Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Anayasa Konseyi’ne başvuru

  • 4.02.2012 00:00

Fransa Milli Meclisi ve Senatosu’na mensup iki ayrı grup, Türk- Fransız ilişkilerinde ciddi bir gerginliğe yol açan “soykırımların inkârını cezalandıran” Boyer Yasası’nı Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Konseyi’ne götürdü. Senato’daki girişimin sahibi en eski grup olan, çoğunluğu Sol Radikaller’den oluşan Avrupa Demokratik ve Sosyal Birliği. İmzacılar arasında Yurttaşlar Hareketi (Mouvement des Citoyens) Başkanı, eski Adalet ve İçişleri Bakanı Jean-Pierre Chevènement ile Sarkozy’nin partisi UMP’den Strasbourg’un eski Belediye Başkanı Fabienne Keller gibi tanınmış isimler de var. Meclis’teki girişimin sahibiyse Jean-Paul Garraud ve Jacques Mayard gibi UMP milletvekillerinin başını çektiği ılımlı sağ eğilimli parlamenterler. Başvurular, yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı’nın onayını bekleyen yasanın Anayasa Konseyi’nin otuz gün içinde vermesi gereken karara kadar askıya alınması sonucunu doğurdu. Ancak hükümetin, hızlandırılmış prosedürü işletmesi halinde, Konsey’in karar süresi yedi güne inecek.

Cumhurbaşkanlığına yeniden adaylığını resmen açıklamayan Sarkozy Anayasa Konseyi’ne yapılan başvurudan ve imzacı parlamenterler arasında UMP’lilerin de bulunmasından memnun olmadığını saklamadı. Başvurunun kendisine hizmet etmediğini söyleyen Sarkozy, olası iptal kararının ayrıca Yahudi soykırımının (Shoah) inkârını cezalandıran Gayssot Yasası’na karşı benzeri bir başvuruya argüman oluşturabileceği imasında da bulundu ve bundan duyduğu kaygıyı dile getirmeyi ihmal etmedi. Bu kaygı özellikle Yahudi seçmene yönelik siyasi bir mesajdı elbette.

Gayssot Yasası’nın 9. maddesindeki insanlığa karşı suçlar kapsamında bulunan Shoah’nın inkârının Fransa’da cezalandırılmaması kabul edilir bir şey değil. Bu sadece Shoah’yı inkâra (François Duprat) veya hafifletmeye (Jean Marie Le Pen, Bruno Gollnisch) yönelik söylemleri olan ve haklarında dava açılan aşırı sağcı/ırkçı Ulusal Cephe (Front National) yönetici ve militanlarının işine gelebilir. Onlar da bu yasaya ifade özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle karşı çıkıyor zaten. Ancak Fransa’nın bağlı olduğu Avrupa değerlerine göre, Eski Kıta’yı felakete götürmüş olan ırkçılığı ve insanlığa karşı suçları savunmak veya mazur göstermek ifade özgürlüğü kapsamında değil. Buna karşın biz insancıl olmayan Ermeni tehcirini savunma veya mazur gösterme hakkımızı yasayla elimizden alıyor diye Fransa’nın ifade özgürlüğünü, dolayısıyla Avrupa değerlerini çiğnediğini, hatta ırkçılık yaptığını söyleyebiliyoruz. (!)

Boyer Yasası’nı özü itibariyle Gayssot Yasası’nı Shoah dışındaki soykırımlara genişletme veya yasayla soykırım kabul edilen Ermeni tehcirini de aynı hukuki çerçeveye sokma çabalarının sonucu olarak görmek gerekir. Sorun aslında tehcirle Shoah’yı aynı kefeye koymaktan kaynaklanıyor; yoksa soykırımları savunmanın ifade özgürlüğü kapsamında olmamasından değil. Nitekim yasanın Anayasa’ya aykırı olduğunu savunan Mitterrand’nın ilk Adalet Bakanı ve Anayasa Konseyi’nin eski Başkanı Robert Badinter, buna işaret ediyor. Shoah, Fransa’nın taraf olduğu bir anlaşmayla (Londra) kurulan bir uluslararası mahkeme (Nürnberg) ile tanınmışken, Fransa’nın Ermeni tehcirinin soykırım olduğu konusunda uygulayacağı bir mahkeme kararı olmadığına dikkat çekiyor. Parlamentonun bu nedenle yüzyıl önceki bir olayı soykırım olarak niteleme yetkisi olmadığına işaret ediyor ve sadece Boyer Yasası değil, tehciri soykırım sayan 2001 yasasının da Anayasa’ya aykırı olduğunu savunuyor. Dolayısıyla Konsey’in iki yasayı birden iptal etme olasılığı var. Ama bu olasılık, tehcirin ve tehcir politikasının doğru olduğu şeklinde mi okunmalı?

Ankara- Paris ilişkilerinin kopmasını şimdilik durduran Anayasa Konseyi’ne başvuruyu, hatta olası bir iptal/çifte iptal kararını Ermeni politikamızın başarı hanesine yazmak hata olur. Zira böyle bir karar, Fransa’da yaşayan Ermeni toplumunun talep ve baskılarıyla Konsey’in iptal gerekçelerini dikkate alan yeni bir yasa yapılmasına engel değil. Nitekim bir bakanın Reuters’e yaptığı açıklamadan, Sarkozy’nin önceki gün Bakanlar Kurulu’nda yeni yasa konusunu gündeme getirdiği anlaşılıyor. Seçimler öncesi vakit kalmadığı veya Sarkozy’nin bir daha seçilemeyeceği düşünülebilir belki ama Fransa’da Ermeni davasının asıl sahibinin Sosyalist Parti olduğunu bir kez daha anımsatmakta yarar var.

Kabul etmek gerekir ki Fransa’da kim cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin, bu tür yasaların önümüzdeki dönemde yeniden gündeme gelmesi büyük bir olasılık. Tehciri savunmaya yönelik politikamız değişmeyecekse, Fransa ile ilişkilerimizin, benzeri yasa tasarılarını Komisyon, Genel Kurul, Senato aşamalarında engellemeye yönelik girişimlerin akıbetine bağlı olacağını söylemek gerekiyor. Fransa’yı izleyerek tehciri soykırım kabul edecek ve inkârını cezalandıracak diğer ülkelerle ilişkilerimizin geleceği için aynı değerlendirmeyi yapmak durumundayız. Peki, ama bu sürdürülebilir bir politika mı?


Başbakan Erdoğan
 önceki gün çok önemli şeyler söyledi. Dersim olayının ve darbelerin arkasında “Dersim’in çok daha öncesinden başlayan, bugüne kadar devam eden, bugün de varlığını sürdüren” Jakoben, seçkinci İttihat ve Terakki zihniyeti olduğunu ve 150 yıllık bu köhne zihniyetle mücadele ettiklerini söyledi. Bu açıklama umut veriyor kuşkusuz ama akla şu soruyu da getiriyor ister istemez: “Ermeni tehcirinin mimarı da o 150 yıllık köhne zihniyet değil miydi?


[email protected]

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar