• 24.06.2013 00:00

 Türkiye’nin en ciddi sorunu olan Kürt sorununun çözümü gündeme gelmişken Gezi Parkı’nda yeşilin korunması için başlayan ama Başbakan Erdoğan’a karşı protestoya dönüşen sokak gösterilerinin artık ölçüsü kaçtı. Çözümü Kürt sorunu kadar “hayati” öneme sahip olmamakla birlikte, başlangıçta belki herkesin destek verdiği yeşilin korunması için yapılan protestoların bin bir dereden su getirilerek her akşam yenilenmesi, politikaları ile iktidar alternatifi olamayan muhalefeti memnun etse de, Türkiye’yi demokratik bir hukuk devletine dönüştürecek yeni anayasayı savunanları kaygılandırıyor. Kaygılandırıyor çünkü gündem değiştiriyor; afakî bir demokrasi ve özgürlük talebini dolaşıma sokarken, çözüm sürecini ve yeni anayasayı tümden unutturuyor. Başından beri bu hususun altını çizen yazarlar oldu ama göstericiler süreci destekledikleri ve yeni bir anayasa istedikleri yönünde hiçbir açıklama yapmış değiller.

Gösteriler çözümü geciktiriyor

Demokrasi ve özgürlük talep edenlerin Türkiye’yi demokratik bir hukuk devletine dönüştürecek yeni bir anayasaya destek vermemeleri doğal değil. Hele böyle bir anayasanın Kürt sorununu çözeceği düşünülecek olursa. Yeni anayasanın, PKK’nın yurt dışına çıkışının ardından çözüm sürecinin ikinci aşaması olarak gündeme gelmesi gerekiyordu. Ama çözüm sürecine karşı olan partiler Uzlaşma Komisyonu’nda havanda su dövmekle meşgul olduklarından yeni anayasa taslağının tatile girmeden Meclis’e gelmesi mümkün olmayacak.

Bunun bilincinde olan BDP, yeni anayasadan önce bazı demokratikleşme adımlarının atılması için hükümete 25 maddelik bir reform paketi sunmuştu. Önceki gün bir BDP heyeti bu konuda Adalet Bakanı Ergin’le görüştü. Grup Başkanvekili Pervin Buldan’a göre, Gezi protestoları bu görüşmeyi 15 gün geciktirmiş durumda; bağlı olarak hükümetin açıklayacağı reform paketini de elbette. Gösterilerin bir türlü sona erdirilmediği göz önüne alınacak olursa, gecikmenin giderek daha da fazla olacağına kuşku yok. Peki demokrasi ve özgürlük talep ettiklerini söyleyen göstericiler neden böyle yapıyor?

Erdoğan karşıtlığı

Bir önceki yazımda göstericilerin Genar anketine göre daha çok CHP seçmeni olduğuna, kendilerini demokrattan çok ulusalcı olarak tanımladığına dikkat çekmiştim. Bilindiği gibi ulusalcılar daha önce çözüm sürecine karşı çıkmışlardı. Ama çözüm süreci beraberinde kaçınılmaz olarak demokratikleşme getireceği, kendileri bu nedenle demokrasiye karşı görünecekleri için asıl Başbakan Erdoğan’ın demokrasiye karşı bir siyasetçi olduğu, giderek otoriterleştiği temasını işlemeye başladılar. Bunda da başarılı oldular. Zira Erdoğan kendilerine en büyüğü “Türk usulü” başkanlık sistemi olmak üzere birçok malzeme vermişti. Amerikan sistemine uymayan bir başkanlık sistemi, Latin Amerika’da görülen örnekleriyle diktatörlüğe dönüşebiliyordu. Mademki Başbakan Erdoğan böyle bir sistemde ısrar ediyordu, o zaman Kılıçdaroğlu’nun ikide bir yinelediği gibi ”diktatör” olmak istiyordu.

Kabul etmek gerekir ki AK Parti’yi “ılımlı İslamcı” olarak tanımlamakta ısrar eden uluslararası medya için CHP’nin çerçevesini çizdiği “otoriterleşen Erdoğan” imajı ilgi çekiciydi. Kaldı ki uzun süredir pişirilen ve kimler tarafından bilmem ama biraz da dayatılan bir imajdı bu. Bir gazetede bu imaj yeterince işlenmedi diye ortalığın birbirine girdiği ve “Akil İnsan” olmuş genel yayın yönetiminin apar topar görevi bırakmak zorunda kaldığı düşünülecek olursa, Erdoğan karşıtlığı insanların “bu adam da hayat tarzımıza çok karışıyor” diyerek başlattığı “spontané” bir hareket değildi. Üzerinde çalışılmış, çerçevesi belirlenmiş bir karşıtlıktı belli ki.

Çözüm süreci Erdoğan karşıtlığından önemli

Komplo teorilerine takılmadan öncelikle şu sorunun yanıtını bulmamız gerekiyor: bizim için çözüm süreci mi, Erdoğan karşıtlığı mı önde gelmeli? Daha önceki yazılarımda altını çizdiğim gibi, benim ve benim gibi düşünenler için çözüm süreci ve ayrılmaz parçası yeni anayasa Erdoğan karşıtlığından önde geliyor. Diyorlar ki Erdoğan giderek otoriterleştiği, demokrat olmadığı için zaten çözüm sürecini sonuna kadar götüremeyecek, dolayısıyla yeni bir anayasa da yapmayacak. Mümkün elbette ve eğer bu doğru bir öngörü ise sonuç her şeye karşın böyle olacak demektir. Ama başka bir olasılık daha var: o da Başbakan Erdoğan’ın bu öngörüleri boşa çıkaracak şekilde çözüm sürecini başarıya ulaştırması ki bu durumda kabul edilebilecek ölçüde demokratik bir anayasamız olacak demektir; zira Kürt sorununu başka türlü çözmek mümkün değil.

Bu itibarla, ikinci olasılığı ortadan kaldıracak şekilde Erdoğan karşıtlığı yapmak çözüm sürecine ve yeni anayasaya karşı olmak anlamına gelebilir. Eğer bu süreci başarıyla götürebilecek bir siyasetçiye sahip değilsek... Meclis’te BDP dışındaki iki muhalefet partisine baktığımızda, bunu yapabilecek bir siyasetçiyi göremiyoruz. O zaman Erdoğan karşıtlığı doğrudan çözüm sürecine ve yeni anayasaya karşı olmakla örtüşüyor. Hal böyle olunca da, Taksim’de her akşam yinelenen gösteriler çözüm sürecine karşı verilen bir doz Baldıran zehrine dönüşüyor. 

http://www.hispanatolia.com/bolum/25/id_cat,2/id,347/cozume-karsi-her-aksam-bir-doz-gosteri