• 21.01.2012 00:00

Dünyanın en çok tanınan yargıçlarından Baltasar Garzón, salı günü hakkında açılan üç davadan ilkinde sanık sandalyesine oturdu. Garzón, Yüksek Mahkeme’de görülen davada, özel yetkili mahkeme Audiencia Nacional’de görevliyken yürüttüğü bir yolsuzluk ve kara para aklama davasıyla (Gürtel davası) ilgili soruşturmada şüphelilerle avukatları arasında yapılan telefon konuşmalarını yasaya aykırı dinleterek adil yargılanma hakkını zedelediği iddiasıyla yargılanıyor. Davacılar, Gürtel davası sanıkları işadamları Francisco Correa ve Pablo Crespo ile biri sanık olan avukatları. Correa ile iş ortağı Crespo’nun iktidar partisi Partido Popular’ın (PP) özerk bölge ve belediyelerinde görevli bazı yöneticilerinden pahalı hediyeler karşılığı kamu ihaleleri aldıklarını ortaya çıkardığı için, Gürtel davası başından beri PP’yi rahatsız ediyor. Correa’nın PP Onursal Başkanı eski Başbakan José Maria Aznar’ın kızının El Escorial Manastırı’ndaki muhteşem düğün töreninin seçkin davetlileri arasında yerini aldığı anımsandığında, bu rahatsızlığın hangi boyutta olduğunu tahmin etmek güç değil.

Davalıların kendilerini yargılayan yargıçtan davacı oldukları ve onu sanık sandalyesine oturttukları böylesine tuhaf bir davanın adaleti tersten işlettiği söylenebilir. Zira normalde telefon konuşmalarını dinleterek İsviçre bankalarındaki 20 milyon avronun aklanmasının önüne geçen Garzón’un görevini lâyıkıyla yerine getirdiği sonucuna varmak daha mantıklı olurdu. Ama savcı Alberto J. Barreiro, davacılarla birlikte, telefon dinlemelerinin anayasal güvence altındaki savunma hakkını zedelediği iddiasıyla yargıcın fiilen meslek hayatını bitirecek bir ceza (10 yıldan 17 yıla kadar meslekten men) talep ediyor.

Yargıç Garzón hakkında açılmış diğer iki davaya gelince, bunlardan biri New-York’ta bir dönem verdiği kurslar karşılığı aldığı ücretle ilgili. Kurslar Banco Santander tarafından finanse edildiği ve bankanın da o dönemde Garzón’un baktığı üç davası bulunduğu için davacılar söz konusu ücretin rüşvet olduğunu öne sürüyor. Aslında yargıca karşı aşırı sağ cenahın başlattığı kampanyanın sonucu olduğu izlenimi veren bu davayla ilgili duruşma tarihi henüz belli değil. Aşırı sağı Garzón’a karşı böyle bir kampanyaya sevk eden asıl dava ise önümüzdeki salı günü başlıyor. İspanya’nın tarihiyle yüzleşmesi demek olan İç Savaş (1936-39) ve Franco döneminin (1939-75) cinayetlerini araştırmaya başlayan Garzón’a karşı açılan davada yargıç bu dönemi aklayan 1977 tarihli Af Yasası’na muhalefetten yargılanacak.

“Geçmişle yüzleşmek” başlıklı yazımda belirttiğim gibi, bu dava Falanjist derneklerin şikâyetleri üzerine açılmış bulunuyor. Aşırı sağ eğilimli partilerden Fuerza Nueva’nın sorumlularından Bernad Remón’un başkanı olduğu Manos Limpios (Temiz Eller) Derneği davaya müdahil olmuş durumda. Dolayısıyla safları önceden belirlenmiş, İspanya’nın geçmişiyle yüzleşmesini isteyenler ve buna şiddetle karşı çıkanlar olmak üzere cepheleşmiş siyasi bir dava söz konusu olan.

 Garzón hakkında açılan davaların tümünün artık siyasi nitelik taşıyacağına kuşku yok. Nitekim daha ilk davasında Yüksek Mahkeme önünde toplananlar arasında Franco kurbanlarının yakınları da vardı ve bir süre “tersine dönmüş dünya, faşistler ve yolsuzluk yapanlar yargıcı yargılıyor” diye slogan attı. Garzon’a destek veren politikacılar arasında bulunan Birleşik Sol’un eski lideri Gaspar Llamazares ise ünlü yargıçla dayanışmanın püf noktasını bir benzetmeyle açıkladı. Ona göre bu davalar salkım bombasına benziyor; bu nedenle Garzón’a desteğin, hakkında açılan tüm davaları kapsaması gerekiyor.

Başını Almudena Grandes, Luis García Montero ve Pedro Almodóvar gibi şair, yazar ve sanatçıların çektiği dayanışma platformu da aynı görüşte ki Garzón’u  “Gürtel davasının ilk mahkûmu, Frankizmin son kurbanı” ilân ediyor. Aslında Garzón’un düşmanları bu kadarla sınırlı değil. O, teröre karşı kirli bir savaş yürüten GAL’i deşifre ederek, bir dönem milletvekili olduğu, hükümetinde Devlet Sekreteri olarak görev aldığı PSOE’yi (Sosyalist İşçi Partisi) iktidardan edecek kadar adalete ve demokrasiye bağlı. GAL’e karşı çıkması terör örgütü ETA’ya destek olduğu anlamına gelmiyor. 2000’li yıllarda, yan kuruluşları Xaki, Ekin, Jarrai ve Segi’yi temelli kapatmak, siyasi kolu Batasuna’nın faaliyetlerini askıya almak suretiyle ETA’nın canına okuyor. 

 Şili’nin eski diktatörü Augusto Pinochet’e, insanlığa karşı suç işlediği gerekçesiyle dava açarak uluslararası camianın dikkatini çeken Garzón, ayrıca Latin Amerika ülkelerinde diktatörlük rejimleri kurulmasına yönelik Condor operasyonu nedeniyle Henry Kissinger’ı yargılamak isteyen ABD dışından iki yargıçtan biri olarak tanınıyor. Kariyeri bir köşeye sığmayacak kadar parlak olan yargıç Garzón, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kamuoyunun tepkisine yol açan Dink kararını tartıştığımız sırada İspanya gibi demokratik bir ülkede aşırı sağın kıskacında sanık sandalyesinde oturuyor.

Bu iki olay, yargıya yönelik eleştiriler içermeleri dışında, ilk bakışta birbirine benzemiyor. Ama tuhaf bir benzerlik var aralarında: burada aşırı sağın giriştiği planlı bir cinayetin üstünün örtüldüğü, oradaysa bunca yıllık demokrasiye karşın aşırı sağın kutsadığı bir geçmişle yüzleşmek isteyen ünlü bir yargıcın başına çorap örüldüğü izlenimi ediniliyor. Belli ki aşırı sağ güçlü, demokrasiye giden yol da çok uzun, kimse kendini kandırmasın.


[email protected]