• 29.05.2012 00:00

 Kamu Görevlileri Hakem Kurulu devlet memurlarına 2012 ve 2013’te uygulanacak maaş zammı oranları hakkındaki kararını bugün açıklıyor. Halkın büyük çoğunluğunun destek verdiği 12 Eylül 2010 referandumuyla Anayasa’da yapılan değişikliklerden biri devlet memurlarına “toplu sözleşme” hakkı tanınmasıydı. Grev hakkından yoksun bir toplu sözleşme hakkının memura sağlayacağı yarar tartışma konusuyken, bir de uyum yasasının gecikmesi toplu sözleşme görüşmelerinin mayıs ayına sarkmasına ve memurun son 3,5 yılın rekorunu kıran enflasyonun (yüzde 11,14) altında ezilmesine yol açtı. Zira son bir yılda memura verilen zam oranı ocak ayındaki enflasyon farkıyla birlikte yüzde 6,7 oranında kaldı. Aradaki fark yaklaşık yüzde 4,5 ama hükümetin ilk altı aylık dönem için önerisi yüzde 3,5 oldu. Görünen o ki hükümet Merkez Bankası’nın mayıstan itibaren enflasyonun düşeceği tahmini doğrultusunda hareket ediyor.

Merkez Bankası’nın yılsonu itibariyle enflasyon beklentisi yüzde 6,5 ama enflasyondaki düşüşün eylülden sonra hızlanacağı öngörülüyor. Piyasaların yılsonu enflasyon tahminiyse yüzde 7,6. Görüşme masasına Merkez Bankası’nın enflasyon beklentisinin de altında kalan bir öneriyle oturan hükümetin son önerdiği zam oranı ise (katlanmış yüzde 7,6) piyasaların yılsonu enflasyon beklentisiyle örtüşüyor. Ama altı çizilmesi gereken nokta geriye dönük telâfi sistemlerinin hep harcamalarını daha önceden (enflasyon oranı çok daha yüksekken) yapan çalışanların aleyhine işliyor olması. Kaldı ki enflasyon hesaplamalarında temel alınan ölçütler, sadece Türkiye’de değil dünyada da aile bütçelerine yansıyan oranlarla birebir örtüşmüyor.

Ne var ki Maliye ve Çalışma ve Güvenlik bakanları, AK Parti’ye oy veren bir kesimi bile çileden çıkaran İçişleri Bakanı kadar olmasa da, olumsuz açıklamalarıyla dikkatleri üzerlerine çekmeyi başardılar. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, önceki gün NTV’deki söyleşisinde AK Parti’nin on yıllık iktidarı döneminde çalışanlar lehine yapılanları haklı olarak hatırlattı; ama şu da bir gerçek ki bunlar bu yılki zam oranı konusunda haklı olduğu anlamına gelmiyor. AK Parti’nin üç dönem seçim kazanması esasen ekonomiyi olabildiğince iyi yönetmesinden, zenginliği başarabildiği ölçüde iyi paylaştırmasından ve başta sağlık sektöründe olmak üzere sosyal konularda gerçekleştirebildiği reformlardan kaynaklanıyor. Ama insanlar haklı olarak her zaman daha iyisini ve daha fazlasını istiyor; o bakımdan memurlar için bugüne kadar yapılanların yeterli olduğunu söylemek mümkün değil.

Bakan Şimşek diyor ki: “Memur bütçeden yüzde 28 pay alıyor; son artışlarla bu yüzde 30’a çıktı. Bu iki milyonun biraz üzerindeki memura gidiyor.” Sonra da “Bütçe 75 milyon kişi için yapılır” diyerek bu “sanki mutlu azınlığa” serzenişte bulunuyor. Nüfusunun 25 milyonu 15 yaş altında olan bu ülkede 2,2 milyon memur, aileleriyle birlikte en az 9-10 milyon kişi demek. Ayrıca iki milyon memur emeklisi var ki onlar da ortalama iki kişilik aileden dört milyon kişi yapıyor. Şimşek’in konuyu sanki az sayıda kişi, başkalarının çokça katkı yaptığı bir bütçeden yüksek maaş alıyormuş gibi ortaya koyması ne doğru, ne de hoş. Konuya vergi mükellefleri açısından bakıldığında sistemin ne kadar çarpık olduğu ortaya çıkıyor çünkü.

Merill Lynch’teki 770 bin dolarlık maaşı bırakarak milletvekili maaşına talim etmenin fedakârlık olduğu imasında bulunan Bakan Şimşek, bütçede bu oranda (sanki enflasyonun yüksek çıkması kendi sorumlulukları değilmiş gibi) maaş artışı öngörülmediğinden yakınarak ek kaynak yaratmak zorunda olduklarını söylüyor. Diyor ki: “Eğer ilave yük gelirse, ya borç alacağız, ya da vergileri arttıracağız. Olmayanı veremeyiz. Yoktan var etmek yalnızca Allah’a mahsustur.” İyi, güzel de hesabı doğru yapmak ve düzeltmek hükümet olmanın gereği değil mi?

Kaldı ki Türkiye’de memur maaşları da, asgarî ücret de “kriz içinde yüzüyor, ücretleri donduruyor, düşürüyor” denen Yunanistan, İspanya gibi ülkelerdekinden satın alma gücü dikkate alındığında dahi hâlâ düşük. Asgari ücret bizde 300 avro dolayında; 28 AB ülkesinde daha düşük ücrete sahip sadece sekiz ülke var. Buna karşılık sekiz ülkede 1000 avronun üstünde bulunuyor. Lüksemburg 1757 avro ile başı çekerken, Yunanistan son tasarruf önlemleri öncesi 862 avro ile Türkiye’dekinin üç katı, şimdiyse iki katı kadar asgarî ücrete sahip.

Maliye Bakanımız temmuzda asgari ücretin çok üstünde olan en düşük memur maaşının 1132 dolar (890 avro) olacağını söylüyor ama hesabı yine bir yerde yanlış yapmış gibi. Çünkü şu anda 1630 lira olan en düşük memur maaşı yüzde 7,6 zamla 1754 liraya ulaşıyor ki karşılığı bugünkü kurdan sadece 960 dolar ediyor. Bu ücret AB’nin sekiz ülkesinde geçerli asgari ücretin bile altında.

 Kaldı ki Türkiye’de başta grev hakkı olmak üzere kamu görevlilerinin sosyal hakları hâlâ AB standartlarına erişebilmiş değil. AK Parti hükümetlerinin bugüne kadar yaptığı tüm iyileştirmelere karşın milli gelirden aldıkları pay da karşılaştırmalı olarak gelişmiş ülkelerdekinin altında. Kısacası hükümetin son önerilerinde hem hesap, hem de argümantasyon yanlış.

Ayrıca kabul etmek gerekir ki Türkiye’de sosyal haklar alanında daha yapılması gereken çok şey var. Ama mevcut çarpık vergi sistemi, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, üçte ikisi doğrudan, üçte biri dolaylı vergilerden oluşan çağdaş bir sisteme dönüştürülemediği, kamu harcamalarını arttıran terör sorunu çözümlenemediği sürece bu hedefe varmak pek de kolay görünmüyor.


[email protected]