• 1.12.2012 00:00

 Geçen salı Türkiye ile İspanya arasındaki yıllık ikili zirvelerin dördüncüsü yapıldı. İspanyol diplomasi uygulamasında önemli bir yer tutan bu tür zirveler, başbakanların başkanlığında ilgili tüm bakanların katılımıyla gerçekleştiriliyor ve ilişkilerin siyasi, ekonomik ve kültürel başta olmak üzere bütün veçheleriyle değerlendirilmesine imkân veriyor. Madrid, yıllık ikili zirveleri, Fransa, İtalya, Almanya ve Portekiz gibi AB ortakları ve komşusu Mağrip ülkeleriyle yapıyor. Türkiye’nin 2009’dan bu yana İspanya’nın yıllık zirveler yaptığı ülkeler arasına katılması, Madrid’in ikili ilişkilere atfettiği stratejik önemin somut bir göstergesini oluşturuyor.

Türkiye ile İspanya arasındaki ilişkilerin son on yıl içinde, özellikle Zapatero hükümetleri döneminde hızlı bir gelişme gösterdiğini kabul etmek gerekir. Temelleri 2008’de Madrid’de atılan Medeniyetler İttifakı’nın eş başkanlığının Erdoğan ve Zapatero tarafından üstlenilmesi, iki ülke ilişkilerinde adeta balayı yaşanmasına yol açtı. Aynı yıl Osmanlı İmparatorluğu ve İspanya arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 225. yıldönümü kutlandı. Ayrıca Dışişleri Bakanı Miguel Ángel Moratinos, özellikle AB dönem başkanı olduğu 2010’da İspanya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği büyük desteği her vesileyle yüksek sesle dile getirdi. Türkiye ile müzakere sürecinin “geriye dönüşü olmayan” bir sürece dönüştürülmesini ve “ucu açıklığın” kaldırılmasını savundu. Bu nedenle de İspanyol basınından Ankara’nın Brüksel nezdinde en güçlü savunucusu unvanını aldı.

İspanya’nın Türkiye’ye stratejik yakınlığı ve AB üyeliğine desteği, Eski Kıta’daki ülkelerden farklı olarak, sosyalist partilere özgü bir yaklaşım değil aslında. Bugünkü iktidar partisi PP, her ne kadar Avrupa Hıristiyan Demokrat grubuna (PPE) mensup olsa da, AB üyeliğimize öteden beri güçlü bir destek veriyor. O bakımdan İspanya’nın Türkiye ile stratejik ortaklık politikasının parti değil, devlet politikası olduğunu kabul etmek gerekir.

Başbakan Mariano Rajoy da, Madrid’de biraraya geldiği Başbakan Erdoğan’a ülkesinin Türkiye’nin AB üyeliğine desteğinin hükümet değişikliğine karşın aynen devam edeceğini dile getirdi. Rajoy düzenlenen ortak basın toplantısında bu sözlerin altını çizdi. Türkiye’nin yarım yüzyıldan fazla bir süredir Avrupa’nın kapısında olduğunu hatırlattı ve AB’yi üyeliğin önüne sürekli engel çıkarmakla suçladı.

Başbakan Rajoy muhalefetteyken çok eleştirdiği Medeniyetler İttifakı’na da değindi ve İspanya’nın projeye parasal katkısını azaltacağını ama siyasi desteğini esirgemeyeceğini söyledi. Bu destekte Türkiye’nin projenin eş-başkanlığını yürütmesinin rolü olduğu söylenebilir. Zira Rajoy İspanya’nın ihracatında artık ilk sıralarda yer alan Türkiye’yi “öncelikli stratejik ortak” mertebesine yükseltti.

AB’nin büyüklerinden sayılmakla birlikte Fransız-Alman ikilisi karşısında ağırlığı olmayan ve içinde bulunduğu kriz nedeniyle zorlanan İspanya’nın bu aşamada Türkiye’ye belki siyasiden çok ekonomik ve ticari alanda ihtiyacı var. Buna karşılık İspanya, Türkiye için, sadece ekonomik ve ticari bir ortak ve AB sürecine destek veren bir dost değil. İspanya aynı zamanda demokrasi tarihi, anayasa süreci, AB’ye üyelik müzakereleri ve terörle mücadelesi ile deneyimlerinden yararlanılacak çok değerli bir hazine bizim için. Başbakan Erdoğan’ın başka bir vesileyle söylediği “quien tiene un amigo, tiene un tesoro” (dostu olanın bir hazinesi vardır) atasözü bu gerçekle bire bir örtüşüyor. Ama bu hazineden yararlanmayı istemek gerekiyor öncelikle.


[email protected]