Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Brezilya’daki protestolar Gezi direnişi ile ne kadar benzeşiyor

  • 30.06.2013 00:00

 Brezilya’da yüz binlerin çeşitli kentlerde toplu taşıma ücretlerine yapılan zamma karşı çıkarak başlattığı sokak protestolarıyla o tarihten bir hafta kadar önce Gezi Parkı’na topçu kışlası yapılmasına karşı çıkanların eylemleri arasında benzeşen noktalar var elbette. İki ülke ve sokak eylemleri arasındaki benzerlikleri özellikle vurgulayanlar da. Örneğin El País’in ilk gösteriler sırasında yayımladığı haberlerde, Brezilya’da sokağa inenler arasında Gezi’ye atıfta bulunanların altı çiziliyordu. Gazete, duvarlara grafitti yazan bir eylemcinin metro biletine yapılan 20 sentlik zammın Gezi’ye yapılacak AVM’nin masraflarına gideceğini söylediğini bile hikâye etmişti.      

Kabul etmek gerekir ki Brezilya ve Türkiye’nin, farklı siyasi sistemlerine (başkanlık ve parlamentarizm) ve siyasi eğilimleri farklı hükümetlerine karşın son on yıl içinde kaydettikleri yüksek ekonomik büyüme ile G-20 içinde ağırlıkları artan ülkeler olmaları, konuya bazı komplo teorileri ışığında bakanların da elini güçlendiriyor. Sonuçta 2000’li yıllara kadar yüksek enflasyon altında yaşarken -ki Brezilya’da oran yüzde 6000’e kadar çıkmıştı- büyük bir ekonomik dönüşüm geçiren ve IMF ile ilişkilerinde borç alan değil borç veren konumuna gelen coğrafi bölgelerinin en güçlü iki ülkesi söz konusu olan. Ve bu iki ülkede, tıpatıp aynı olmasa da, en azından aynı dönemde kaçınılmaz olarak ekonomik sonuçları olumsuz sokak gösterileri patlak veriyor.

Türkiye’de olduğu gibi yabancı medyada da iki ülkedeki sokak gösterileri arasında benzerlik ya da paralellik arayan yazılar yayımlanıyor. Aslında iki ülkeyi de çok yakından tanımayanlar için kolay bir çalışma değil bu. Az tanınan ülkeden alınan bazı verilerle kendi görüşlerine dayanak oluşturmak her zaman doğru sonuçlar vermiyor. O bakımdan az tanınan ülkeden sadece işimize gelenleri değil, tüm verileri aktararak karşılaştırma yapmayı okura bırakmakta yarar var.

Lula da Silva ile uyanan dev

Ekonomik mucizesini, işçi kökenli, sendikacı Luiz Inácio Lula da Silva’nın 2003’de başlayan başkanlık döneminde yaşayan yaklaşık 180 milyon nüfuslu Brezilya’da orta sınıf yoksullukla mücadele politikaları sayesinde yüzde 38’den yüzde 53’e yükseldi. Yüzde 15’lik bu artış her ne kadar daha fazla kişiye tekabül ediyorsa da, Dünya Bankası’na göre, Brezilya’da yaklaşık 20 milyon yoksul sınıf atlamış bulunuyor. Ancak bu kesimin halen oldukça kırılgan olduğunu, zira Brezilya’da günde fert başına 10 ila 50 dolar arasında kazananların orta sınıf olarak kabul edildiğini unutmamak gerekiyor.

El País’ten Miguel Angel Bastanier, Brezilya’daki protestoların temelinde üniversite kökenli olanların ağırlıklı olarak temsil edildiği bu yeni orta sınıfın bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu özelliğiyle Brezilya’daki protestoları, 2011’de Şili üniversitelerindeki gösterilere ve geçen yıl ve bu yılın başında Arjantin’de düzenlenen tencere-tava (cacerolazo) protestolarına benzeten Bastanier, gösterilerin ekonomik ilerlemenin mutlaka toplumsal barış getirmediğinin kanıtı olduğunu vurguluyor.  

Aslında Lula de Silva’nın başarılarla dolu başkanlık dönemi seçkinlerin zihninde Brezilya’nın artık büyük devlet olduğu inancını güçlendiriyor. Deniz altında zengin petrol yataklarına sahip, Güney Amerika’nın ekonomisi, ordusu ve diplomasisi ile en büyüğü olan ve yerel radyolarının bile yayınlarına “falando ao mundo” (dünyaya seslenen) diye başladığı Brezilya’nın bu dönemde getirisi 20 milyar dolar olan 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyat Oyunları’nı düzenlemeye hak kazanması tesadüf değil. Ama “lulo-dependência” olarak adlandırılan bu büyüklük olgusu halkta bireyciliğin gelişmesine de yol açmış.

Yeni yapılan bir ankete katılanların yüzde 59’u ülke ekonomisinin iyi olduğunu, ama yüzde 55’i kendi durumundan memnun olmadığını; yüzde 74’ü kendi ekonomik olanaklarının iyi sayılabileceğini, buna karşılık yüzde 75’i protestoları desteklediğini söylüyor. Protestolar, temelinde dört hedefe karşı gelişiyor. Ülkede giderek yükselen enflasyon, geçen yıl 25 siyasetçi, bankacı ve iş adamının mahkûmiyetiyle sonuçlanan “mensalão” davalarıyla ortaya çıkan yolsuzluklar, eski futbolcu Romario’nun “devlet içinde devlet” dediği FİFA’ya verilen ayrıcalıklar ve polis şiddeti.  Seçimlere 14 ay kala Lula de Silva’nın “manevi kızım” dediği Başkan Dilma Rousseff popülaritesinin zirvesindeyken protestocular ellerinde “hiçbir parti beni temsil etmiyor” ve “dev uyandı” pankartlarıyla sokaklara dökülüyor.

Göstericilerin siyasi tercihleri

Hiçbir siyasi partinin kendilerini temsil etmediğini pankartlara yazan göstericilerin siyasi tercihleri üzerine Datafolha’nın yaptığı ilk anket, yüzde 87’sinin demokrasiye inandığını, sadece yüzde 3’ünün diktatörlük istediğini, yüzde 63’ünün sandığa gidip oy kullanacağını ortaya koyuyor. Dolayısıyla yüzde 65’ini yaşları 21 ila 35 arasında değişen genç kuşağın oluşturduğu ve yüzde 78’inin okumuş olduğu göstericiler sistem karşıtı (indignados) değiller.

Datafolha anketi, diktatörlük dönemini yaşamamış olan bu gençlerin çoğunun demokratik fikirleri olduğunu gösteriyor. Çoğunluğu idam cezasının geri getirilmesine karşı, sivillerin silah kullanmamasını istiyor ve başta eşcinseller olmak üzere toplumun faklılıkları bulunan bireylerinin haklarını savunuyor. Yarısı sokağa yolsuzlukları protesto etmek için çıktığını söylerken, yüzde 30’u başkan seçimlerinde favori adayının Joaquim Barbosa olduğunu belirtiyor. Barbosa halen Yüksek Mahkeme Başkanı ama halk arasında ulusal kahraman kabul ediliyor. Bunun nedeni, yolsuzluklarla ilgili söz konusu “mensalão” davasında sorgu yargıcı olarak görev yapmış olması.

Göstericilerin ikinci favori adayı çevreci Marina Silva. Lula de Silva hükümetlerinde Çevre Bakanlığı yapmış olan Bayan Silva, Rousseff’in kazandığı son seçimlerde Yeşil Parti’den (PV) başkan adayı olmuş. Üçüncü sırada ise şimdiki Başkan Rousseff geliyor ama aldığı destek sadece yüzde 10 dolayında bulunuyor. Bu noktada Türkiye ile karşılaştırma açısından altı çizilmesi önemli olan husus, muhalefet liderleri Aecio Neves ve Eduardo Campos’un göstericiler tarafından sırasıyla yüzde 3 ve 1 oranında tercih ediliyor olmaları.

Muhalefet Türkiye’dekinin aksine göstericilerin içinde olmamasının yanı sıra iktidar partisi PT (partido dos trabalhadores) militanlarının başlangıçta özellikle toplu taşımayla ilgili protestoları destekledikleri görülüyor.  Hatta Parti Başkanı Rui Falcão, gösterileri düzenleyen partiler üstü MPL (Movimento Passe Livre) isimli platforma desteğini yazılı olarak da dile getiriyor.

Şiddet ve karşı şiddet   

Brezilya’daki gösterilerin şiddet içermediği, içerdiğinde de polisin Türkiye’deki gibi gaz kullanmadığı Türkiye’de çokça yazılıp çizildi. Bunu, Rousseff’in gençliğinde diktatörlüğe karşı eylemler yapmış ve cezaevinde yatmış olması bir tarafa, Başbakan Erdoğan gibi otoriter bir kişiliği olmamasına bağlayanlar bile çıktı. Oysa Brezilya’daki gösterilere de çoktan şiddet bulaşmıştı. Ortalığı yakıp yıkan, dükkânları yağmalayan yüzleri maskeli vandallara karşı polis, Bayan Rousseff’in eski bir eylemci olmasına karşın gaz kullandı. Daha önceki gün Belo Horizonte’de, Brezilya-Uruguay yarı final maçının oynandığı Mineirão Stadyumu yakınında güvenlik önlemlerini arttıran polis,  São Paulo, Río de Janeiro ve Rio Grande do Sul’dan gelen ve çatışmaya giren şiddet yanlısı göstericilere karşı gaz kullanmak zorunda kaldı.

Dün bu kez Fortaleza’da İspanya-İtalya maçının oynandığı Arena Castelão Stadyumu yakınlarında maçtan üç saat önce toplanan göstericiler polisle çatıştı. Dünya Kupası’nı protesto edenlerin arasına yine şiddet yanlıları karışmıştı. Çıkan çatışmada bir kişi hayatını yitirirken, birçok kişi de yaralandı.

Dünkü El País’te Juan Arias imzasıyla yayınlanan köşe yazısında, Brezilya’da basında ve sosyal medyada, polisin neden şiddet kullanan küçük grupları tutuklamadığının sorgulandığı dile getiriliyor. Yüzde 99’u barışçıl gösterilerden yana olan protestocuların, şiddet yanlısı küçük grupların sürekli çatışma çıkarması nedeniyle sokağa çıkamadıkları ve gelişmeleri televizyondan izlemek zorunda kaldıkları vurgulanıyor.

Aynı yazıda ayrıca polisin geçen hafta São Paulo’daki tarihi gösterilerde orantısız güç kullandığı, buna karşılık dün Fortaleza’da şiddet yanlılarına yeterince kararlı davranamadığı, ölümüne yol açtığı kişinin de şiddet değil kaçmakta olan barış yanlısı bir gösterici olduğu anlatılıyor.

Özet olarak belirtmek gerekirse, Brezilya’daki gösterilerde de şiddet kullanan protestocular yer alıyor, polisi güç kullanmaya zorluyor; polis bazen orantısız güç kullanıyor, eleştiriliyor, bazen yetersiz kalıyor, eleştiriliyor. Şiddet, karşı şiddeti doğuruyor kısacası.

Brezilya’da üç haftadan bu yana olup bitenler bunlar. Göstericilerin taleplerine gelince, bir bölümü daha şimdiden Başkan Rousseff tarafından kabul edilmiş durumda. Önce toplu taşıma zamları geri alındı. Ardından Senato, yolsuzluğu “yüz kızarıcı suç” olarak niteleyen ve bu suç için uygulanan cezalarda indirimi kaldıran yasa tasarısını kabul etti.  Ama çok daha önemlisi, Bayan Rousseff’in seçimlerden önce anayasada önemli değişiklikler öngören bir paketle ilgili olarak plebisit düzenlemeyi öngörmesi. Muhalefet partileri plebisit kararını Rousseff’in sokak baskısını ‘Kongre’ye yöneltmek” olarak niteleniyor. Brezilya’daki siyasi gelişmeler ayrı bir yazının konusunu oluşturuyor kuşkusuz.            

http://www.hispanatolia.com/bolum/25/id_cat,2/id,349/brezilya-daki-protestolar-gezi-direnisi-ile-ne-kadar-benzesiyor

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar