Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Cemil Çiçek’in çağrısı

  • 1.09.2012 00:00

 TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in “teröre karşı ulusal mutabakat” çağrısından ilk haberdar olduğumdaAnadolu Platformu’nun Sakarya Kuzuluk’ta düzenlediği “Adalet ve Özgürlük Arayışı” başlıklı konferanslar dizisinden birine YAP’ı (Yeni Anayasa Platformu) temsilen konuşmacı olarak katılanlar arasındaydım. Seçtiğim konu, evrensel demokrasi ölçütlerine uygun, temel hak ve özgürlüklere dayalı yeni bir anayasanın bugün artık iç içe geçmiş olan Kürt ve terör sorunlarının çözümüne yapacağı katkıydı. Sayın Çiçek’in kendisinin kaleme aldığını ve İspanya örneğinden esinlendiğini söylediği mutabakat taslağını, konuyla ilgili olmasından ötürü ilk olarak orada değerlendirme fırsatını buldum.

Çiçek’in esinlendiği metnin bazı meslektaşların köşelerinde zikrettikleri gibi, İspanya’da 12 Ocak 1988tarihinde imzalanan Ajuria Enea Paktı ya da “Euskadi’nin pasifikasyonu ve normalizasyonu için anlaşma” olduğuna kuşku yok. Dışişleri’nde görevliyken zor da olsa izin alarak yayımlamayı başardığım ilk kitabımdan (99) bu yana ısrarla dikkat çektiğim hususların, bunca yıl kaybedilmiş olmasına karşın, Meclis Başkanı’nın kaleminden çıkan bir metinde kısmen hayat bulması önemli elbette. Çünkü bu anlaşma yöntem ve içerik olarak bir demokratik hukuk devletinin örnek alması gereken terörle mücadele politikası ve stratejisini ortaya koyuyor.

Kuşku yok ki bu politika ve stratejinin uygulanabilmesi Türkiye’nin öncelikle demokratik bir hukuk devletine dönüşmesini gerektiriyor. Bunun için de evrensel demokrasi ölçütleri ve insan hak ve özgürlüklerini temel alan sivil bir anayasa yapılması zorunluluk arz ediyor. Çünkü terörle mücadele için öncelikle şiddet ve teröre destek olmamak kaydıyla ayrılıkçılık dâhil her türlü düşüncenin ifade ve örgütlenmesini serbest kılacak bir anayasa şart. Başka bir deyişle her türlü düşüncenin ifadesi, örgütlenmesi ve siyaseti serbest olmalı ki kimsenin eline silah alması için bir bahanesi olmasın. Ayrılıkçılık bir yana özerklik ve federalizmi savunan partilerin dahi “bölücü” damgasıyla mahkûm edilebilmesine imkân veren mevcut anayasamız siyasi alanı daraltmak suretiyle eline silah almak isteyenlere aradığı bahaneleri sunuyor ne yazık ki. Bu konuda belki de tek olumlu istisnayı Anayasa Mahkemesi’nin son dönemde federalizmi savunan Hak-Par hakkında aldığı karar oluşturuyor.

İşte Sayın Çiçek’in hazırladığı mutabakat taslağının yeni anayasaya ilişkin 6. maddesi bu nedenle önem taşıyor. Çiçek bu bağlamda “yurttaşlarımızın bireysel hak ve özgürlüklerini çoğulculuk anlayışı çerçevesinde güvence altına alacak” yeni bir anayasanın “toplumun tüm kesimlerinin katılımı ve mutabakatıyla” ve “ süratle” hazırlanması gerektiğine işaret ediyor. Uzlaşma Komisyonu’nun müzakere konusu olmayan temel hak ve özgürlükleri bile tartışarak heba ettiği yaklaşık dört ay, sivil toplumu olduğu gibi Sayın Çiçek’i de rahatsız etmiş belki de. Ancak demokrat çevrelerin duyduğu rahatsızlığın ötesinde dikkate alınması gereken bir durum daha var: o da sorunun çözümünü hedefleyen yeni anayasa konusunda ayak süründükçe, teröre karşı olmakla birlikte biran önce temel haklarını almayı bekleyen Kürt vatandaşlarımızın uğrayacağı hayal kırıklığı. Onların bu hayal kırıklığıyla “sorunu ben çözerim” diye ortaya çıkan silahlı örgüte karşı mücadeleye aktif biçimde katılmasını ve örgütü kınayacak sokak gösterilerinde yer almasını beklemeye ne kadar hakkımız olabilir?

Sorunun çözümünde ifade ve örgütlenme özgürlüğü kadar evrensel ölçütlere göre bireysel temel haklar arasında yer alan “anadilde eğitim” de önem taşıyor. Kolektif değil topluca kullanılan bireysel bir hak sözkonusu olduğundan anadilde eğitimin de yeni anayasada ilke olarak kabul edilmesi şart.

Temel haklar kadar önemli bir husus da yeni anayasada yerinden yönetimin en azından asgarî ölçüde hayata geçirilmesi ki bu da Fransa’daki gibi vilayetlerle merkez arasında bölgeler oluşturulmasını gündeme getiriyor. Çiçek’in taslağının 7. maddesi sadece “üniter ve ulus-devlet yapısına, idarenin bütünlüğüne ve idari vesayet ilkelerine zarar vermemek” kaydıyla yerel yönetimleri daha güçlü bir idari ve mali yapıya kavuşturmaktan söz ediyor ama Fransız örneği bu tanımla uyuşuyor aslında.


Taslakta ayrıca eksik kalmış iki nokta daha var
; birincisi, terörle mücadele politikasının topluma yeniden kazandırma boyutu ki Ajuria Enea’nın 9. maddesinde yer alıyor. Bu madde her vesileyle yinelediğim gibi silah bırakan eli kana bulaşmamış örgüt yönetici ve militanlarına siyaset yolunu açıyorMücadeleyi siyasi arenada verme imkânı, örgütün silah bırakmamakta direnmesini anlamsız hâle getiriyor doğal olarak.

Taslakta eksik olan ikinci nokta ise, Ajuria Enea’nın 10. maddesinde öngörüldüğü gibi siyasi konuların eli silah tutanlarla değil seçilmiş kişi ve partilerce yapılması ilkesi ki müzakere/ mücadele tartışmalarının önünü kesiyor. Zira terör örgütleriyle görüşmeleri silah bırakmaya ilişkin teknik konularla sınırlıyor.

Sonuç olarak, Cemil Çiçek’in mutabakat çağrısı, eksiklerine karşın başlangıç için olumlu bir girişim. Bir kere muhatabı belli: siyasi partiler ve sivil topluma hitap ediyor. İkincisi,demokrasi ile terör arasındaki tartışılmaz ilintiyi gözardı etmiyor. MHP’nin statükoyu koruma refleksi ve alışılagelmiş demokratik olmayan yaklaşımıyla karşı çıktığı noktalarda doğru yerde durarak demokratik bir anayasaya vurgu yapıyor. Ama içinin mutlaka daha çok demokrasiyle doldurulması gerekiyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar