• 21.05.2013 00:00

 Geçen yazımda İspanyol yargısının iç savaş ve Franco dönemi suçlarının araştırılmasına 1977 tarihli Af Yasası’nı gerekçe göstererek izin vermediğini, insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili evrensel normlar bağlamında bu konuyu soruşturmaya kalkan ünlü yargıç Garzón’u da engellediğini anlatmıştım. Bunun aslında o dönemde güçlü olan Frankistlere, İspanya’ya demokratik bir anayasa kazandırmak karşılığında verilen bir ödün olduğunun altını çizmiştim.

İspanyol mevzuatında İtalya, Fransa ve Almanya gibi ülkelerdekine benzer “faşizme övgü suçu”bulunmaması büyük bir eksiklik. Demokratik bir anayasa karşılığı geçmişle yüzleşme yasağı o dönem için kabul edilebilir bir ödündü kuşkusuz. Ama İspanya’nın uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi için Frankizme övgüyü artık suç saymasında, Yüksek Yargı’nın sürekli atıf yaptığı Af Yasası’nı da yürürlükten kaldırmasında yarar var. İspanyol yargısının Latin Amerika’daki diktatörlüklerin suçlarını araştırdığı dönem artık tam tersine dönüyor çünkü.


Arjantin’deki dava

Franco dönemi kurbanlarının yakınları davaya bakan yargıç María Servini de Cubría’dan yasa dışı tutuklama, işkence ve kurşuna dizme olaylarından sorumlu tuttukları dokuz İspanyol vatandaşının Arjantin’e iadesini talep etmesini istiyor. Bu dokuz sanık arasında hayatta olan üç eski bakan, iki eski yargıç ve dört de polis var. Bakanlardan biri aslında “demokrasiye geçiş” döneminde de görev almış, dönemin anahtar isimlerinden Rodolfo Martín Villa. Ama öğrenci ve işçi gösterilerini orantısız güçle bastırdığı için “demokrasiye geçişin sopası” (porra de la Transición) olarak tanınıyor ve 1976’da beş işçinin ölümüyle sonuçlanan kuvvet kullanma emrini vermekle suçlanıyor. Diğer bakanlara da benzeri suçlamalar yapılıyor.

İadesi istenen polisler ise başta halk arasında “Billy el Niño” olarak adlandırılan José Antonio González Pacheco olmak üzere Franco dönemi işkencecileri arasında yer alıyor. Biri 89, diğeri 86 yaşındaki iki yargıç işkenceleri görmezlikten gelmek ya da idam hükümlerine katılmakla suçlanıyor.


İade sorunu

İspanya’dan Arjantin’e iadesi istenen sanıklar İspanyol uyruklu. Dolayısıyla İspanya’nın kendi vatandaşlarını tutuklanmaları için başka bir ülkeye yollaması alışıldık bir durum değil. Çok taraflı ve ikili sözleşmelerde öngörülmeyen böyle bir durumda, iade talebinde bulunulan ülkenin rızası önem taşıyor. Örneğin Yargıç Garzón, Arjantin askerî diktatörlükleriyle ilgili davasında sanıkların İspanya’ya iadelerini istediğinde, bu talebi Carlos Menem (1989-99) ve Fernando de la Rúa’nın (1999-01) başkanlık dönemlerinde reddolunmuş; Néstor Kirschner döneminde (2003) ise kabul görmüştü.

Kökleri Frankizme kadar uzanan PP’nin buna izin vermesi bugün için hayal görünüyor. Ama sosyalistlerin iktidara gelmesi hâlinde durum değişebilir. Bunu dikkate alan Arjantinli yargıç iade talebinde bulunmadan önce İspanya’da yaşayan 12 kurbanın ifadelerini almayı yeğledi. Bunun için İspanya’ya gidebileceğini açıklamıştı ama daha sonra video-konferans yöntemiyle ifade almayı uygun gördü.


İfade sorunu

İfadelerin Madrid’deki Arjantin Başkonsolosluğu kançılaryasından 8 mayıstan itibaren birkaç günde alınmasına karar verildi. Ancak o sabah yargıcı telefonla arayan Madrid Büyükelçisi Carlos Bettini, İspanyol hükümetinin bu yolla ifade alınmasını kabul etmediğini, ikili iade ve adli yardımlaşma sözleşmesi uyarınca ifadelerin ancak istinabe evrakı düzenlenmek suretiyle alınabileceğini bildirdiğini kendisine iletti.

Benzer bir olumsuz gelişme de geçen pazartesi Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu binasında yaşandı. Hıristiyan demokrat (PPE) grubundan Jim Higgins, Franco döneminin toplu mezarları sergisinin bina girişinde açılmasını, görüntülerin “şok edici” olduğu gerekçesiyle engelledi. Oysa binada daha önce“Holocaust” konulu birçok sergi açılmıştı.

Serginin Halles Saint Gery’e taşınması, ifade sürecinin şimdilik askıya alınması gibi, özde bir şey değiştirmiyor. Nazizm ve faşizmden sonra sıra artık Frankizme geliyor.


[email protected]