş dönemini (transición democrática) sona erdirecek bir askerî darbeyi tahrik amacıyla o dönemde eylemlerini tırmandırmıştı. Suárez hükümeti ise her şeye karşın demokratikleşme hedefinden şaşmamış ve yeni anayasa yapım sürecini kararlılıkla sürdürmüştü.

Değişim sürecinde önemli köşe taşlarından biri, Türkiye’nin de “terörle mücadele edilirken demokratikleşme olmaz” gibi çağdışı bir yaklaşımı nihayet bir kenara bırakmış olması. Son yıllara kadar Türkiye’ye vesayet kurumlarınca adeta dayatılan bu çağdışı yaklaşım sorunu çözemediği gibi yol açtığı insan hakları ihlalleriyle yüzümüzü kızartmıştı. Bu politikanın mimarları uydurdukları “kayrılan İspanya” yalanıyla bu rezaleti uluslararası arenaya taşımıştı. İspanya’nın 78 Anayasası’nı, terörle mücadelede silah bırakma karşılığı siyaset hakkı tanıyan uygulamasını (Ajuria Enea Paktı) yok sayarak “onlar da teröre karşı aynı politikayı izliyor ama hiç eleştirilmiyor” yakıştırmasını BM Genel Kurulu’nda dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e bile söyletmekten çekinmemişlerdi.

Bugün Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in “Terörle mücadelede, İspanya ve İngiltere ne yapmışsa aynısını yapacağız” sözleri, Kamu Güvenliği bürokrasisinin bu örnekleri iyi bildiği ve daha da önemlisi çarpıtmadığı gözönüne alındığında önemli bir değişime işaret ediyor. Bu nedenle Başbakan Erdoğan’ın ara sıra yaptığı sert çıkışlarla terörle mücadelede 90’lı yıllara dönüleceği kaygısına kapılmaya gerek yok. Özetle yinelemek gerekirse, kırmızıçizgisiz yeni demokratik anayasa yapım çalışmaları tırmanan teröre karşın sürdürüldüğü ve terörle mücadelede eksik kalan topluma kazandırma boyutuyla birlikte yukarıda sözü edilen iki demokratik Avrupa ülkesi örnek alındığı sürece geriye dönüş söz konusu olmayacak.

Değişim sürecinin bu noktaya gelmesinde, medya, sivil toplum, bürokrasi ve siyasetten birçok kişinin katkısı oldu kuşkusuz. Taraf gazetesi de, özellikle ifade özgürlüğü alanında tabuları yıkan yayınlarıyla değişim sürecinde seçkin bir yer edindi kendisine. Değişim saflarına daha 1999’da bir kitapla katılmış eski bir bürokrat olarak ben de artık Taraf ailesi içinde yer almaktan mutluluk duyuyorum.

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Çok Okunanlar

Rant değil belediye yararı

Rant değil belediye yararı

  • 16.11.2022

Resmi İlanlar