• 18.02.2012 00:00

Bask terör örgütü ETA silahlı faaliyetine son verdiğini açıkladığında İspanya erken genel seçimlere hazırlanıyordu. O tarihte anketler, ana muhalefet partisi PP’nin (Partido Popular) Sosyalist İşçi Partisi’ne (PSOE) 15 puan fark attığını ve siyasi tercihleri belirleyen temel faktörün ekonomik kriz ve özellikle rekor düzeydeki issizlik olduğunu gösteriyordu. Durum, Bask Ülkesi’ndeki milliyetçi seçmen açısından biraz farklıydı. Terör örgütünün toplumsal tabanı yurtsever (abertzale) sol başta olmak üzere, Bask milliyetçilerin ETA mahkûmlarının durumlarıyla (yakın cezaevlerine nakli, hasta mahkûmların affı ve Parot doktrini uygulamasına son verilmesi gibi) ilgili talepleri vardı. Hatta sadece bir aylık ömrü kalmış Zapatero hükümetini yol haritası belirlesin diye sıkıştırıyorlardı. “ETA’nın sonlandırılması sürecinde timeout” başlıklı yazımda belirtmiş olduğum gibi, Rajoy’un bu konuda “yol haritası da ne demek, örgütle müzakere edeceğimiz bir şey yok” şeklinde özetlenecek bir tutum içinde olması PSOE’ye geri adım attırmış ve süreç seçim malzemesi yapılmaması için bir anlamda derin dondurucuya konulmuştu.

Rajoy’un seçim kampanyasında izlediği strateji, tahmin olunacağı gibi, PP oyları içindeki payı Sosyolojik Araştırmalar Merkezi CİS’e göre yüzde 10,7 olan aşırı sağ seçmene yönelikti. Oysa PP İspanya’nın terörle demokratik mücadele modelinin temel belgesi olan Ajuria Enea Paktı’nın (1988) ve Terörizme karşı Özgürlükler Anlaşması’nın (2000) kurucu üyesiydi. Dolayısıyla “silah bırakma karşılığında yasal siyaset ilkesine” bağlı kalmak ve iktidar partisi olarak da ETA mahkûm ve militanlarını topluma yeniden kazandırma (reinserción) sürecini yönetmek durumundaydı. Özetle bir yol haritası belirlemesi gerekiyordu.

Noel öncesi kurulan Rajoy hükümetinin önceliği, PP’yi tarihinde ikinci kez salt çoğunluğa taşıyan seçim zaferini borçlu olduğu ekonomik krizle mücadele oldu. İşe tasarruf önlemlerini içeren bir istikrar paketiyle başladı; ardından kendisine belki bir genel greve mal olacak iş reformunu yaptı. Yol haritası konusundaysa kartlarını şimdilik açmamayı yeğledi. Bu tutumunu, yurtsever solun iki temel talebi önünde bulunan Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) konuyla ilgili kararlarını beklemek istediği şeklinde yorumlamak mümkün elbette.

AYM önümüzdeki haftalarda 58’i ETA mensubu toplam 62 mahkûmun “Parot doktrini” olarak adlandırılan Yüksek Mahkeme içtihadına karşı yaptığı başvurularla ilgili karar alacak. İspanyol Ceza Kanunu kaç yıla mahkûm olursa olsun bir kişinin hapiste kalacağı süreyi 30 yılla sınırlıyor; iyi hallerin hesaba katılmasıyla bu süre fiilen 16 yıla kadar inebiliyor. Ancak Yüksek Mahkeme 2006’da 82 cinayetten yargılanan ETA mensubu Henri Parot hakkında aldığı kararda, birden çok mahkûmiyette, ceza indirimlerinin azami mahkûmiyet süresi üzerinden değil, her mahkûmiyet için ayrı ayrı hesaplanması ve çıkan mahkûmiyet sürelerinin toplanması gerektiğine hükmetti. Böylece birden çok mahkûmiyeti bulunan mahkûmların mahkûmiyet süreleri ceza indirimlerine karşın 30 yılda kaldı. AYM, Yüksek Mahkeme’nin “Parot doktrini” denen bu içtihadına karşı başvuruları haklı bulursa bazı ETA mahkûmları hemen tahliye edilecek. AYM böylece Rajoy hükümetinin ETA mahkûmlarının durumunu bireysel temelde değerlendirmeye dayanan politikasına da hukuki zemin oluşturmuş olacak.

ETA mahkûmlarının şiddeti lanetlemelerini ve kurban ailelerinden özür dilemelerini şart koşan Rajoy hükümeti aslında bireysel çözüm yolunda somut bir adım atmış durumda. 1992’de cezaevine giren, daha sonra Parot doktrini uyarınca 2022 yılına kadar cezaevinde kalması gereken Fernández Pérez de Nanclares, 2010 yılında kendi isteğiyle ETA’dan ayrıldıktan sonra ceza indirimlerinden yararlanmış ve son olarak Rajoy hükümetinin de onayıyla geçen aralıkta tahliye edilmiş bir ETA mahkûmu. İspanya’da hükümet çevrelerinde onun isminden esinlenilerek “Nanclares yolu” ile ceza indirimleri ve tahliyelerden şu sıralar sıkça söz ediliyor. Ama böyle bir çözüm, mahkûmları için toplu çözüm talep eden ETA’yı kendini feshetmek için ne derece tatmin eder, bu da ayrı bir tartışma konusu elbette.


El Pais
’den Luis R. Aizpeolea, ETA’nın kendini feshetme sürecinde sadece yurtsever solun değil, başta Bask milliyetçiliğinin kurucu partisi PNV (Partido Nacionalista Vasco) olmak üzere, tüm Bask siyasi partilerinin ve toplumunun Rajoy hükümetinden “reinserción” sürecini etkinleştirecek bazı önlemler beklediğine işaret ediyor. Geçen çarşamba Rajoy’la Moncloa Sarayı’nda görüşen PP’nin Bask kolu Başkanı Antonio Basagoiti, düzenlediği basın toplantısında, özerk hükümetini desteklediği Sosyalist İşçi Partisi Bask kolu (PSE) ve PNV ile birlikte bu sürecin yönetimiyle ilgili bir pakt imzalanmasının uygun olacağını açıkladı. Rajoy hükümeti, üzerindeki baskıdan kurtulmak için böyle bir pakta gereksinim duyuyor.

AYM’nin önündeki diğer konuysa, Yüksek Mahkeme’nin 22 Mayıs yerel seçimlerine sokmadığı yurtsever solun yeni partisi SORTU’nun legalizasyonu. Batasuna’nın devamı olduğu gerekçesiyle bu yasağa maruz kalan SORTU’nun yasallaşmasının önünde, ETA’nın silah bırakmasından sonra hukuki engel kalmadı. Yurtsever solun BİLDU listesiyle yerel seçimlere, AMAİUR listesiyle genel seçimlere girmesine izin verildiği anımsanırsa, AYM kararının olumlu çıkması bekleniyor. Böylece silah bırakma karşılığı siyasetin yolu resmen açılmış olacak.


[email protected]