• 19.01.2013 00:00

 Baştan söylemem gerekir ki hükümetin yeni başlayan süreçteki yol haritası hakkında somut bilgim yok. Ancak bu tür süreçlerde öncelikle neler yapılması gerektiği belli. İspanya ve Büyük Britanya gibi demokratik ülkelerin izledikleri yol haritasını örnek almak gerekiyor.Çünkü Türkiye bu iki ülke gibi demokratik ülkeler ailesinin bir ferdi. Hatta Avrupa Konseyi’ne (AK) İspanya’dan önce üye olmuş, kurucu üye sayılıyor. Dönemin siyasi iradesi bu yönde tecelli ettiğine ve üyelik tartışılmadığına göre üyelikten kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. Ama Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda yürütülen çalışmalar sonunda temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddelerin bazılarının paranteze alınmış olduğu görülüyor. AK yükümlülüklerimiz gözönüne alındığında bu parantezler bugünkü gibi yerinde kalır mı acaba?

Bildiğim kadarıyla, bu komisyonun üyesi siyasi partilerin hiçbiri programlarında Türkiye’nin AK’den çıkmasını öngörmüyor. Dolayısıyla siyasi partilerin Türkiye’nin bu üyelikten kaynaklanan yükümlülüklerini benimsemeleri gerekir. Aksine bir tutum her şeyden önce etik olmaz, zira bunun için halktan oy almış değiller. Öyle sanıyorum ki siyasi partiler konuyu bu açıdan değerlendirirse, o parantezlerin çoğu kalkar ve Türkiye de ulusal çıkarlarının gerektirdiği demokratik anayasaya sahip olur. AK standartlarına uygun böyle bir anayasa da Kürt sorununu çözer.

Kabul etmek gerekir ki Türkiye’de AK üyeliğine karşı çıkmamakla birlikte, yükümlülükleriyle uyuşmayan politikalar izleyen siyasi partiler var. Bu partilerin tutumlarında ısrar etmeleri hâlinde Uzlaşma Komisyonu çalışmaları tıkanabilir. Böyle bir durumda, çoğunluk partisi olarak AK Parti devreye girmeli ve demokratik hassasiyete sahip olan partilerle birlikte evrensel demokrasi standartlarına uygun bir anayasayı halkoyuna sunmalı. 12 Eylül referandumu bize gösteriyor ki bu nitelikte bir anayasaya büyük bir çoğunluk destek verecektir.

Buraya kadar söylediklerim Kürt sorununun, yani siyasi sorunun çözümüne ilişkindi. Yeni anayasa çalışmalarına paralel olarak, PKK ile de teknik görüşmeler yapılması gerekiyor. Örgütün kendini feshetmesiyle sonuçlanacak bu süreçte ilk adımın eylemsizlik kararıyla atılması gerekirBu adıma, yeni anayasa çalışmaları olasılıkla daha tamamlanmamış olacağı için temel hak ve özgürlükleri genişleten 4. Yargı paketi gibi yasal düzenlemelerle yanıt verilebilir.Ardından veya eş zamanlı olarak örgütün Türkiye’deki güçlerini sınır dışına çekmesi gündeme gelmelidir.

Teknik görüşmeler kapsamında esas olan, örgüt yönetici ve militanlarının mahkûmlar dâhil topluma yeniden kazandırılmasını ayrıntılarıyla düzenleyen bir yasa çıkarılmasıdır. Bu yasanın Meclis’te bulunan siyasi partilerin katılımıyla hazırlanmasında yarar var elbette ama böyle bir mutabakat yok diye bir tarafa da bırakılmaması gerekiyor. Habur örneği ortada olduğuna göre, TCK’nın “etnik pişmanlık” başlıklı mevcut 221. maddesiyle eve dönüşü sorunsuzca sağlamak mümkün değil.

Konuyla ilgili yazılarımda altını çizdiğim gibi, silah bırakmanın karşılığı, eli kana bulaşmamış örgüt üyelerine yasal siyaset yolunun bir şekilde açılmasıdır. Başbakan Erdoğan’ın önceki gün partisinin grup toplantısında dediği gibi esas olan silahı aradan çekmektir. Böyle yapıldığında, “silahlı siyasi örgüt” olarak tanımlanabilecek terör örgütünün elinde sadece siyaset kalacaktır ki doğrusu da budur.

Bu süreçte ana hatlarıyla yukarıdaki çerçeveye uygun bir yol haritası çizilmesi gerekiyor. Bu yol haritasının kilit noktaları az değil ama bana öyle geliyor ki demokratik bir anayasa yapabildiğimiz takdirde bunların hepsini kolaylıkla açmamız mümkün olacak.


[email protected]