• 15.10.2011 00:00

 Helsinki Zirvesi’nden bu yana yaşanan değişim sürecini taçlandıracağına inandığımız yeni anayasanın, Türkiye’de her şeyden önce, demokratik hukuk devletinin temelini atması gerekiyor. Gerçi 82 Anayasası’nın değiştirilemez 2. maddesinde Cumhuriyet’in temel nitelikleri arasında “laik, demokratik hukuk devleti” kavramı da sayılıyor ama devlet bu niteliğini aynı maddede yer alan “Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan” nitelemeleriyle yitiriyor.

Bir kere, bir devletin anayasal olarak herhangi bir milliyetçiliğe bağlı olması, evrensel temel hak ve özgürlüklerin başında gelen siyasi düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü o milliyetçiliğe bağlı olmayan bireyler açısından kısıtlar. Atatürk milliyetçiliğine yapılan bu atıf herkesin “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşitliğini” öngören 10. Madde ile de çelişir. Devlet için bir yerde makbul (Atatürk milliyetçisi) bireyler ile başka türlü düşünen bireyler arasındaki eşitlik nasıl sağlanacaktır? 10. Madde’deki eşitlik geçerli ise devlet neden yansız değil de sanki bir bireymiş gibi “Atatürk milliyetçisi” olmak durumundadır?

Aynı maddenin atıfta bulunduğu başlangıç bölümünde de zorunlu yargı yetkisini kabul ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce (AİHM) ifade özgürlüğünün kapsamında değerlendirilebilecek hususlar var. Söz gelimi “Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği” cümlesindeki faaliyetler tanımlanmış ve esas olan şiddet/terör ayırımına tabi tutulmuş değil. Hâl böyle olunca 82 Anayasası’nın başlangıç bölümüyle tüm değiştirilemez maddelerinin yürürlükten kaldırılması devletin evrensel standartlara uygun “laik, demokratik bir hukuk devletine” dönüşmesi için şart görünüyor.

Kaldı ki askerî darbe ürünü 1982 Anayasası’nın değiştirilemez maddelerinin herkesten önce o darbeyi yapanların kurucu iradesini yansıttığı açık. Bu maddelerin yeni anayasaya taşınması bir yerde o darbenin güncellenmesi anlamını taşıyor. Bu nedenle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun değiştirilemez maddelerden partinin ön şartı, kırmızıçizgisi olarak söz etmesi büyük hata. Buna gerekçe olarak bir de “kurucu iradenin iradesi” gösterilirse, partinin demokrasi dışında neyi savunduğunu açıkça sorgulamak gerekir.

Değiştirilemez maddelerin yeni anayasaya taşınması, kuşku yok ki Kürt sorununun çözümünü de zora sokacak nitelikte bir sorumsuzluk olur. Ama bu, “KCK Yürütme Konseyi üyesi” Cemal Bayık’ın yeni anayasaya ilişkin olarak geçen hafta dile getirdiği kırmızıçizginin haklı olduğuna da işaret etmiyor. Açıklamasında “Kürtlerin ulusal varlığının ve kendi kendini yönetmesinin tanınmasının olmazsa olmaz kabilinden” olduğunu vurgulayan Bayık böylece kolektif/bireysel haklar tartışmasını yeniden açıyor. Cemal Bayık, “Yeni anayasanın Kürtlerin bir halk, bir toplum olarak varlığını tanıması gerekir. Öyle bireysel haklarla, alavere dalavere (...) olmaz. Birey toplumuyla vardır” diyor.

Şiddetle bağlantısı olmaması kaydıyla, her siyasi düşüncenin ifadesi ve örgütlenmesi demokratik bir hak elbette. Ancak siyasi konuların elinde silah tutanlarca değil, öncelikle seçilmişlerce dile getirilmesi gerekiyor. Silah bırakmanın koşulu, siyasi konularda çözüm dayatmak değil, demokratik ülkelerde olduğu gibi, siyaset hakkı talep etmek çünkü.

Konunun içeriğine gelince, Kürtlerin halk olarak anayasaya yazılması “kendi kaderini belirleme hakkını” gündeme getiriyor ki bunu (konfederal sistem) dünyada kabul eden devlet yok gibi. Kaldı ki örnek alınan İspanya’daki özerklik sistemine ulaşmak için kolektif hakların tanınması da gerekmiyor. İspanyol Anayasası’nın 2. maddesinde sözü edilen milliyet ve bölgelerin isimleri anayasanın hiçbir yerinde yazılı değil. İspanya Bask ve Katalan halklarına “kendi kaderini belirleme hakkını” da tanımıyor.

Sonuç olarak, geçen yazımda altını çizdiğim gibi, bir anayasanın demokratik niteliği, bireysel temel hak ve özgürlükleri evrensel standartlarda benimsemesine bağlı. Bu haklar Kürtler için önem taşıyan anadilde eğitim gibi topluca kullanılan bireysel hakları da kapsıyor. Ama kimsenin bireysel hakları sınırlamayı olduğu kadar, bu hakların ötesinde bir seçeneği de kırmızıçizgi ilan ederek en geniş mutabakata dayanması gereken toplumsal iradeye dayatma hakkı bulunmuyor.


[email protected]