• 28.07.2012 00:00

 İspanya önceki gün demokrasi döneminin ilk Temsilciler Meclisi Başkanı Gregorio Peces-Barba’yı erken sayılabilecek bir yaşta (74) kaybetti. Sosyalist İşçi Partisi’nin (PSOE) salt çoğunluğa ulaştığı 1982 seçimleri ardından oluşan Meclis’in başkanlığına seçilirken kimse onun aleyhinde oy kullanmamış, 338 “evet”e karşı sadece sekiz çekimser oy çıkmıştı. Öncelikle bir diyalog adamı olan Peces-Barba, geniş bir toplumsal mutabakata dayanan, o bakımdan “Konsensüs Anayasası” olarak anılan 1978 Anayasası’nın yedi âkil adamı, İspanyolların deyimiyle Anayasa babalarından (Padres de la Constitución) biriydi.

Hukuk öğrenimini Strasbourg’da tamamlayan Gregorio Peces-Barba, İspanya’ya döndüğü 1963 yılından itibaren Franco diktatörlüğünün “siyasi” nitelikli davalarına bakan DGM benzeri Kamu Düzeni Mahkemesi TOP’ta (Tribunal de Orden Público) savunma avukatlığı yapmıştı. Demokrasi ve İnsan Hakları savunuculuğu nedeniyle 1969’da polis tarafından tutuklanarak bir süre mesleğini yerine getirmesi engellenmişti. Peces-Barba o dönemde Hıristiyan demokrat eğilimli, haftalıkCuadernos para el Diálogo (Diyalog defterleri) isimli dergide yazıyordu. İspanya’nın post-Franco dönemine birçok siyasetçi kazandıran bu derginin çevresinde toplanan Franco karşıtları daha sonra Hıristiyan demokratlarla sosyal demokratları biraraya getiren bir siyasi partiyi, Demokratik Sol’u (Izquierda Democrática) oluşturmuştu. Peces Barba da PSOE’ye geçtiği 1972’ye kadar ilk demokratik seçimlerle birlikte faaliyetine son veren bu parti içinde diktatörlüğe karşı mücadele vermişti.

Peces Barba, Temsilciler Meclisi’nin yeni anayasa taslağını tartışarak hazırlamaları için görevlendirdiği yedi milletvekili arasındaydı. İktidar partisi Demokratik Merkez Birliği’nin (UCD/Unión de Centro Democrático) üç milletvekilinin bulunduğu komisyonda PSOE’yi temsil ediyordu. Diğer üyelerse bugünkü iktidar partisi PP’nin içinden çıktığı AP, Katalan sosyalistler PSUC ve Katalan milliyetçileri biraraya getiren CDC üyesi parlamenterlerdi. AP temsilcisi Manuel Fraga gibi, açılımcı (aperturista) kanadına mensup olmakla birlikte, frankizmden gelen bir İspanyol milliyetçisi ile Katalan milliyetçi Miquel Roca I Junyent’in anayasa metni üzerinde anlaşması, Peces Barba’nın hep savunduğu demokrasi için siyasi partilerarası diyalogun bir sonucuydu elbette. Bu diyalog yedi âkil adamın, temsil ettikleri siyasi partilerden çok kendi aralarında vardıkları bir uzlaşıydı belki ama sonuçta partilerini bağlayarak demokratik İspanya’nın yolunu açmıştı.

Kabul etmek gerekir ki yeni anayasa yapmaya çalışan Türkiye’nin o dönem İspanyası ve anayasa çalışmalarından, özellikle farklı siyasi ailelere mensup yedi âkil adam arasında varılan ve 78 Anayasası’nın özünü oluşturan mutabakattan alacağı dersler var. Partilerin eşit sayıdaki üyelerinden oluşan Uzlaşma Komisyonu çalışmaları, üzerinde mutabakat sağlanandan çok uzlaşamadığı maddelerle dikkat çekiyor. Oysa diktatörlükten çıkan ve bundan tam 35 yıl önce anayasa yazmaya başlayan İspanya’da AP gibi bir milliyetçi parti bölgesel özerkliklere dayalı devlet yapısına onay vermişti. Manuel Fraga sadece bölge gibi bir bütünün parçasını niteleyen bir kavram yerine kendilerinin ayrı bir millet olduğunu savunanlara ve “millet” kavramının anayasaya yazılmasına karşı çıkmıştı. Fraga’ya göre, ayrı bir dile, etnik ya da idari bir özelliğe sahip olmak ayrı bir “millet” olmak için yeterli değildi. Onlar İspanya’nın bölgeleri olarak özerkliğe sahip olabilirlerdi; ama bu ayrı bir millet oldukları, dolayısıyla İspanya’dan kopabilecekleri anlamına gelmezdi.

Otuz beş yıl sonra dönüp Türkiye’ye baktığımızda, bölgeyi bir bütünün parçası değil de hâlâ bölünüp ayrılması olarak gören milliyetçilerimiz var. Onlar bu fikirleriyle geçen yıl 89 yaşında vefat etmiş olan Manuel Fraga’yı bile belki “bölücü” ilan ederek İspanya’da herkesi güldürebilirler. Ama bu yaklaşım çağdaş bir anayasaya katkıda bulunamayacak kadar geri bir kafa yapısını gösteriyor. Bu kafayla “Kürt sorunu” olarak adlandırılan temel demokrasi sorunumuzun bugüne kadar olduğu gibi yine çözümsüz kalacağı anlaşılıyor ne yazık ki. Oysa yanı başımızdaki Suriye’de olup bitenler sorunu çözümsüz bırakmakla ne kadar yanlış yapıldığını ortaya koyuyor. O bakımdan herkesin aklını başına toplaması ve Türkiye’yi biran önce İspanya gibi demokratik bir hukuk devletine dönüştürmek için çaba harcaması gerekiyor.

İspanya’da Peces Barba’nın cenaze töreni, tahmin olunacağı gibi, sadece sosyalistleri değil tüm siyasi parti temsilcilerini ve mensubu olduğu üniversite çevrelerini biraraya getirdi. Herkes diyalogdan yana bir siyasetçiyi, insan haklarını savunmayı adaletin gereği gören bir hukuk adamını ve daha da önemlisi korkusuzca diktatörlüğe karşı çıkan bu demokratı kaybetmekten duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Bu arada PSOE Genel Sekreteri Alfred Perez Rubalcaba, İspanya’nın içinde bulunduğu krizi ima ederek Peces Barba’dan öğrendiği en önemli şeyin hayatta “hiçbir zaman havlu atmamak”olduğunu vurguladı. İspanya nereden nereye gelmişti, ekonomik krizi de yenerdi elbette.

Bizim de Uzlaşma Komisyonu’nun ağustosta başlayacak çalışma dönemi için umutsuzluğa kapılmamamızda ve demokrasiyi savunma azmimizi kaybetmememizde yarar var kuşkusuz. Peces Barba’nın ruhu, kimbilir belki bizim komisyon üyelerinin, siyasi parti liderlerimizin kulağına demokrasinin evrensel ilkelerinin neler olduğunu fısıldar.


[email protected]