• 13.12.2011 00:00

 Başlığı çağrışım yapıyor ama yazım Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013’te Avrupa Birliği’nin (AB) 28. üyesi olmasıyla ilgili değil. Almanya-Fransa ikilisinin Avro Bölgesi’ndeki borç krizini aşmak için yaptığı ulusal bütçelerin disiplinini sıkılaştırmaya yönelik önerilerinin 27’ler arasında bölünmeye yol açmasını konu alıyor. Geçtiğimiz hafta Alman Şansölyesi (Kanzlerin) Angela Merkel’i ağırlayan Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ortak önerilerini açıklarken bunu ima etmişti. Önerilerini uygulamaya geçirecek yeni bir kurucu antlaşma yapılmasını yeğlediklerini, ancak 17’leri ve para birliğine sonradan katılacak ülkeleri kapsayacak yeni bir anlaşmanın da kaleme alınabileceğini belirtmişti.

Büyük Britanya Başbakanı David Cameron’un geçen perşembe Brüksel’de AB kurucu antlaşmalarında yapılacak herhangi bir değişikliği veto edeceğini açıklaması aslında kimseyi şaşırtmadı. Avro Bölgesi için öngörülen mali disiplinle ilgili yükümlülüklerin bu bölgenin dışında kalma hakkına sahip İngiltere gibi bir ülke tarafından kolayca kabul edilmeyeceği biliniyordu. Cameron Fransız-Alman önerileri karşılığında, bu önerilerde yer alan “mali işlem vergisi” uygulamasından zarar göreceği gerekçesiyle Londra finans merkezi City için birtakım ayrıcalıklar talep etmiş, ama Sarkozy bu talebi hemen geri çevirmişti.

Bağımsız bir ekonomik araştırma ve tahminler merkezi olan Fransızca kısaltılmış adıyla OFCE’nin (Observatoire français des conjonctures économiques) ekonomi uzmanlarından Francesco Saraceno, mali işlem vergisinin City ve İngiliz ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisinin diğer AB ülkelerine oranla belki daha fazla olacağı ama sözü edilemeyecek kadar da düşük kalacağı görüşünü taşıyor. L’Expansion’da hafta sonu yayınlanan söyleşisinde Londra’nın AB’ye “ideolojik” nitelikli bir engelleme yaptığı görüşünü dile getiren İtalyan uzman, İngilizlerin ülkede son yirmi yılda kaydedilen büyümenin mali sektör temelli olması nedeniyle hiçbir şeye dokunmak istemediklerini ama bu verginin Avro Bölgesi bakımından yaşamsal önem taşıdığını vurguluyor.

Merkel ve Sarkozy veya Alman- Fransız işbirliğini simgeleyen deyişle Merkozy, başından beri para birliğinde olmayan ülkelerin dış halkasını oluşturacağı iki vitesli Avrupa’nın yolunu İngiliz vetosunun açacağının bilincindeydi. Saraceno, Cameron’un vetosunun kurucu antlaşmalarda değişiklik yapılması imkânını ortadan kaldırarak, yeni anlaşmanın Avro Bölgesi’ni kapsayan ve isteyen ülkelerin katılımına açık hükümetler arası bir nitelik kazanmasına yol açtığına dikkat çekiyor. İtalyan uzman ayrıca Brüksel Zirvesi’nden çıkan en iyi haberin de “iki vitesli Avrupa” olduğunun altını çiziyor.

 “İki vitesli Avrupa” başlıklı yazımda Almanya-Fransa ikilisinin Avro Bölgesi’nde sıkı bir nüve oluşturulması yönünde çalışma yaptıklarına, bu nüvenin dışında kalacak ülkelerin ise daha az bütünleşmiş ikinci bir halka oluşturacağına işaret etmiş; AB’nin mevcut esnek yapısının bütünleşmeyi daha ileri boyutlara taşımak isteyen ülkelerin önünü açtığına dikkat çekmiştim. Bu nüve Brüksel’de varılan uzlaşma uyarınca zorunlu olarak 17’leri ve para birliğinde olmayan Danimarka başta olmak üzere ikinci halkada kalmamak için yeni anlaşmaya katılacağını beyan eden altı ülkeyi kapsayacağa benziyor. Hatta diğer üç üyenin de parlamentoları uygun görürse üç ay içinde hazırlanacak yeni anlaşmaya katılmaları söz konusu. Böylece iki vitesli Avrupa’dan söz ederken, geçmişte Fransa’dan iki veto yemiş olan Büyük Britanya’yı dışarıda bırakan daha derin bir birlik bile ortaya çıkabilir.

Ulusal bütçelerin sıkı kontrolünü öngören, üyelerin kamu açığını GSMH’larının belirli bir oranına (yüzde 0,5) anayasal zorunluluk olarak bağlayan, belirli bir oranı (yüzde 3) aşması halinde otomatik yaptırım getiren bir mali denetim sistemi, egemenliğin bir bölümünün daha ulusal üstü yapıya devrini gündeme getiriyor kuşkusuz. Berlin ve Paris bunu Avro Bölgesi’nde yaşanan krize işaret ederek para birliğinin temel koşulu haline getiriyor. Ancak böylesine derin bir egemenlik devrini tarihinde kabul etmemiş olan Büyük Britanya’nın AB dışında kalacağı daha derin bir AB’den bahsetmek içinse daha erken.

Bir kere, Merkozy’nin başarısı olarak yorumlanan yeni anlaşmayla ilgili karar bazı hukuki güçlükleri aşabilmiş değil. Öncelikle para birliğinde yer almayan ülkelerin yeni anlaşmaya katılımının hukuki altyapısının oluşturulması şart. Sonra hükümetler arası bir anlaşmayla Avrupa Komisyonu ve Adalet Divanı (ATAD) gibi AB kurumlarına yeni yetkilerin nasıl verileceği gibi çözümlenmesi gereken hukuki bir sorun daha var. Zira Londra, AB kurumlarının hukuken tek paranın değil tek pazarın hizmetinde olduğunun altını çiziyor.

Görünen o ki 27’ler Avrupası’nın sonuna gelindiğinden kimsenin kuşkusu yok; ancak gelecekle ilgili belirsizlikler aşılabilmiş değil. İki vitesli bir Avrupa ortaya çıkarsa derin bir bütünleşmeye hazır olmayan Türkiye’nin ikinci halkada yer almasının önü açılabilir; ama Brüksel Zirvesi’nden “değişik geometrili” Avrupa’nın çıktığını öne süren de var. AB Haber’e göre, Fransız tarihçisi Prof. Jacques Rupnik, iki halkaya ilave olarak, Türkiye ve Ukrayna gibi komşu ülkeleri içine alacak üçüncü bir halkadan söz ediyor. Bu, AB yeniden biçimlendikten sonra değerlendirilecek ayrı bir tartışma konusu doğal olarak.


[email protected]