• 9.06.2012 00:00

  CHP’nin “Kürt sorununun çözümü için” TBMM’de bir “Toplumsal Mutabakat Komisyonu” ve Meclis dışında da bir “Âkil İnsanlar Komisyonu” oluşturulması önerisiyle AK Parti’nin kapısını çalmasının alkışlanacak bir girişim olduğunu kabul etmek gerekir. İktidar partisinin CHP’nin önerisine ve özünde bir demokrasi sorunu olan ve kuşkusuz terör boyutunu da içeren bu sorunun çözümü için genelde siyasi partiler arasında özelde ana muhalefetle işbirliğine verdiği desteğin önemini ayrıca vurgulamakta yarar var. Sonuç itibariyle seçilmişlerin Türkiye için hayati önem taşıyan bu soruna bugüne kadar dayatılanın ötesinde bir çözüm bulmak için bir masanın etrafında biraraya gelebilmeleri başlı başına demokratik bir gelişme olur.


Aslında bir demokrasi sorunu olarak Kürt sorununa yeni anayasa ile çözüm bulunacağını kabul ediyorsak, Meclis’te yeni anayasayla ilgili Uzlaşma Komisyonu’nun bir benzerinin bu sorunun çözümü için de oluşturulması ve her iki komisyonun eşgüdüm içinde çalışması gerekiyor.
 Böyle bir eşgüdüm, hem yeni anayasanın sorunun çözümüne ilişkin temel ilkelere uyumlu olmasını, hem de önerilen komisyonun sorunun terör boyutuna odaklanmasını sağlar. Terörle mücadele konusunda yayımladığım ilk kitabımdan (1999) bu yana, İspanya’nın partilerarası bir pakta dayanan devlet politikasının altını çiziyorum. Dayatılan devlet politikalarına uymadığı için hiç rağbet görmedi ama bu kez sanki oraya doğru bir gidiş var. Daha böyle bir paktın imzalanması aşamasına gelmiş değiliz elbette ama CHP’nin önerisi hayata geçirilebilirse benzer bir terörle mücadele politikası için en azından partiler arasında ortak bir çalışmanın yolu açılabilir. Peki, atıfta bulunduğum İspanya’nın terörle mücadele politikasının temel özellikleri neler?

Ayrıntılarına değinmeden konuyu partilerarası işbirliği bağlamında ele alırsak, ETA’nın siyasi kolunun o zamanki adıyla Herri Batasuna taraf olmadığı 12 Ocak 1988 tarihli “Euskadi’nin Normalleşmesi ve Barışa Kavuşturulması için Anlaşma”nın demokratik niteliğini vurgulamak gerekir. Anlaşma, anayasayı ve 2. maddesiyle tanıdığı özerk toplulukların statülerini, bu bağlamda Bask Ülkesi’nin Gernika Statüsü’nü referans alıyor. Özetle diyor ki “ anayasa ile temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmış ve onun ayrılmaz parçası Gernika statüsü ile Bask halkına hükümeti ve parlamentosuyla kendi kendini yönetme hakkı tanınmıştır. Bu anayasal çerçeve belirli bir dönem itibariyle en geniş toplumsal mutabakatın oluştuğu noktayı ifade eder. Henüz çözüme kavuşturulmamış sorunlara nasıl siyasi bir çözüm getirileceğinin (anayasa veya statü değişikliği) yolunu öngörür. O bakımdan bu sorunları şiddet ve teröre başvurarak çözümlemeye kalkışmak meşru değildir.”

Bu noktada altının önemle çizilmesi gereken husus, özerklik sistemine dayansın dayanmasın yeni anayasanın özerklik dâhil herhangi bir siyasi sistemin siyaset yoluyla savunulmasını ve belirli koşullarda (anayasa değişikliği) gerçekleştirilmesini mümkün kılacak ölçüde demokratik nitelik taşımasının gerekliliğidir. Örneğin yeni anayasada BDP’nin istediği demokratik özerklikler sistemi yer almayabilir, zira en geniş toplumsal mutabakat bu yönde oluşmayabilir ama bu yönde siyaset yapılması yasaklanamaz. İspanya’da Herri Batasuna dışındaki partiler bu konuda mutabakata varmıştı. Peki, Türkiye’de siyasi partiler demokrasinin bu temel ilkesini ne kadar benimsiyor?

CHP’nin önerisine gösterilen tepkilere baktığımızda, bir kere İspanya’dakinin tersi bir durumla karşılaştığımızı söylemek gerekiyor. Başbakan Erdoğan’ın daha dün ATV’de PKK’nın talimatı ile politika yapmakla suçladığı BDP’den olumlu açıklamalar geldi. Eşbaşkan Selahattin Demirtaş, “tek parti döneminde çıkarılan yasalarla sorunun ortaya çıkmasında önemli sorumluluğu bulunan bir parti” olarak tanımladığı CHP’nin önerisinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. “Sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin tek yöntem olarak kullanılmasını savunduklarını” söyleyen Demirtaş, sanki BDP’nin Batasuna olmadığını vurgulamak ister gibiydi. Buna karşılık MHP Genel Başkanı Bahçeli CHP’nin önerisine sert tepki gösterdi. Aşırı milliyetçi eski devlet jargonuyla konuşarak, değil ayrılıkçılığı özerkliği savunan bir siyasete, dolayısıyla evrensel demokrasiye karşı olduğu izlenimi yarattı. MHP, CHP’nin bu girişimini suya düşüreceğe ya da olası bir partilerarası işbirliğinin dışında kalacağa benziyor.

Bugün terörü bitirmiş bir ülke olarak İspanya’da 1998’de başlayan Lizarra süreciyle oluşan Bask milliyetçi partiler birlikteliği, ılımlı Milliyetçi Bask Partisi’nin (PNV/Partido Nacionalista Vasco)Ajuria Enea Paktı’ndan çıkmasına yol açtı. Bunun üzerine, dönemin iktidar partisi PP (Partido Popular) ile ana muhalefet Sosyalist İşçi Partisi (PSOE), tüm partilerin katılımına açık “Terörizme Karşı Özgürlükler” (2000) anlaşmasını imzaladı. 1988’den bu yana uygulanan terörle mücadele politikası da böylece devlet politikası olarak süreklilik kazanmış oldu.

Kıssadan hisse, terörle mücadelede başarının ilk koşulu, mücadelenin evrensel demokrasi ilkeleri ve hak ve özgürlükleri temel almasıdır. Böyle bir devlet politikasıysa ancak demokrasiye bağlı tüm partilerin katılımı veya en azından iktidar ve ana muhalefet partilerinin işbirliği ile oluşturulabilir. O bakımdan siyasi partilerin CHP’nin önerisine ilişkin tutumları kamuoyu önünde verdikleri bir demokrasi sınavı niteliği taşıyor.


[email protected]