• 29.09.2012 00:00

 İspanya’da “özerklikler devleti” olarak adlandırılan bugünkü devlet yapısını biçimlendiren 1978 Anayasası’nın, bağımsızlıkçı söyleme ve siyasete elverişli olmakla birlikte, bağımsızlığa ulaşmayı neredeyse imkânsız (casi imposible) kıldığını Bask ve Katalan sorununu işlediğim yazılarda vurguluyorum. Aslında anayasaların ülkelerin egemenlik ve toprak bütünlüğünü güvence altına almasını ve değiştirilmedikçe bölgelere ülkelerden ayrılarak bağımsızlık ilan etme imkânı vermemesini doğal karşılamak gerekir. Anayasa değişiklikleri için beşte üç ya da üçte iki gibi nitelikli çoğunluk aranmasını da öyle. Ayrıca kabul etmek gerekir ki anayasaların değiştirilebilmesi için öngörülen nitelikli çoğunluk, BM uygulaması dikkate alındığında, bölgelerin bağımsızlığa ulaşması için yeterli sayılmıyor. Kosova istisnası bir yana bırakılırsa, BM Yasası’nda vurgulanan (1. Madde 2. Fıkra) “kendi kaderini belirleme hakkı” bölge değil sömürge halklarına tanınan bir hak. BM Genel Kurulu’nun “Sömürge altındaki halklara ve ülkelere bağımsızlık verilmesine ilişkin bildirge” başlığını taşıyan 14 Aralık 1960 tarih ve 1514 sayılı kararının 6. maddesi, ulusal bağımsızlığı ve ülkenin toprak bütünlüğünü kısmen de olsa hedef alan hiçbir girişimin BM Yasası’yla bağdaşmadığını vurguluyor.

Bu verilerden, halklara veya bir devletin özerk, federal bölge ya da adı ne olursa olsun bir veya daha çok biriminde yaşayan topluluklara açık biçimde kendi kaderini belirleme hakkı tanımayan, yani konfederal nitelik taşımayan bir anayasanın “ülkeden ayrılmaya” cevaz vermediğini anlamak gerekir. O bakımdan Bask ve Katalan milliyetçilerin, kendi kaderini belirleme hakkını tanımayan İspanyol anayasal sistemi içinde bağımsızlığa giden bir çözüm bulmaları mümkün olmadığı gibi, İspanya’ya böyle bir çözümü dayatabilecek uluslararası bir uygulama da yok. İspanya bu konuda bir istisna oluşturan Kosova’nın bağımsızlığını ilkesel temelde tanımıyor; zira Sırbistan’ın eski bir bölgesinin bağımsızlığını tanımakla, önümüzdeki erken seçimlerde özerk parlamentolarından bağımsızlıkçı çoğunluk çıkması beklenen Euskadi ve Katalunya’nın bağımsızlık taleplerine karşı çıkmak tam bir “çifte standart” oluşturuyor.

Aslında bu iki özerk toplulukta bağımsızlık yanlılarının iktidara gelecek olması, anayasa ve uluslararası uygulama İspanya’nın toprak bütünlüğünü güvence altına alsa bile, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi ve bir şekilde çözüm bulunması gereken bir sorun oluşturuyor. Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) bu sorunu çözme yolunda ilk adımı atan parti; nitekim geçen hafta Madrid’deki Ticaret Okulu’nda (ESADE) konuşan tarihî liderlerden Felipe González cebinden

“federalizm” kartını çıkardı. Önce, bağımsızlık yanlısı Katalan milliyetçilere oyunun kurallarının belirlendiği anayasayı işaret eden González, kuralları değiştirmek için anayasada öngörülen mekanizmayı (anayasa değişikliği) işletmek gerektiğini vurguladı. Böylelikle bağımsızlık taleplerini Temsilciler Meclisi’nde beşte üç gibi ulaşılması imkânsız nitelikli çoğunluk (210/350) kuralına bağladı ve ardından sosyalistlerin desteğiyle federal sisteme geçilebileceği mesajı verdi. Burada González’in söylemeden verdiği “bağımsızlık zaten imkânsız vazgeçin de federal sisteme geçelim” mesajı önem kazanıyor doğal olarak.

Felipe González, en iyi yapı olduğunu söylediği federal sistemi iki gerekçeyle savunduğunu belirtiyor. Birincisini “bağlığın (cohesion) devamı”, ikincisini ise “çeşitliliğin (diversidad) tanınması” olarak ifade ediyor. PSOE’nin tarihî liderine göre, dil farklılığı gibi çok açık nedenlerle ülke içinde “asimetri” olabilir, ancak vatandaşların temel hakları konusunda asimetriden söz edilemez. Aslında González’in bu çıkışı PSOE’nin federalist çizgisiyle tam olarak uyuşuyor; hatta Genel Sekreter Alfred Pérez Rubalcaba’nın SER Radyosu’na yaptığı son açıklamalara bakılırsa, federalizmi PSOE’nin Katalan krizine çözüm önerisi olarak görmek de mümkün. Nitekim Rubalcaba da federal çözümün vatandaşların eşitliğini ve kültürel çeşitliliği en iyi muhafaza eden sistem olduğuna dikkat çekiyor.

Federal çözüm aslında “özerklikler devleti” olarak adlandırılan mevcut anayasal sistemin sadece bir adım ötesini ifade ediyor. Bir kere 78 Anayasası’nı hazırlayanların Alman Temel Yasası’ndan esinlenmiş olduğu yadsınamayacak bir gerçek. İkincisi ve belki daha önemlisi, Anayasa’nın 2. maddesine getirilen bölge/milliyet ayırımının yarattığı asimetrinin zamanla daha da derinleşmiş olması. Hatta bazı anayasa hukukçularına göre, İspanyol sistemi Bask ve Katalan milliyetçilerin “daha çok özerklik” politikaları sayesinde adı konulmamış bir federalizme dönüşmüş bulunuyor.

İşte PSOE’nin federal çözüm önerisini tam da bu noktadan değerlendirmekte yarar var. İlk kitabımı hazırlarken, 1998 yılında Madrid’de görüştüğüm, o zaman PSOE’nin Teşkilâttan sorumlu Sekreteri olan Ramon Jauregui mevcut anayasal sistemde özerk yerine federe ya da federal gibi kaçınılmaz isim değişiklikleriyle özünde bugünküyle aynı kalacak federal bir sistemden yana olduklarını anlatmıştı. Bu yönde bir değişim için iktidar partisi PP’nin ikna edilebileceğini söylemişti. Ancak o zaman bu söyledikleri gerçekleşmemişti. Görünen o ki PSOE bu sefer İspanya’nın bütünlüğünü korumak için Alman tipi federalizm önerisini resmen gündeme taşıyor. İlk bakışta belki Bask ve Katalan bağımsızlıkçıları tatmin edeceğe benzemiyor ama konuyu ayrıca değerlendirmekte yarar var elbette.

[email protected]