• 25.12.2012 00:00

 Fransa Cumhurbaşkanlığı Sarayı Elysée geçen 17 ekim günü, o tarihten 51 yıl önce Paris’te meydana gelen olaylarla ilgili olarak üç cümlelik bir bildiri yayımlamıştı: “17 Ekim 1961 günü, bağımsızlık için gösteri yapan Cezayirliler kanlı bir bastırma (operasyonu) sonucu öldürüldüler. Cumhuriyet bu olayları açıklıkla tanıyor. Bu trajediden 51 yıl sonra, kurbanları saygıyla anıyorum.” Hollande’ın imzasını taşıyan bildiri kimseyi şaşırtmamıştı. Zira Cumhurbaşkanı bir yıl önce daha adayken o olayların olduğu Clichy köprüsüne giderek kurbanları anmış ve seçilirse devletin bu trajediyi tanımasını sağlayacağına söz vermişti.

Hollande’ın anımsattığı 51 yıl önceki olaylar, o dönemde “Müslüman Fransızlar” olarak adlandırılan Cezayirlilerin, Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in çağrısı üzerine, bağımsızlık için gösteri yapmaları üzerine yaşanmıştı. Paris Emniyet Müdürü Maurice Papon’un yasakladığı gösteride polisin aşırı güç kullanması sonucu birçok gösterici yaşamını yitirmişti. Öldürülen göstericilerin yanı sıra Seine nehrine atıldıktan sonra kaybolanlar da olmuştu. Tarihçilere göre bilanço ağırdı; en az otuz kişi öldürülmüş, üç yüz kişi de kaybolmuştu. Bu gerçekleri halktan saklayan Fransız Devleti’ne göreyse olaylarda yaşamını yitirenler sadece iki kişiydi.

Hollande’ın 51 yıl önceki olayları devlet adına tanımış olması, ilk yabancı dili Fransızca olan eski sömürgesine yönelik küçük bir jest ve tarihle yüzleşme faslında arkası gelmesi gereken küçük bir adımdı sadece. Cezayir Başbakanı Sellal da Fransa’nın ortaya koyduğu “iyi niyeti” selamlamış, ülke basını Hollande’ın beklenen ziyaretinin tarihin bu “trajik” sayfasını hiçbir şeyi unutmadan çevirmek için bir fırsat olduğunun altını çizmişti.

Hollande resmî Cezayir ziyaretini geçen hafta gerçekleştirdi. Ziyaretin çok beklenen tarihle yüzleşmeye yönelik ikinci adımını da Cezayir Parlamentosu’na yönelik konuşmasıyla attı. Bir yandan, selefiSarkozy ile farkını ortaya koymak, öte yandan Fransız ılımlı ve aşırı sağının olası tepkilerini tartmak zorundaydı. Bu nedenle “özür dilemeye ya da pişmanlık dile getirmeye değil, gerçeğin ve tarihin ne olduğunu anlatmaya geldiğini” söyledi. Bu seferki adımı Fransa’nın “sömürgeci geçmişinin Cezayir halkına verdiği acıları” tanımak oldu. Bunları da Fransız dilinin incelikleriyle kelimeleri tartarak dile getirdi.

Ne var ki parlamento sıralarında gözyaşlarını tutamayan Cezayirliler için belki “yetmez ama evet” anlamına gelen birkaç cümle Marine Le Pen’e göre, “Fransa’nın kendi Cumhurbaşkanı tarafından kirletilmesi” idi. Sarkozy’nin partisi UMP de, Jacques Myard’ın deyişiyle, Hollande’ı “tarihin yeniden yazılması tuzağına düşmek” ile suçladı.

Soldan gelen eleştirilerse, Hollande’ın daha ileri adımlar atması gerektiği yönündeydi. SosyalistLibération, “ Cezayir’le beklenen randevunun gerçekleşmediği” başlığı altında, Hollande’ın Cezayir’in geçmişinden söz ederken “her yerde varlığını hissettiren askerî güvenlik sisteminin dayattığı baskıcı sistem” hakkında tek kelime dahi etmediğine parmak basıyordu. Cezayir halkının acılarını sadece sömürgeciliğin adil bir sistem olmamasıyla izah etmek yeterli değildi elbette.

Bununla birlikte, Hollande’ın Fransa tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturan Cezayir geçmişiyle yüzleşme yönünde attığı çekingen adımları küçümsememek gerekir. Çünkü tarihi, o zamana kadar saklanan gerçeklerin ışığında yeniden yazmak, sadece Fransa’da değil birçok ülkede siyaset malzemesi yapıldığından kolay görünmüyor. Bunun için ülkelerin tarihlerini tek, tek değil, dünya tarihini yeniden kaleme almak gerekiyor belki de...


[email protected]