• 3.04.2012 00:00

Hükümetin Kürt sorununun çözümünde yeni bir strateji benimsediğine, artık İmralı ve Kandil’i değil BDP’yi muhatap alacağına ilişkin haberin gazetelerde yayımlanmasından bu yana on iki gün geçti. Bu süre zarfında, o kadar yeni olmadığı ve içerdiği unsurların bazılarının zaten uygulanageldiği öne sürülen bu strateji, artı ve eksileriyle, farklı siyasi eğilimlere sahip yazarlarca olumlu veya olumsuz olarak değerlendirildi. Konuyla ilgili ilk değerlendirmemi daha haberin çıktığı gün davet edildiğim IMC TV’de, eldeki birkaç cılız veriye dayanarak yapmak durumunda kalmıştım. O gün itibariyle değerlendirmeler, muhatap alınmayacağı açıklanan odaklar üzerinden yapılıyor ve bizi bilgilendirilen gazetecilerin kendi anladıkları kadarıyla aktardıkları “yeni strateji” 90’lı yılların güvenlik ağırlıklı politikalarına dönüş olarak niteleniyordu. Oysa bu stratejinin en azından “siyasi muhatabın demokratik yollarla seçilmiş bir parti” olduğuna ilişkin bir yaklaşıma dayandığı daha ilk bakışta görünüyordu. Teoride doğru bir yaklaşımdı zira siyasi konular, elinde silah tutanlarla değil halkın seçtiği kişilerle konuşulmalıydı. Programda bunu İspanya örneği üzerinden anlatmıştım.

Başbakan Erdoğan, Güney Kore’ye giderken düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili olarak yöneltilen bir soruya şöyle karşılık verdi: “Bu açıklama (yeni strateji) nedir; terör örgütü ile sonuna kadar mücadele, siyasi uzantısıyla da müzakere. Biz buna her zaman hazır olduğumuzu söyledik. Tabii ki terör örgütü ile kalkıp bizler siyasi irade olarak herhangi bir masada görüşme asla kat’a yapmayız. Fakat parlamento çatısı altında olan uzantıları diyeceğim artık, (...) onlarla bugüne kadar arkadaşlarımın görüşmeleri olmuştur. Bundan sonra da onlarla biz görüşme yaparız ama dürüst davrandıkları sürece. (...) Çünkü bizim derdimiz çözümdür. Kendi iradeleri yoksa kendi iradelerini kullanamıyorlarsa, kendi adlarına konuşmuyorlar da İmralı’nın veyahut Kandil’in ağzıyla konuşuyorlarsa, gün gelir artık onlarla da bunları konuşmayız.”

Bazı konularda kısa ve öz konuşarak ilkeleri ortaya koymanın ve karşı tarafın hoşuna gitmeyecek formüllerden kaçınmanın, nezaket kuralları bir yana, derdimiz olan çözüme ulaşmanın da yolu olduğunu kabul etmek gerekir. Söz gelimi “ siyasi uzantılarıyla” değil, “demokratik yollardan seçilmişlerle” müzakere etmek çok daha ilkesel bir söylem. Altı çizilmesi gereken bir diğer husus, Kürt sorununun çözümünde muhatap BDP ise, silah bırakma sürecindeki muhatabın ister istemez PKK olduğudur. Siyasi konular demokratik yollardan seçilmişlerle müzakere edilirken, özendirici önlemler veya yapılacak mücadele sonucunda örgüt silah bırakmayı kararlaştırırsa, militanları ve mahkûmlarının topluma kazandırılması konusu da gündeme gelecektir. Böyle teknik konularda muhatap her ülkede olduğu gibi şiddet ve terörü kullanan örgütlerdir. Dolayısıyla burada konunun iki veçhesinin ve aralarında organik bağ olsa bile iki muhatabımızın bulunduğu gerçeğini kabul etmek durumundayız.

İspanyol hükümeti ile ETA arasında 1989 yılında başarısızlıkla sonuçlanan “Cezayir görüşmeleri” süreci vardır. Süreç o tarihten üç yıl kadar önce Fransa’da yakalanmış ve Gabon’a sürülmüş olan örgütün güvercin kanadından Txomin İturbe’nin hükümetle görüşmelerde ETA’yı temsil etmesinin taraflarca kabulüyle başlamıştır. İspanya’nın bu görüşmelere evsahipliği yapması için anlaştığı Cezayir’e nakledilen Txomin bir yıl sonra örgüt içi hesaplaşma sonucu öldürülmüş; onun yerine Santo Domingo’da tutuklu bulunan benzer özelliklere sahip Eugenio Etxebeste’nin (Antxon) ETA heyetine başkanlık etmesi için taraflar anlaşmıştır. Dolayısıyla devletle örgüt önce bu görüşmelerde ETA heyetine kimin başkanlık edeceği konusunda temaslarda bulunmuştur.

Devletle örgüt arasındaki temaslarda ikinci aşamada görüşmelerin gündemi ele alınmıştır. ETA terörüne karşı tutumuyla bilinen Bask milliyetçiliğinin kurucu partisi PNV, ETA ile görüşmelerde siyasi konuların ele alınmaması hususunda hükümeti uyarmıştır. Bağımsızlıkçı politika izleyen PNV’ye göre,Bask sorununun tartışılacağı yerin özerk parlamento, tartışanların da demokratik yollardan seçilmişler olması gerekir. Aksi takdirde şiddeti araç olarak kullananlar ödüllendirilmiş, sorunun şiddete başvurulmadan anayasaya uygun şekilde çözümü için siyasi mücadele verenler cezalandırılmış olacaktır. İşte bu ilke bugün devletin terörle mücadele politikasının temel ilkelerini içeren Ajuria Enea Paktı’nın (1988) iki temel ilkesinden birini oluşturuyor.

Paktın imzalanmasının ardından Cezayir görüşmelerinde siyasi konuları ele alacak seçilmişlerden oluşan ikinci bir masanın kurulması söz konusu olmuştur. Devletle ETA arasındaki son müzakere sürecinde (2006-07) de siyasi konuların ele alınacağı “ikinci masa” gündeme gelmiştir. Ama birinci masada muhatap ETA, gündem ise silah bırakma karşılığı topluma yeniden kazandırma sürecidir. Ajuria Enea’nın ikinci temel ilkesi de silah bırakma karşılığı siyaset hakkıdır elbette.


BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın, iktidar partisinin önerisine olumlu yanıt vermesi söz konusu “müzakere sürecinin” önünü açıyor.
 Ama İspanyol örneğinde çizilen şablona göre hükümetin ne yapmayı öngördüğünü biraz daha ayrıntılı bilmemiz gerekiyor ki stratejinin doğru olup olmadığını değerlendirebilelim.


[email protected]