• 20.11.2012 00:00

 Cádiz, 16-17 kasım tarihlerinde İber-Amerikan zirvelerinden yirmi ikincisine ev sahipliği yaptı. Genel Sekreterliği Madrid’de bulunan İber-Amerikan Devletleri Örgütü’ne (OEI) üye ülkelerin Devlet ve Hükümet Başkanları’nı her yıl biraraya getiren zirveler 2013’teki Panama randevusundan sonra artık iki yılda bir düzenlenecek. 22 üye devletten yarısının Devlet ve Hükümet Başkanı düzeyinde katılmadığı geçen yılki Asunción Zirvesi, AB üyesi İspanya ile Portekiz’i eski sömürgeleriyle buluşturan bu toplantıların İspanya Başbakanı Rajoy’un ifadesiyle “yeniden canlandırılması ve yapılandırılması” ihtiyacını açıkça ortaya koymuştu.

İspanya, ev sahipliği yaptığı bu yılki zirve için katılımı arttıracağı umuduyla iki yüzyıl önce ilk anayasasının (1812) ilan edildiği Cádiz’i seçmiş; Kral Juan Carlos yeni Kıta’nın üç büyükleri olan Brezilya, Arjantin ve Meksika’nın zirveye Devlet Başkanı düzeyinde katılması için bizzat çaba harcamıştı. Buna karşın Cádiz’te Arjantin Devlet Başkanı Bayan Cristina Fernández Kirchneryoktu. Arjantin’in İspanyol şirketi Repsol-YPF’yi uluslararası yatırım kurallarıyla bağdaşmayan bir yöntemle kamulaştırması nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkiler bu yıl içinde limonileşmişti. 

Bununla birlikte Cádiz Zirvesi, katılım açısından olduğu kadar İber-Amerikan zirvelerinin geleceği üzerinde ciddi bir çalışma süreci başlatılması bakımından da başarılı sayılabilir. İki yılda bir yapılacak olmasının yanı sıra, zirvelerin formatı, sekreterliğin yapısı ve üyelerin katılım payları önümüzdeki dönemde değişecek. Harcamaların yüzde 60’dan fazlasını karşılayan İspanya’nın katılım payı düşerken, İber-Amerikan ülkelerinin payları artacak. Ayrıca görevi ekim ayında sona erecek olan 81 yaşındakiEnrique İglesias’ın yerine yeni bir Genel Sekreter seçilecek. Yeni ismin İber-Amerikalı olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bu görev için Kolombiya’nın iki eski Devlet Başkanı Andrés Pastrana ileErnesto Samper’in isimlerinin öne çıktığı görülüyor.  

Bu yapısal değişiklerle ilgili çalışmaların bir Âkil Adamlar Komitesi’nce yürütülmesi öngörülüyor. Görevi sona erecek olan Genel Sekreter İglesias, Şili’nin eski Devlet Başkanı Ricardo Lagos ile Meksika Dışişleri Bakanı Patricia Espinosa’dan bu komitede görev alabilecek şahsiyetler olarak söz ediliyor. İber-Amerikan zirvelerine verilecek iki yıllık ara sırasında yapısal değişikliklerle ilgili çalışmaların tavsatılmaması için de 2015 Zirvesi’nin büyük bir İber-Amerika ülkesinde düzenlenmesi bekleniyor ki bu ülke olasılıkla ilk zirveye (Guadalajara) ev sahipliği yapmış olan Meksika olacak. Başkan seçilen ama görevi henüz devralmamış olan Enrique Peña Nieto bu zirvenin ülkesinde düzenlenmesine sıcak bakıyor.

Görüldüğü gibi, İspanya ve Portekiz’in, üyesi oldukları AB ile tarihsel ve kültürel bağlarının bulunduğu İber-Amerika ülkeleri arasında köprü rollerini oynayabilmelerine imkân veren OEI içinde yeni Kıta’nın ağırlığı giderek artıyor. Kral Juan Carlos’un Zirve’yi açış konuşmasında dile getirdiği “daha çok İber-Amerika” kavramı da bunu ifade ediyor. Dünya bu zirvelerin başladığı 1991’den bu yana büyük bir değişim geçirdi. Kral’ın dediği gibi İspanya’nın demokratikleşme süreci (transición democrática) ve ekonomik mucizesi ile model ülke olduğu ve İber-Amerika ülkelerine öğütler verdiği dönem artık geçmişte kaldı. Bugün İber-Amerika ülkeleri ortalama yüzde üç dolayındaki büyüme oranlarıyla kriz içinde yüzen İspanya ve Portekiz, hatta AB için model oluşturuyor.

Cádiz Zirvesi sonunda yayımlanan ortak bildiride tasarruf politikalarının gerekli ancak yeterli olmadığı vurgulanıyor ve AB’nin izlediğinin tam aksine ekonominin canlandırılması ve istihdam yaratılmasının önünü açan politikalar öneriliyor.  Bu politikaların savunuculuğunu Zirve’nin yıldızı Brezilya’nın “solcu” Devlet Başkanı Dilma Rousseff üstleniyor. El Pais’e verdiği mülâkatta, Avrupa’nın sorununun refah devleti modelinden değil, krize karşı yanlış önlemler alınmasından kaynaklandığını söylüyor. Bu önlemlerin orta sınıfın yoksullaşmasına ve resesyona yol açtığını vurguluyor.  Dilma Rousseff 80’li yıllarda sadece Brezilya değil, İber-Amerika ülkelerinin çoğunun IMF ile yaptıkları anlaşmaların gereği tasarruf politikaları izlemek zorunda kaldığını hatırlatıyor ve herkesin tasarruf yapması hâlinde yatırım olmayacağının, krizden çıkış içinse yatırımların ve büyümenin özendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. 

Kriz içindeki İspanya ve Portekiz için ortak dil ve kültürünü paylaştıkları İber-Amerika, hem orta sınıfı giderek zenginleşen 600 milyon nüfusuyla önemli bir pazar oluşturuyor,  hem de büyüyen ekonomisiyle yatırım olanakları sunuyor. Ayrıca İber-Amerikan şirketlerinin artık bu iki ülkenin ihtiyaç duyduğu yatırımları yapabilme kapasitesi de var. Nitekim Kral Juan Carlos da, Başbakan Rajoy da, Zirve’de İber-Amerika şirketlerini İspanya’da yatırım yapmaya çağırmayı ihmal etmedi. Görünen o ki artık sadece İspanya ve Portekiz’de değil aynı zamanda Avrupa’da da daha çok İber-Amerika olacak.


[email protected]