Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Evrensel sosyal demokrat kimliği

  • 17.03.2012 00:00

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta sevindirici bir haber verdi. Önce olağanüstü kurultaylarda 47 maddede değişiklik getiren yeni parti tüzüğünü kastederek, parti içi demokrasiyi “olabildiğince genişlettiklerini” söyledi. Ardından “yeni CHP olarak tanımladıkları” bu sürecin hedefini açıkladı: “Evrensel sosyal demokrasinin kimliği CHP’nin de kimliği olacak.” Yeni tüzükte bu yönde gerçekten bazı değişiklikler yapılmış ve “sosyal demokrasi” sözcüğü, Altı Ok’a vücut veren ilkelerle birlikte nasıl yorumlanırı bir tarafa bırakırsak, 2. maddeye açıkça yazılmış. Aynı maddede “devleti, kişilerin özgürlüklerini ve refahını sağlamaya yönelik bir hizmet aracı olarak kabul eden çağdaş demokratik sol bir siyasal partidir” tanımına da yer verilmiş. Ayrıca 3. maddeye “insan hakları”, “hukukun üstünlüğü”, “bireysel hak ve özgürlükler” “ayırımcılık yasağı ve eşitlik” ve “kültürel farklılıkların zenginliği” gibi kavramlar serpiştirilmiş. Bu değişiklikleri CHP’nin evrensel sosyal demokrat kimlik edinebilme yolunda attığı somut adımlar olarak kabul etmek mümkün elbette.

Parti içi demokrasi açısından bakıldığında tüzükte bazı iyileştirmeler yapıldığı da gözlemleniyor. Bir kere genel başkanlığa aday olmak için kurultayda üye tam sayısının daha önce en az yüzde 20’sinin yazılı önerisi koşulu aranırken bu oran yüzde 10’a düşürülmüş. (Md. 55a) Milletvekili genel seçimlerinde merkez yoklamasıyla belirlenecek adaylarda ve parti organları üyeliklerinde, kongre ve kurultay delegesi seçimlerinde yüzde 33 oranında cinsiyet (Md. 61a) ve yüzde 10 gençlik (Md. 61b) kotaları getirilmiş. Merkez yoklamasıyla belirlenecek adayların toplam sayısı partinin gösterdiği milletvekili adaylarının yüzde 25’iyle sınırlandırılmış. Bunları parti içi demokratikleşme bakımından olumlu adımlar olarak nitelendirmek mümkün kuşkusuz.

Ne var ki bugün sosyal demokrat partilerdeki genel eğilim, önseçimin militanlara, sempatizanlara, hatta doğrudan seçmenlere açılması yönünde. Bu da, başbakan ya da Fransa’da olduğu gibi cumhurbaşkanı adaylarının partilerin başındaki kişilerden (genel sekreter ya da genel başkan) farklı olabilmeleri ve seçilebilmeleri imkânı tanıyor. Ama asıl önemlisi, seçmene açılan önseçimler genel seçimlerde toplumun desteğine sahip olacak adayın ortaya çıkmasına yarıyor. Bunun en somut örneğini İtalya’da 16 Ekim 2005’te solun adayını belirlemek için yapılan ön seçimlerde görüyoruz. 4,3 milyon seçmenin katıldığı önseçimde üç milyon oyla seçilen Romano Prodi ertesi yıl yapılan genel seçimleri Berlusconi’ye karşı kazanıyor ve 17 partiden oluşan bir koalisyonu iki yıl yönetmeyi başarıyor. 2007’de iki sol partinin birleşmesiyle kurulan Demokratik Parti (PD) seçmene açık önseçimi tüzüğüne de yazıyor. 3,5 milyon seçmen aynı yıl yapılan önseçimle Walter Veltroni’yi Başkan seçiyor.

Güncel bir örnek olarak Fransız Sosyalist Partisi’nin (PSF) nisan/mayıs aylarında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri adayını belirlemek için geçen ekimde yaptığı seçmene açık iki turlu ön seçimleri göstermek mümkün. Bu yöntemle oyların yaklaşık yüzde 57’sini alan François Hollande, kamuoyu yoklamalarında ikinci turda Sarkozy’ye karşı açık farkla favori konumunu koruyor. Türkiye’den örnek olarak, 11 nisanda birinci yıldönümünü kutlamaya hazırlanan Sosyal Demokrat Parti’nin tüzüğünün “SODEP önseçimin seçmene açılmasından yanadır ”ifadesini içeren 67. maddesi gösterilebilir. PASOK (Yunanistan), PSOE (İspanya) ile bu örnekler arttırılabilir.

Bu verilerin ışığında CHP’nin parti içi demokrasi alanında attığı adımların yeterli olduğunu söylemek kolay değil. Yeni CHP olarak adlandırılan bir süreçten söz ediliyorsa, bu sürecin henüz daha çok başında olunduğu anlaşılıyor. PSOE’dekine (yüzde 40) yakın bir cinsiyet kotası ve merkez yoklamasıyla aday belirlemenin sınırlandırılması parti içi demokrasiden söz edebilmek için yeterli değil. Yeni CHP’yi görmek için Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi tüzüğe bakıyoruz ama daha çağdaş bir sosyal demokrat partinin demokratik örgütlenmesi çıkmıyor karşımıza. Peki ya parti politikaları söz konusu kimliğe ne kadar uygun?

Kabul etmek gerekir ki çağdaş sosyal demokrat partiler, öncelikle, evrensel demokrasi ilkelerine dayanan ve bireyin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan sınıfsal yapılanmaya ve her türlü ideolojiye karşı eşitlikçi bir anayasal düzeni benimser. Böyle bir kimliğe sahip olacaksa CHP’nin yeni anayasa çalışmalarında bu niteliklere sahip olmayan 82 Anayasası’nın ideolojik niteliğini taşıyan başlangıç bölümü ve ilk üç maddesinin değiştirilmesinden yana tavır alması gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konuda bugüne kadar yaptığı açıklamalar bu yönde olmadı; bundan sonra değiştirmeyi düşünüyor mu acaba?

Sosyal demokrat partiler, yukarıda sayılan temel ilkeler çerçevesinde, vesayet kurumlarına ve siyaset alanını daraltan müdahalelerine karşı çıkar. Kendi görüşlerine itibar etmediği ve diyelim ki yanlış yaptığı için Başbakan’ı Meclis’teki salt çoğunluğundan ötürü “post-modern diktatör” olmakla suçlayan Sayın Kılıçdaroğlu, Silivri’nin arkasında durduğu sürece demokrasi ve insan hakları hakkında söylediği güzel sözlerin inandırıcı olmayabileceğini düşünüyor mu bilmiyorum. Ama birilerinin hatalarının otomatik olarak karşı tarafın kazanç hanesine yazıldığı dönemin Türkiye’de çoktan kapandığını anlamak için üç seçim kaybetmek yeterli olmalı.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar