• 10.03.2012 00:00

Kamuoyu yoklamaları, ilk turu 22 nisanda yapılacak Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Hollande-Sarkozy düellosunun ve sosyalist adayın olası zaferinin işaretini veriyor. Yazıyı kaleme aldığımda yayınlanmış olan 7 mart tarihli son ankete (ifob) göre, ilk turda ilk iki sırayı bu adaylar sırasıyla yüzde 29,5 ve 26 oy oranıyla alıyor. Solda ana muhalefet partisi adayını sıkıştıran kimse yok; en çok oyu yüzde 8,5 ile Sol Cephe (Front du gauche) adına yarışan Jospin hükümetinin bakanlarından Jean-Luc Mélanchon’un alması bekleniyor. Yeşiller’in adayı Eva Joly ise yüzde 3’te kalıyor. Sağdaki adaylar arasında daha iddialı isimlere rastlanıyor. Aşırı sağcı Ulusal Cephe (FN/Front National) adayı Marine Le Pen bunların başında geliyor. Partinin tarihî lideri Jean Marie Le Pen’in kızı olan Marine birkaç ay öncesine kadar Nicolas Sarkozy’yi sıkıştırıyordu; hatta bir ara ikinci sıraya kadar yükselmişti. Ama Sarkozy’nin yükselmesiyle düşmeye başlayan Bayan Le Pen’in oy oranı şimdi yüzde 18 dolayında bulunuyor. Seçimlere kadar büyük bir mucize olmazsa Marine’nin baba Le Pen’in tam on yıl önceki seçimlerde sağladığı başarıyı yinelemesi pek mümkün görünmüyor.

Anımsanacağı gibi, Jean Marie Le Pen, ilk turu 21 nisanda yapılan 2002 seçimlerinde Sosyalist Parti (PS) adayı Lionel Jospin’i geride bırakarak ikinci turda Jacques Chirac’ın rakibi olmuştu. “Aşırı sağ” etiketini taşıyan bir parti Fransa siyasal yaşamında ilk kez Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci turuna geçiyordu. Le Pen’in Fransız seçmenlerinin çoğunluğu için kabul edilemez nitelikteki bu başarısı, izleyen günlerde ülkenin birçok yerinde protesto gösterilerine neden olmuş; daha da önemlisi herkesin aşırı sağa karşı Chirac cephesinde birleşmesi sonucunu doğurmuştu. 5 mayısta yapılan ikinci turda Chirac yüzde 82’nin üzerinde rekor bir oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilirken, Le Pen yüzde 17,8’de kalmış, ikinci turda sadece 720 bin dolayında ilave oy toplayabilmişti.

Sağ cephedeki diğer iddialı isim, eski Cumhurbaşkanlarından VGE’nin (Valéry Giscard d’Estaing) kurduğu merkezci liberal eğilimli Fransız Demokrasisi için Birlik (UDF/Union pour la démocratie française) partisinin dokuz yıl başkanlığını yapmış olan François Bayrou. 2002 ve 2007 seçimlerine de katılmış olan Bayrou, 2007’de ilk turda aldığı yüzde 19 oyla üçüncü gelmiş, ikinci tura kalmayı az farkla kaçırmıştı. Daha sonra “Demokrat Hareket” (MD/Mouvement Démocrate) adıyla yeni bir parti kuran Bayrou’nun atıfta bulunduğum ankete göre sadece yüzde 12,5 dolayında oyu var. Bu durumdaFrançois Hollande’ın karşısına sağın adayı olarak çıkabilmesi mümkün değil.

İki turlu Fransız seçim sistemi, benzer ailelerden gelen ya da birbirine yakın eğilimleri olan siyasi parti seçmenlerinin ikinci turda oylarını komşu siyasi akımlara yöneltebilmelerine imkân veriyor. Bu tercih bireysel olabileceği gibi, siyasi partiler doğrudan ya da müzakereler yoluyla seçmenlerini ikinci turda belirli bir adaya oy vermeye veya tarafsız kalmaya çağırabiliyor. Burada hem talepleri, hem de nispeten yüksek oy oranı itibariyle kilit konumdaki partinin FN olduğu görülüyor. Sağda, liberal MD ve aşırı sağ FN seçmenini aynı kefeye sokmak o kadar da kolay değil. Nitekim anketler Sarkozy’nin ikinci turda tüm sağ oyları alamadığını açıkça ortaya koyuyor.

Atıfta bulunduğum Ifob anketine göre ikinci turda Hollande yüzde 55,5 oranında oy alıyor. Oysa ilk turdaki sol oyların toplamı küçük partilerin oyu hesaba katıldığında bile bu orana ulaşmıyor. Buna karşılık, Sarkozy ikinci turda yüzde 44,5 oy oranında kalırken, sağ cephede yer alan oyların tümü bu oranın üstünde bulunuyor. Sarkozy oylarını arttırmak ve Hollande’a karşı kazanabilmek için kendini aşırı sağ seçmene şirin göstermek zorunda hissediyor.


Sarkozy
’nin son günlerde aşırı sağa verdiği yeni ödünlerin haddi hesabı yok. 2007 seçim zaferinin mimarı danışmanı Patrick Buisson’un telkiniyle direksiyonunu iyice sağa kırmış durumda. Daha geçen hafta Bordeaux’da Le Pen’e oy verenlerin ayakta alkışladığı bir konuşma yaptı. Arkasında durduğu “bütün uygarlıkları aynı düzeyde görmeyen” İçişleri Bakanı Claude Guérant’nın altında kalmamak için olsa gerek, çıktığı televizyon programında “daha düşük uygarlıklardan” Fransa’ya gelen yabancıların sayısını yıllık temelde yarı yarıya azaltma sözünü verdi. Görünen o ki Sarkozy aşırı sağın sevdiği temalarda ara sıra bu tür çıkışlar yapmayı sürdürecek.


Sarkozy
’nin partisi UMP Ulusal Sekreteri Guillaume Pelletier sağdaki seçmenin azımsanmayacak bir bölümünün (beş ila sekiz milyon) daha ikinci turda kime oy kullanacağına karar vermediğine dikkat çekiyor. Pelletier’ye göre, Le Pen seçmeninden dokuz, Bayrou seçmeninden de beş puan henüz ortada ve ilk turun sonuna kadar da öyle kalacak. Pelletier, yarışın ilk turun gecesinden itibaren bir düelloya dönüşeceğine ve bu düelloyu doğal olarak kendi adayları Sarkozy’nin kazanacağına inanıyor.

Fransa ile ikili ilişkiler açısından değerlendirildiğinde, bu düelloyu Hollande’ın kazanması bizim açımızdan tercihe şayan. Zira bir yanda Türkiye’yi hiçbir koşulda Avrupa’da görmek istemeyen bir aday; öte yanda Kopenhag ölçütlerini yerine getirecek ve üçüncü ülkelerle (Kıbrıs, Ermenistan vb.) sorunlarını çözecek bir Türkiye’ye sıcak bakan bir başka aday var. Ama Türkiye’nin değişmesini istemeyenler için bu tercihin hiçbir anlamı kalmıyor. Zira statükocu bir Türkiye’nin Hollande’lı bir Fransa ile de sıcak ilişkileri olmayacağı açık.


[email protected]