• 18.07.2013 00:00

 Dışişleri Teşkilât Kanunu’nda yapılan son değişiklikle, yurt dışındaki temsilciliklere büyükelçi ya da daimi temsilci olarak dışarıdan atananların Türkiye’ye döndüklerinde Bakanlıkta bu unvanlarını koruyarak üst makamlara getirilmelerinin yolu açılıyor.  Değişiklikten önce bu imkân sadece başka bir kamu kurum ve kuruluşu mensubu olan büyükelçi ve daimi temsilcilere tanınmıştı; şimdi bu koşul da ortadan kalkmış bulunuyor.   

Konunun kariyerle ilgili yönü var kuşkusuz. Üst makamların bir bölümünün kamu kurum ve kuruluşu mensubu olsun, olmasın dışarıdan atanan büyükelçi ve daimi temsilcilerce doldurulması, kariyerlerine Bakanlıkta başlamış olan meslek memurlarının teorik olarak önlerini kesiyor. Dışarıdan yapılacak atamalara bağlı olarak bu makamlarda daha az meslekten diplomat bulunacak. Ama olumsuzluk bu kadarla da sınırlı değil zira bu yoldan Bakanlık Teşkilâtı’na arka kapıdan girmenin de yolu açılıyor. Dolayısıyla bu yasa değişikliğini öncelikle meslek memurları açısından değerlendirmekte yarar var.

Meslek memurları açısından yasa değişikliği

Aslında yurt dışındaki temsilciliklere Bakanlık dışından büyükelçi ve daimi temsilci atanması, her ne kadar meslek memurlarının müstakbel tayin yerlerini kısıtlıyor olsa da, yasal olarak hep mümkündü. Türkiye’de belki fazla kullanılan bir seçenek olmadı ve 12 Eylülden bu yana son yıllardaki atamalara kadar birkaç generalle sınırlı kaldı. Bu uygulama demokratik olmayan yönetimlere özgü değil elbette.   Birçok demokratik ülkede seçimlerle değişen iktidarlarla birlikte önemli merkezlere siyasi atamalar yapılıyor.  

 CHP’nin emekli büyükelçi bir milletvekilinin açıkladığı gibi, sorun dışarıdan büyükelçi ve daimi temsilci olarak atananların bu unvanlarını koruyarak ciddi bir sınavla girilen Bakanlıkta görev alma olasılığından kaynaklanıyor. Bir büyükelçi veya daimi temsilci merkezde Genel Müdür unvanıyla görev yapabilir. Oysa sınavla Dışişleri’ne giren bir meslek memuruna bu unvanı alması için arada yapılan başkâtiplik sınavında başarılı olmak kaydıyla 20-25 yıllık kariyer gerekiyor. Dolayısıyla yasa değişikliği teorik olarak dışarıdan atamalar yoluyla iki sınavlı bu sürecin “bypass” edilmesi sonucunu doğuruyor. 

CHP milletvekili, dışarıdan atanan ve dış görevinde belki başarılı da olan bir büyükelçi, üç-dört yılla sınırlı kalan dış politika deneyimiyle Orta-Doğu, NATO veya Batı Avrupa Genel Müdürü olarak görev yaparsa memleketin hali nasıl olur diye soruyor. Bu görüşe Bakanlık dış politika yapan bir kurum olmadığı için katılmak kolay değil. Kendisi de zaten Sayın Davutoğlu’nu eleştirmek niyetiyle konuyu böyle takdim ediyor. Dışişleri Bakanı’nın akademisyen, kitabı olan bir dış ilişkiler uzmanı olduğunu, ama “bu mesleğin içerisinden gelmediği, mesleğin nasıl işlediğini yaşayarak bilmediği için (…) bizim memleketimizi getirdiği durum ortada” diyor. Dışişleri Bakanları ülkenin yararı bakımından diplomat kökenli mi olmalı bilmem ama asıl sorun bu değil; dışarıdan atanan büyükelçi kökenli genel müdür ve maiyetindeki meslek memurları arasındaki ilişkiler.  Belirli bir kıdeme sahip bir meslek memurunun, dışarıdan gelen –bir de kendisinden daha genç ve deneyimsizse- bir amirle çalışmasının kabulü zor bir haksızlık ve önemli bir sorun oluşturduğunu kabul etmek gerekir.       

Aslında Bakanlıkta bu yasal değişiklikten önce de her şey dört dörtlük değildi elbette. Özellikle tayin ve terfilerdeki sorun, yakın geçmişe kadar üç meslek memurundan ikisinin büyükelçi olamayacağı cümlesinde ifadesini buluyordu. Yeni açılan misyonlarla bu kontenjan artmış olmalı ki şaka gibi şimdi de 40’lı yaşlarının başında her diplomatın büyükelçi olacağından söz ediliyor. (!) Ama kabul etmek gerekir ki asıl sorun, Bakanlığın yükselme ve atamalarda objektif ölçütlerini bir türlü belirleyememiş ve belirli bir zaman dilimi içinde kararlılıkla uygulayamamış olmasından kaynaklanıyor. Kişilere özel farklı uygulamalar yapılması, gerekçelerinin arkadan oluşturulması hakkaniyet ilkesi açısından ayrı bir tartışma konusu. Hele bir dönem unvanlarıyla manşetlerde olanlar arasından parlak meslek yaşamları sona erdikten sonra kişisel yetenekleriyle toplumda ön plana çıkanların sayısı bir elin parmaklarını geçmiyorsa…    

Siyasi bakımdan yasa değişikliği 

Konunun bir de siyasi yönü var elbette. Bu yasa değişikliğinden sonra dışarıdan atanacak temsilciler şimdiden “AKP büyükelçileri” olarak damgalanıyor. Hatta konuyu “İmamlar monşer oluyor” gibi, her iki mesleğe de saygısızlık içeren başlıklarla sunan medya temsilcilerine bile rastlanıyor. Bu durumda, atamaları üçlü kararnameyle yapılan meslekten büyükelçilere hangi sıfatın lâyık görüleceği sorusu takılıyor insanın aklına. “Onlar devletin büyükelçileri” diyenleri duyar gibiyim ama devletle hükümet nasıl birbirine karşıt oluyor ki?

Genelde bürokraside rastlanılan vesayet sistemine özgü “devlet kalıcı, hükümetler gidici” yaklaşımı Dışişleri kadrolarına da hâkim elbette. O bakımdan bir köşe yazarının başlık olarak kullandığı “AKP büyükelçileri” kavramının kendisine ait olduğunu düşünmüyorum. Nitekim CHP’nin eski büyükelçi milletvekili konuyla ilgili açıklamasında AK Partili meslektaşlarına “Dışişleri Bakanlığı personelinin profilini kendinize çok uygun bulmayabilirsiniz” diyor ve bunun yolunun dışarıdan adam almak değil Dışişleri giriş sınavının daha geniş bir kitleye açılması olduğunu vurguluyor.

Karşı olduğum nokta bu son derece makul öneri değil, meslek memurlarının profili konusu; çünkü basitleştirilmiş bir “yaşam tarzı” farkı üzerinden devlet (atanmışlar) ile iktidar partisini (seçilmişler) karşı karşıya getiriyor. Yaşam tarzını siyasileştiriyor ve iktidar partisinin karşısına çıkarıyor. Eğer yasa değişikliği Anayasa Mahkemesince iptal edilmezse, “istifa etmek, etmemek meslekte olan arkadaşların kendi tercihidir ama ben meslekte olsaydım istifa ederdim” diye ekliyor.

Haksızlık olduğuna inandığınız şeyleri değiştiremiyorsanız, kariyerinize nokta koymanın erdemli bir davranış olduğunu takdir ediyor, bu istifa tavsiyesini çok iyi anlıyorum. Ama aynı zamanda seçilmiş siyasetçilerin dördüncü bir erk gibi karşılarına dikilen bürokrasi kalelerini kontrol etme çabalarını da. Demokrasilerde kendisini seçilmişlerden bağımsız olarak devletin temsilcisi gören bir bürokrasinin yeri olamaz elbette.

Kişisel görüşüm o ki vesayet sisteminin geri çekilmekle birlikte devam ettiği Türkiye’de siyasetçilerin bürokratların tayin ve terfilerinde sözünün daha çok geçmesinde yarar var. Dışişleri boyutunda önemli başkentlere dışarıdan büyükelçi ve daimi temsilci atanması da bu görüşle örtüşüyor. Bunu siyasetin bürokrasi içinde bir tür “kadrolaşması” olarak değerlendirmek mümkün ama bürokrasiyi kendi içinde kadrolaşmayan, kliklerden arındırılmış saf bir memurlar topluluğu kabul edersek… Öyle olmadığını kanıtlamak için somut örnekleri ardı ardına sıralamaya gerek yok. “Devlet” ve “AKP” büyükelçileri ayrımı her şeyi tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor aslında.  

http://www.hispanatolia.com/bolum/25/id_cat,2/id,352/devletin-degil-akp-nin-buyukelcileri-