• 12.03.2013 00:00

 Venezuela’nın ebediyete intikal eden efsane başkanı Hugo Chávez ve geride bıraktığı mirasla ilgili çok şey yazılıyor. Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelesini, ABD’ye kafa tutuşunu göklere çıkaranlar da var, kendisini ülkenin kurtarıcısı Bolivar’la eş tutan çılgınlıklarını, tek adamlığını ve dünyanın demokrasiden hiç nasibini almamış ülkelerine verdiği desteği yerden yere vuranlar da. Tarihe damgalarını vuran liderler hakkındaki değerlendirmelerin bazen abartıya kaçmasını, bazen de bu abartılara tepki gösterilmesini doğal karşılamak gerekir. Ama Chávez hakkında yapılan değerlendirmeler öylesine farklı ki adeta bir kutuplaşmayı yansıtıyor.


Rejimin çirkin yüzü

Chávez dönemine daha yakından bakıldığında, kutuplaşmanın rejimle ilgili değerlendirmelerle sınırlı olmadığını, rejimin temelinde de yattığını görmek mümkün. Ülkenin eski bakanlarından MoisésNaím, İspanyol El Paísteki köşesinde yayımladığı “Lo bueno, lo mal y lo feo” başlıklı makalesinde, kutuplaşmayı Chávez döneminin “çirkin yüzü” olarak niteliyor. Aynı gazete yazarı Meksikalı tarihçiEnrique Krauze de, Chávez’in dünyaya dost ve düşman, vatansever ve hain, bizden olanlar (chavistler) ve bize karşı olanlar (pitiyanquis) gibi iki kutuplu bir açıdan baktığına ve bu ideolojik bakışı nefret söylemiyle birlikte medya ve sosyal ağlar üzerinden bütün topluma aktardığına dikkat çekiyor.

Krauze’nin vurguladığı nefret söylemi düşman görüleni aşağılamayı da içeriyor aslında. Mesela düşman için kullanılan “pitiyanquis”, Fransızca “petit yankee” (küçük yanki) kelimesi üzerinden İspanyolcaya uyarlanmış bir sözcük. 40’lardan bu yana kökeninden utanan ve bunu saklamak için Amerikan yaşam tarzını benimseyen ve Amerikalılara özenen kişiler için kullanılıyor. Ama bu sözcük Chávez döneminde muhalifler için kullanılan yeni bir anlam kazanıyor.

Krauze, Venezuela’da bugün ideolojik nefretin “söylemler, pankartlar ve sıkılmış yumruklarda, radyo televizyon programlarında, küfür, yalan, dedikodu ve komplo teorilerinde”kısacası her yerde görüldüğünü vurguluyor. Toplumun bu kutuplaşmadan kurtulmasının mümkün olup olmayacağını, eğer mümkünse bunun kaç yılda gerçekleşebileceğini sorguluyor. Toplumun iliklerine kadar ideolojik çatışmayla yüklenmiş olmasına karşın siyasi şiddete yönelmemesini de mucize olarak niteliyor.

Venezuela toplumu siyasi şiddete başvurmuyor belki ama şiddetin siyasi olmayanı çok yaygın. Bugün Caracas o kadar çok cinayetin işlendiği bir kent ki bu kategoride dünya başkentleri arasında Bağdat ve Kabil’in önünde geliyor. Bir başka önemli sorunu da uyuşturucu kaçakçılığı oluşturuyor. ABD’nin uyuşturucu şebekelerinin içinde Chávez yönetiminden üst düzey görevliler bulunduğu iddiası karşısında Miraflores Sarayı sadece susuyor.


Rejimin iyi ve kötü yüzleri

Naím, düşük demokrasi düzeyi ve “felâket” olarak nitelediği ekonominin Chávez döneminin “kötü yüzleri” olduğunu söylüyor. Bu iki soruna yazılarımda hep parmak basıyorum. Ama ilk başlık altında ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemli bir sorun daha var: o da asker-sivil ilişkileri. Naím, ordunun Chávez döneminde eskiye oranla daha da siyasileştiğinin, siyasete daha çok müdahale ettiğinin altını çiziyor.

Yoksulluk, eşitsizlik ve toplumsal dışlanmanın önemli ölçüde ortadan kaldırılması ise, Chávez döneminin “iyi yüzünü” oluşturuyor. Daha önce benzeri politikalar yürüten siyasetçilerin hiçbiri bu konuda Chávez kadar tutkulu ve başarılı olamamıştı. Bu başarı, ülkede kitlesel bir siyasi uyanışa ve demokratik katılımın artmasına yol açtı. Yoksul kesimin, içlerinden birini başkanlık koltuğunda görmesi bunda büyük rol oynadı kuşkusuz.

Bu bilanço, birçok devlet adamı için de geçerli olduğu gibi, Chávez’i ne göklere çıkarmayı, ne yerden yere vurmayı haklı kılıyor. Önemli olan, on dört yıl önce devraldığı ülkenin bugün vardığı noktanın artıları ve eksileriyle değerlendirilmesi. Liberal, sosyal demokrat çevreler bu tabloyu olumsuz buluyor, Chávez’in ülkeyi on dört yılda devraldığından daha iyi duruma getiremediğine inanıyor.


[email protected]