• 3.11.2013 00:00

 Demokratikleşme paketiyle kamusal alanda başörtü yasağının kaldırılmasından sonra gözler dört kadın milletvekilinin Meclis Genel Kurulu’na başörtülü olarak gireceklerini açıkladıkları güne odaklanmıştı. Meclis iç tüzüğünde böyle bir yasak yoktu belki ama bundan 14 yıl önce Merve Kavakçı’nın Genel Kurul’dan çıkartıldığı, 2008’de üniversitelerdeki yasağı kaldıran anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği dikkate alındığında ulusalcılığın geri adım atmak istemediği mayınlı bir alandı. O kadar mayınlıydı ki Yargıtay Başsavcısı aynı yıl iktidar partisine karşı açılan kapatma davasında, iptal edilen bu paketi “laikliğe karşı odak” olmanın gerekçelerinden biri olarak göstermişti.

Kuşkusuz o zamandan bu yana derelerin altından çok sular aktı. 2010 referandumu ile yapılan bazı anayasa değişiklikleri, bizler için yetersiz olsa da açılan çeşitli demokratikleşme paketleri özgürlük alanlarını bir ölçüde genişletti. Yargı vesayetinden sonra anayasal düzeyde olmasa da askeri vesayet de fiilen geriletildi. 367 kararında olduğu gibi Anayasa Mahkemesi’ne bazı telkinlerde bulunacak komutanlar yoktu artık. Ama gözler yine de ulusalcı tabana hitap eden CHP’ye odaklanmıştı. Genel Başkan Yardımcılarından biri kadın milletvekillerinin Meclis’e başörtüsüyle girmelerine izin vermeyeceklerini açıklamıştı çünkü. Herkes ana muhalefet partisinin bunu nasıl yapacağının merakı içindeydi.   

İnce’nin konuşması

Başörtülü kadın milletvekillerinin Genel Kurul’a girmeleri üzerine CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin usul tartışması istemesi, aslında ana muhalefet partisinin elinde konuyla ilgili fikirlerini beyan etmek dışında sihirli bir dernek bulunmadığını ortaya koydu. CHP, başörtüsünü laikliğe aykırı bulan ulusalcı milletvekillerinin itirazı ne olursa olsun, yerel seçimlere gidilen bir süreçte başarı şansı bulunmayan bir zıtlaşmaya gitmeme sağduyusunu gösterdi en azından. Hem bu konuda kategorik bir karşı duruş, kemik oylarından fazlasını talep eden bir parti için sandıkta daha şimdiden havlu atmak anlamına gelirdi. CHP başörtülü kadınlardan da de oy istemiyor muydu? Aynı saatlerde partiye dönüşü coşkuyla kutlanan Şişli Belediye Başkanı Sarıgül bunu açıkça söylemiyor muydu?

İnce’nin AK Parti sıralarından alkışlarla karşılanan “başörtülüler de, başörtüsüzler de bizim bacımız” sözleri normalleşmeye katkıda bulundu kuşkusuz ama konuyu bir özgürlük sorunu değil de din istismarı olarak değerlendirmesi ana muhalefet partisinin konunun özünü daha kavrayamadığını ortaya koydu.  Muharrem İnce konuşmasında dedi ki “bugün geldiğimiz nokta bir kıyafet, bir demokrasi tartışması değildir. Bir zalimin yeni bir mağduriyet yaratma tartışmasıdır”. Ardından “seçim öncesinde mağdur edebiyatı yapmanıza izin vermeyeceğiz” diye ekledi.

İnce’nin bu sözleriyle ne demek istediği anlaşılıyor kuşkusuz ama yanlış ifade ettiği şeyler olduğu da ortada. Bir kere, başörtüsü sorunu, sadece Meclis’teki boyutuyla değil, bütünüyle temel bir özgürlüğün kısıtlanması sorunu. Bu kısıtlama nedeniyle toplumda yıllardır mağdur olmuş kadınlar var. CHP bu kadınları göremiyor ve kemikleşmiş ulusalcı tabanının hoşuna gider diye faturayı “zalim” olarak nitelediği Başbakan’a çıkarmak istiyor ise, bu kendi sorunu kuşkusuz.

İnce’nin AK Parti’nin mağdur edebiyatı yapması ile kastettiği eğer yasaklı dönemin söz konusu mağdurlarına dikkat çekiyor olması ise, CHP’nin başörtülü kadınlara açılması ile bunu engellemesi mümkün değil zaten. 14 yıldır birikmiş sorunları kerhen tutum değiştirmek suretiyle unutturmak mümkün mü? Elbette hayır. AK Parti isterse bu soruna sürekli parmak basıp, geçmişteki tutumundan ötürü CHP’yi eleştirmeye, İnce’nin deyimiyle “mağduriyet edebiyatı” yapmaya devam edebilir. Çünkü bu konudaki tutumunu değiştirmesi seçmenlerin sadece ana muhalefet partisiyle ilgili değerlendirmesini bundan sonrası için etkileyebilecek bir gelişme, başka bir şey değil ki.  

İnce konuşmasında AK Parti’nin din istismarı yaptığı iddialarına ağırlık verdi, polemik yaptı. Başbakan’ın başörtüsü yasağı nedeniyle sadece kızlarını değil, ayrıca oğlunu da yurtdışında okuttuğunu söyledi, bu din istismarı yaptığının açık bir kanıtıymış gibi sanki. Ayrıca dinin diğer emirlerinden söz etti, AK Parti’nin bunları yerine getirmediğini söyledi. Ardından miras hukukuna girdi, AK Parti dinin bütün emirlerini yerine getirirse diyerek bunun şeriat anlamına geleceği imasında bulundu. Başörtüsü serbestîsinin demokratik bir hukuk devletinin değil de bir din devletinin güvence altına aldığı özgürlükmüş gibi konuştu kısacası.  

Ulusalcıların itirazları

Muharrem İnce’ninkonuşmasındaki bu tür tutarsızlıklar bu konuda daha sert tepki verilmesini savunan ulusalcıları tatmin zorunluluğundan kaynaklandı belki bilemiyorum. CHP grubunun bir gün önce yaptığı kapalı toplantıdan basına sızan haberler bu yöndeydi çünkü. Sarıgül ile görüşmek üzere İstanbul’a giden Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin toplantıda “mesele kişisel hak ve özgürlükler değil, AK Parti parlamentonun geleneklerini ayaklar altına almıştır” demişti.  Keskin, Sarıgül ile buluşmasında yaptığı konuşmamada da AK Parti’yiaçıkça Cumhuriyet’in tüm kazanımlarınıyaralamak, yok etmek” ile suçladı. “Eskiden karakollarda yapılan işkenceler sokaklarda, paklarda yapılır oldu” türünde ulusalcı tabanın duymak istediği iddiaları abartılı bir tarzda dile getirdi.  Sürekli sosyal demokrat olduğunu vurgulayan ve kutuplaşmaya dayalı söylemlerin kendi tarzı olmadığını söyleyen Sarıgül, bu konuda CHP içinde kan uyuşmazlığı yaşar mı ayrı bir tartışma konusu kuşkusuz.

CHP’nin grup toplantısına dönecek olursak, ulusalcı milletvekillerinin başörtüye yaklaşımı eskiden olduğu gibi bunun bir laiklik sorunu olduğu yönündeydi. Basındaki haberle göre Tunceli milletvekillerinden Hüseyin Aygün, “eğer laikliği savunmayacaksak dükkânı kapatıp gidelim” derken,  Kamer Genç, bu konuda eylem düzenlenmemesi gerektiğini söyleyen Binnaz Toprak’a “sen de başını ört” diye laf attı. Bir diğer ulusalcı milletvekili “din tüccarlığı yapılıyor; bunu görmezden gelemeyiz” derken, bir diğeri  “laikliğin yıkılmasının karşısında mıyız, değil miyiz? Buna cevap verirsek ne yapacağımızı bulacağız” şeklinde konuştu. Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi ana muhalefet cephesinin konuya yaklaşımında bir değişiklik olmamış aslında.  

Özet olarak belirtmek gerekirse, ana muhalefet partisinin ulusalcı tabanının Meclis’te (ve kamusal alanda) başörtüsü serbestîsine yaklaşımı, demokrasiden yoksun katı laiklik anlayışına sıkı sıkıya bağlılığını ortaya koyuyor. Ulusalcı tabana eklemlenen ve hâlâ partiyi dönüştürebileceklerine inanan sosyal-demokratların, toplumda çoğunluğu oluşturan kesimi karşıya almamak gerektiği yönündeki uyarıları etkili olmuş ki CHP normalleşmeye doğru bir adım atmış görünüyor. Ama başörtüsü yasağını bir özgürlük sorunu olarak göremediği için bu tutum demokratik değil, yerel seçimlere yönelik taktik bir değişimi yansıtıyor ne yazık ki.