Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Bezdiren komedi

  • 7.01.2012 00:00

 Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ önceki gün “İnternet andıcı” soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde ifade verdi. Ardından tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildi ve “terör örgütü yöneticiliği ve cebir ve şiddet kullanarak hükümeti yıkmaya teşebbüs” gerekçesiyle tutuklandı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Genelkurmay başkanının sivil bir mahkemede tutuklu yargılandığı bu dava, bilindiği gibi, aralarında generallerin de bulunduğu Genelkurmay’da görevli bazı subaylar tarafından hükümeti kamuoyunda yıpratmak üzere kurulduğu ve işletildiği iddia olunan internet siteleriyle ilgili. Davayı geçen temmuzda “irtica ile mücadele eylem planı” davasıyla birleştiren özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, tutuklu yargılanan diğer sanıkların emir-komuta zinciri içinde hareket etmiş olduklarına ilişkin beyanları üzerine İlker Başbuğ’un ifadesine başvurmuştu.

Genelkurmay’ın dolayısıyla askerin demokratik bir hukuk devletinde bağlı olması gerektiği hükümete karşı kamuoyunu internet siteleri üzerinden kışkırtması, kabul etmek gerekir ki bu ülkede on yıllardır sahneye konulan kanlı eylem planları, darbe oyunları ve muhtıralar komedisinin son perdesini oluşturuyor. Burada güdülen amaç aynı çünkü: askerin şu veya bu şekilde siyaset yapmasını sağlayan sözde demokrasiyi özde demokrasiye (siyasi reform, asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesi veya yeni anayasa gibi) dönüştürecek her türlü girişimi bir şekilde engellemek. Yeri geldikçe vurguladığım gibi, Helsinki Zirvesi ertesinde sivil bürokrasinin başlattığı Kopenhag siyasi ölçütlerine uyum çalışmalarında gündeme gelen özlü reformlara, MGK Genel Sekreterliği’nin dirençle karşı çıkmasına bizzat tanık olmuştum. Hatta bu çerçevede Kürt sorununun çözümü için hazırladığım “Kapsayıcı anayasal vatandaşlık” başlıklı belge, “Katılmıyorum, biri buna bana izah etsin” notuyla Dışişleri Bakanlığı’na iade edilmişti. Ne ilginçtir ki istenen izahat, Bakanlığın Müsteşar Yardımcısı tarafından İlker Başbuğ’a yapılmıştı. Çünkü Anayasa, o dönemde (2004 değişikliğinden önce) MGK Genel Sekreterliği’ne sivil bürokrasiye her türlü müdahalede bulunma yetkisi veriyordu.

İlker Başbuğ’un, Kürt sorununda olduğu gibi asker-sivil ilişkilerinde de demokrat çizgide durduğunu söylemek mümkün değil. Bir kere Genelkurmay Başkanı olduğunda “TSK’ya özerklik” gibi demokratik bir hukuk devletinde söz konusu bile edilmemesi gereken bir talebi dile getirdi. Ardından aynı mantık çizgisi içinde “güçlü Ordu, güçlü Türkiye” gibi tepkiyle karşılanan militarist bir söylemde bulundu. Askerden Türkiye gibi bir ülkede demokrat olmasını beklemek kolay değil tabii ama siyasete sürekli müdahale eden bir ordu için 2000’li yıllarda kalkıp özerklik istemek çağın gerçeklerini göremeyecek kadar siyasi kör olmak anlamına geliyor.

Aslında Ergenekon davalarında çoğu tutuklu yargılanan emekli komutanların demeçlerini ve Cumhuriyet mitinglerinde atılan sloganları hatırladıkça, AB reform sürecinin neden yavaşladığını, Kürt sorununun çözümünde neden mesafe kaydedemediğimizi ben şahsen anlayabiliyorum. Anayasa Mahkemesi’ne, 367 kararını almadan önce gelen o “uyarı” telefonunun hikâyesini dinledikten sonra her şeyi çok daha iyi anlayabiliyorum. 2007 seçimleri ertesinde başlayan yeni anayasa çalışmalarının önünün kesilmesi, ardından AK Parti hakkında kapatma davası açılması ve nihayet Başbuğ ve mesai arkadaşlarının tutuklu yargılanmasına yol açan internet sitelerinden hükümet aleyhine propaganda yapılması, sözünü ettiğim komedinin daha önce oynanan perdelerini oluşturuyor. Peki, bu komedi artık sona erdi mi?

Kabul etmek gerekir ki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in siyaset kurumuna saygılı olması ve hükümetle uyum içinde çalışması bu konuda peşin fikir sahibi olmak için yeterli bir kanıt oluşturmuyor. Bu anayasa yürürlükte kaldığı sürece askerî vesayetin ve askerin mevcut özerkliğinin bitmesi mümkün değil. Öncelikle yeni anayasada başlangıç bölümü ve ilk üç madde yeniden yazılmadan, iki başlı yargı kaldırılmadan, sonra yasalarla Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanması, harcamalarının, tayin ve terfilerinin ve eğitim müfredatının sivil denetimi sağlanmadan olacak bir şey değil bu, kimse kendini kandırmasın.

Ayrıca altını defalarca çizdiğim gibi, yeni anayasanın Kürt sorununu mutlaka çözüme kavuşturması gerekiyor. Çözümün kilidi ise ancak bireysel bir hak olan anadilde eğitime imkân veren bir formülle ya da en azından bunu yasaklayan 42. maddenin kaldırılmasıyla açılabilir. Ne var ki siyasete saygısı nedeniyle övgülere mazhar olan Genelkurmay Başkanı, bir gazeteye verdiği demeçte, siyasi konulara girmekte beis görmüyor ve tam da resmi dil Türkçeyi eğitimde ana dil ilân eden bu tuhaf maddenin kaldırılmasını uygun bulmadığını söylüyor.

Asıl uygun olmayan husus, Genelkurmay başkanlarının siyasi konularda kişisel görüşlerini açıklaması. Çünkü kamuoyunda kurumsal görüşler olarak algılanabilir; siyasete, hatta milli iradeye baskı olarak değerlendirilebilir. Bu ülkede, Türkiye’yi çağdaş demokratik bir hukuk devletine dönüştürerek elli yıldır bizi bezdiren bu komediye son vermek isteyen bir kesim de var. Sandıktan yeni anayasa talebiyle çıkan bu kesime, siyasetçinin olduğu kadar asker, sivil bürokratın da saygı göstermesi gerekiyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar