Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Demokratik hukuk devleti ve terör

  • 4.09.2012 00:00

 Geçen yazımda Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in “teröre karşı ulusal mutabakat” çağrısını, esinlendiği anlaşılan İspanyol devletinin terörle mücadele politikasının temelini oluşturan“Euskadi’nin pasifikasyonu ve normalizasyonu için anlaşma” ile karşılaştırmış, artıları ve eksileriyle değerlendirmiştim. Orada altını çizdiğim gibi, Bask Ülkesi’nde faaliyet gösteren Batasuna dışındaki Bask milliyetçi partiler dâhil tüm siyasi partilerce 1988’de imzalanan anlaşma, yöntem ve içerik olarak, demokratik hukuk devletinin örnek alması gereken bir terörle mücadele politikasını ortaya koyuyor.

İspanya 1978’de demokratik bir anayasa yapmış, özünde bir demokrasi sorunu olan Bask sorununa “asgari” bir çözüm getirmişti. Bu çözümde, BM uygulamasında sömürge altında yaşayan halklara tanınan “kendi kaderini belirleme” gibi kolektif bir hak dışında kalan tüm bireysel hak ve özgürlükler yer almış, anayasanın öngördüğü “Özerklikler Devleti” ötesindeki bağımsızlık dâhil tüm seçeneklerin siyaseti serbest kılınmış, anayasal çerçevede gerçekleştirilebilmesinin yolu da açık tutulmuştu.

Bugün Euskadi’nin bağımsızlık hedefine ulaşmak için Bask özerk parlamentosundan salt çoğunlukla karar çıkarmak, bu kararı Temsilciler Meclisi’ne anayasa değişikliği teklifi olarak getirmek ve beşte üç çoğunluğun desteğini bulmak gerekiyor. Günün koşullarında kolay gerçekleşebilecek bir olasılık değil; 2005 yılında kendi kaderini belirleme hakkının anayasanın ayrılmaz parçası olan Bask Özerklik Statüsü’nün metnine dâhil edilmesini öngören bir tasarı, özerk parlamentodan geçmiş ama Temsilciler Meclisi’nde 29’a karşı 321 oyla reddolunmuştu.

Bunları anımsatmamın nedeni, yapımı süresince eylemlerini arttıran ETA’nın, İspanya’yı demokratik bir hukuk devletine dönüştüren ve Bask sorununa yukarıdaki çerçevede çözüm bulan 1978 Anayasası’na karşın silahlı faaliyetine geçen yıla kadar son vermemiş olması. Emre Uslu’nun “Kürt sorunu çözülürse PKK biter mi” başlıklı yazısı şu hususu öncelikle vurgulamamı gerektiriyor:İspanya’da ne yeni anayasa, ne de Ajuria Enea paktı, ETA’yı hemen bitirmeye yetmediğine göre, Kürt sorununu çözen yeni bir anayasanın da PKK’yı birden ortadan kaldırmayacağını hesaba katmalıyız.

Uslu’nun yazısında katılmadığım bir husus var ama. O da gerekliliğini vurgulamakla birliktedemokratikleşmenin “PKK’yı zayıflatmayacağını, güçlendireceğini” öne sürmesi ve aksini düşünenlerin örgütün “en güçlü olduğu yerin demokrasinin en yaygın uygulandığı Avrupa ülkeleri olduğunu görmezden geldiğini” söylemesi. Bu görüş,PKK’nın gücünü “algıları maniple edebilen” bir network’a sahip olmasına bağlıyor amabu manipülasyonun demokrasi ve insan hakları sicilimizin kötü olması sayesinde mümkün olabildiğini gözardı ediyor. PKK kendini hâlâ “Kürtlerin temel haklarını savunan bir örgüt” olarak takdim edebiliyorsa, bunu Türkiye’nin darbeler ve muhtıralarla dolu yakın tarihine, demokratik olmayan politikalarına ve Kürtlere yönelik insan hakları ihlallerine borçlu. Kürt sorununu İspanya’nın Bask sorununu çözdüğü ölçüde çözebilen yeni bir anayasa, Türkiye’nin uluslararası kamuoyundaki bu kötü imajını zamanla düzeltecek ve paralel olarak PKK karşısında elini güçlendirecektir elbette.

İspanya’nın demokratikleşme adımları bizimkinden çok daha hızlı olmasına ve bir buçuk yılda yeni anayasayla taçlanmasına karşın Franco rejimiyle erozyona uğrayan imajını düzeltmesi çok zaman aldı. ETA daha uzun yıllar Franco’ya karşı mücadele ediyormuş gibi komşu Fransa’nın kamuoyunda destek buldu. Hatta bu ülkenin İçişleri Bakanı (Deferre) bile, demokratikleşmenin üç mimarından biri olan Felipe González’in iktidarı döneminde ETA’yı “Bask ulusal kurtuluş hareketi” olarak nitelemekten çekinmedi. Ancak İspanya, demokrasisini sağlamlaştırdıkça, teröre karşı demokrasiye dayalı partilerarası birlikteliği güçlendirdikçe hem uluslararası imajını düzeltti, hem de ETA karşısında elini güçlendirdi.

Ajuria Enea öncelikle ETA ile Mitterrand’nın baskılarıyla başlatılan ama sonuçsuz kalan Cezayir görüşmeleri öncesinde şiddete karşı çıkan Bask milliyetçi partilerinin (PNV, EA) ısrar ettiği bir anlaşmaydı. Bu partiler, anlaşmanın 10. maddesine yansıdığı gibi, ETA ile görüşmelerde siyasi konuların ele alınamayacağını, asıl muhatabın seçilmişler (kendileri) olduğunu savunuyordu. Siyasi konuların silahlı olanlarla değil seçilmişlerle ele alınması ilkesi, terör örgütüyle müzakere “edilir/edilmez” tartışmasını da sonlandırıyor.

ETA başından beri özerklik sistemi öngören anayasaya karşı çıktı. Örgüte göre anayasal sistem bağımsızlığın yolunu kesiyor, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek koşullara bağlıyor ki bu görüşte haklılık payı var elbette. ETA önceleri bağımsızlık, daha sonra kendi kaderini belirleme hakkının anayasaya dâhil edilmesi karşılığında silah bırakmanın pazarlığını yapmak istedi ama yukarıdaki ilke nedeniyle bunu başaramadı ve oyunu kurallarına göre oynamaya rıza gösterdi. Bu, Ajuria Enea’nın 9. maddesi uyarınca silah bırakma karşılığı bağımsızlığın siyasetini yapmayı kabul etmesi anlamına geliyor.

Sonuç olarak, İspanya örneğinden hareketle, ortak paydası evrensel demokrasi ilkeleri olan yeni bir anayasaya ve teröre karşı partilerarası bir birlikteliğe ivedilikle ihtiyacımız var. Bu aslında yeniden yapılandırılma sürecindeki bölgemizde halkların demokrasi talebine destek eksenli bir dış politikanın da olmazsa olmaz koşulunu oluşturuyor.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar