• 10.07.2012 00:00

 Arjantin’in 1976-83 yılları arasında yaşadığı askeri diktatörler dönemi ülke siyasi yaşamının kara sayfalarını oluşturuyor. Demokrasinin askıya alındığı bu dönem sistematik işkenceleri ve kaybolan siyasi muhalifleriyle olduğu kadar anne ve babalarından koparıldıktan sonra kimlikleri acımasızca çalınan bebeklerle de anımsanıyor. Arjantin, İspanya iç savaşı ve bunu izleyen Franco diktatörlüğü döneminde olduğu gibi sadece gaddarlık olsun diye değil ama “saf ırkı” erken yaşta “hastalıklı ideolojilerin” kötü etkilerinden korumak (!) için sahneye konan bu insanlık dramıyla bir süredir hesaplaşmaya çalışıyor. Hatta Avrupalı akrabalarından çok daha etkin olan sivil toplumu sayesinde bu konuda başarılı olduğunu kabul etmek gerekir. 

Arjantin’de, bugün artık 86 yaşında olan “ ilk diktatör General Jorge Rafael Videla’nın “ulusu yeniden yapılandırma” sürecini (proceso de reorganizacion nacional) başlatmasından sadece bir yıl kadar sonra, gözaltında kaybolan çocuklarından haber alamayan anneler örgütleniyor. Birlikten güç doğacağı düşüncesiyle Videla ile topluca görüşmek için Başkanlık Sarayı Casa Rosada’nın bulunduğu Buenos Aires’teki Mayıs Meydanı’na giderek çocuklarının akıbetini sorgulayan bir bildiri okuyor. O günden sonra çocuklarını canlı olarak geri almak için bir dernek kuran anneler bu derneğe “Mayıs Meydanı Anneleri” adını veriyor. Dernek demokrasiye geçilmesinden sonra bu kez askeri diktatörlük döneminin siyasi cinayetlerinin sorumlularının adalet önüne çıkarılması ve açılan davalara müdahil olunması için mücadele vermeye başlıyor. Dernek ileriki yıllarda siyasi nedenlerle ikiye bölünüyor ama mücadele iki koldan sürüyor.

Aynı tarihlerde insan hakları eylemcisi María Eugenia Casinelli, tutuklanan hamile kızından haber alamadığı için arkadaşlarıyla birlikte bir mahkemeye başvuruda bulunarak, yaşamlarını kaybetmiş anne babaların bebekleri konusunu gündeme getiriyor. Mayıs Meydanı anneleri ile de bir araya gelen Casinelli torunlarını arayan “Mayıs Meydanı Büyük Anneleri” derneğini kuruyor. Büyük Anneler, öldürülen annelerinden alınan ve kimlikleri değiştirilen bu çocukların akıbetini öğrenmek ve demokrasiye geçildikten sonra da bu insanlık suçunu işleyenlerin adalet önünde hesap vermeleri için mücadele başlatıyor. Uzun soluklu bu mücadelede kısmen başarılı da oluyor. Bugüne kadar bu suçtan ötürü 25 kişi yargılanarak mahkûm oluyor. Ancak Büyük Anneler’in hedefi çok daha büyük: Bu işi fiilen yapmamış ancak bebeklerin sistematik olarak annelerinden koparılarak kimliklerinin çalınması emrini vermiş olanlardan, başka bir deyişle yaşamlarının artık son demlerini yaşayan Videla ve şürekâsından hesap sorulmasını istiyor. Mayıs Meydanı Büyük Anneleri bu hedeflerine nihayet birkaç gün önce ulaşıyor. 

Buenos Aires 6 Numaralı Federal Mahkemesi 5 Temmuz günü eski diktatör Jorge Rafael Videla’yı küçükleri ailelerinden almak, alıkoymak ve kimliklerini yok etmek suçuyla 50 yıl hapis cezasına mahkûm etti. Kendisinden sonra diktatör olan 84 yaşındaki Reynaldo Bignone de aynı suçtan ötürü 15 yıl hapis cezası aldı. Mahkeme diktatörlük döneminde gizli hapishane olarak kullanılmış olan ve kısaca “ESMA” olarak bilinen Donanma Mekanik Okulu’nun eski direktörü Antonio Vañek’i 40, yardımcısı Jorge ‘Tigre’ Acosta’yı 30 ve Campo de Mayo toplama kampı komutanı General Omar Riveros’u da 20 yıl ağır hapisle cezalandırdı.

Büyük Anneler’in “tarihi” olarak nitelediği dava aslında bundan tam 16 yıl önce açılmıştı. O tarihten bugüne kadar bazı sanıklar ve büyük anneler ölmüş, ilk avukatlar emekli olmuştu. Buna karşılık çalınan 25 bebeğin gerçek kimliği ortaya çıkmıştı. Bu bebeklerden biri olan 36 yaşındaki Victoria Montenegro Kilise’nin bu konuda işbirlikçi davrandığına, en azından bazı din adamlarının bebeklere yeni kimlik kazandırılması suçuna katılmış olduğuna dikkat çekiyor. Bayan Montenegro, kendisini evlat edinmiş olan aileden, çalınan bebeklere önce rahibelerin baktığını, evlatlık verilen bebekleri vaftiz eden bazı papazların durumdan haberdar olduğunu öğrendiğini belirtirken, Büyük Anneler Derneği Başkan yardımcısı Rosa Roisinblit de dava süreci boyunca Katolik Kilisesi’nden yardım görmediklerini söylüyor. 

Bu kararın alınmasında büyük rol oynayan dernek avukatı Alan Lud, bugüne kadar bulunan 500 bebeğin kimliklerinin çalınmasına ilişkin yazılı bir emir bulunmamasının işlerini zorlaştırdığını, zira sanıkların da bu yönde ifade vererek suçu alt kademelerdekilerin üstüne atmaya çalıştığını belirtiyor. Bu olayın planlı ve sistematik bir uygulama olduğunu kanıtlamak için ülkenin değişik yörelerinde çalınmış bebek vakaları bulmak ve 30 küsur yaşlarına gelmiş o bebeklerin tanık olarak dinlenmelerini sağlamak zorunda kaldıklarını anlatan Alan Lud, Buenos Aires Mahkemesi’nin kararını “tarihi” olarak niteliyor.

Eski diktatörlerle hesaplaşma konusunda Arjantin bir hayli mesafe kaydetmiş durumda. İnsanlığa karşı işlemiş oldukları suçlar nedeniyle Videla iki kez, Bignone de bir kez ömür boyu hapis cezasına mahkûm edilmiş olup halen bu cezalarını çekiyor. Dolayısıyla kimlikleri çalınan çocuklar nedeniyle aldıkları hapis cezalarının kendi durumlarını herhangi bir şekilde etkilemeyeceği açık. Ama bu tür trajedilerinin sadece Arjantin değil dünyanın hiçbir yerinde bir daha sahneye konulmaması için ırkçı politika ve uygulamaların ağır biçimde cezalandırılması önem taşıyor doğal olarak.                         

[email protected]