• 13.12.2013 00:00

 Venezuela’da geçtiğimiz pazar günü yerel seçimler yapıldı. Ama bu seçimlere “yerel” demek ne kadar doğru olur, tartışılır. Çünkü Venezuela, seçmenin kendini “devrimci” ilan etmiş bir iktidar ile devrimciliği son derece tartışılır bu iktidara cephe alan muhalefet arasında ikiye bölündüğü, amansız bir siyasi kutuplaşmanın yaşandığı bir ülke. Bekir Ağırdır’ın Türkiye’de yapılacak genel seçimlerle ilgili “Seçmen hangi dürtülerle tercihini belirleyecek?” başlıklı yazısında isabetle altını çizdiği gibi, “siyasi kutuplaşma üzerinden bakınca (…) yerel ve genel seçim tercihlerindeki farklılaşma çok ama çok az” oluyor. Venezuela yerel seçimlerinde de durum aynen böyle oldu.

Aslında efsane Başkan Hugo Chávez’in beklenen ölümünden sonra XXI. yüzyılsosyalizmini ileri götürmek üzere seçilen Kuba’nın adamı Nicolás Maduro, tartışmalı başkanlık seçimlerinde Demokratik Birlik Cephesi MUD’un (Mesa de la Unidad Democrática) saygın, karizmatik lideri Henrique Capriles Rodonski karşısında zorlanmıştı. İki aday arasındaki farkın sadece 1.49 puan olması, seçimlerde hile ve usulsüzlük yapıldığı iddialarını gündeme taşımıştı. “Devrimci” iktidarın ülkenin tüm kurumlarına, bu arada Yüksek Seçim Kurulu’na da hâkim olması bu iddiaları güçlendirmişti. İşte bu nedenle muhalefet bu yerel seçimleri başkanlık seçimlerinin rövanşı niteliğinde bir plebisite dönüştürmüştü.

Yerel seçimlerin sonuçları yukarıdaki verilerin ışığında değerlendirildiğinde, iktidar partisinin komünistlerin desteğiyle başkanlık seçimlerine oranla oylarını arttırarak Başkan Maduro’nun meşruiyeti üzerindeki gölgeleri kaldırdığı, muhalefetin de Caracas başta olmak üzere büyük kentlerin belediye başkanlıklarını aldığı için kendi açılarından başarılı oldukları söylenebilir. Maduro’nun yerel seçimlerin hemen ardından oluşturduğuparalel belediye başkanlıkları ile muhalefetin başarısına karşı siyasi kutuplaşmayı daha da körükleyen ve demokratik olmayan bir uygulama başlattığının da altı çizilebilir. Bütün bunlara şimdi biraz daha ayrıntılı bakalım.

Maduro’nun başkanlığının meşruiyet kazanması

Katılımın yüzde 59 civarında olduğu yerel seçimlerde, iktidar partisi PSUV (Partido Socialista Unido de Venezuela) komünistlerle birlikte toplam oyların yüzde 49,2’sini alırken, muhalefet cephesinin yüzde 42,7’de kalması her şeyden önce başkanlık seçimleri üzerindeki tartışmaları anlamsız kılıyor. İki taraf arasındaki yüzde 6,5 puanlık farkın yaklaşık 600 bin oya tekabül ettiği göz önüne alınırsa Maduro’nun devlet başkanlığının meşruiyet kazandığını kabul etmek gerekir.  Nitekim Maduro da, ilk sonuçların alınmasından sonra Caracas’ta yaptığı açıklamada muhalefete plebisiti kaybettikleri için defolup gitmeleri çağrısında bulundu.

Maduro’nun bu başarısında bağlaşıklarının ve özellikle komünistlerin büyük katkısının altını çizmekte yarar var. Komünistler PSUV’ye 500 binden fazla oy kazandırdı ki bunun oransal karşılığı yüzde 6.52 olarak hesaplanıyor. Bu oranın da iktidar ve muhalefet partileri arasındaki farka aşağı yukarı tekabül ettiği açıkça görülüyor.

PSUV’un bu başarısını kazanılan belediye başkanlıkları sayısı üzerinden okumak da mümkün. Seçilen 335 belediye başkanından 258’ini PSUV, 77’sini ise MUD kazanmış bulunuyor. Bu veriler belediyelerin yüzde 70’inin iktidar, 30’unun ise muhalefet tarafından kontrol edildiğini ortaya koyuyor. Özetle yerel seçimlerin galibinin iktidar partisi olduğunun tartışılacak bir yanı yok.

İktidarın seçilmiş muhalifleri denetim altına alması   

Bununla birlikte, yerel seçimlerinin sonuçlarını bir önceki seçimlerle karşılaştırmalı olarak okuduğumuzda muhalefet cephesinin de yükselişte olduğu görülüyor. Bu seçimlerden önce PSUV belediyelerin yüzde 84’ünü kontrol ederken, şimdi de yüksek bir oran olmakla birlikte yüzde 70’e gerilemiş. MUD geçen seçimlerde 55 belediye başkanlığı kazanmışken, bu defa elindeki belediyelerin sayısını 77’ye yükseltmiş durumda.

Muhalefet ayrıca başkent Caracas ve ikinci büyük kent Maracaibo başta olmak üzere önemli kentlerde belediye başkanlıklarını kazanmış bulunuyor. Ama “devrimci” iktidarın muhalefete seçim kazansa da, yerel iktidarı tümüyle bırakmak gibi bir niyeti yok. Bir önceki seçimlerde Caracas belediyesini sosyal demokrat Antonio Ledezma alınca –ki seçimi ikinci kez kazandı- Başkan Chávez bir “başkent bölgesi” (distrito capital) oluşturmuş ve başına PSUV yöneticisi Jacqueline Farías’ı “Caracas’ın Dönüşümü Bakanı” sıfatıyla getirerek Belediye Başkanı’nın yetki alanını tırpanlamıştı.

Maduro, her zaman olduğu gibi, efsane Başkan’ın yolundan giderek, söz konusu bakanlığa hemen bir atama yaptı. Ama sadece muhalefet için değil aynı zamanda demokrasi açısından da kabulü mümkün olmayan bir iş daha yaptı. Seçmenle alay edercesine o göreve Pazar günü Ledezma karşısında seçim kaybeden eski Bakan Ernesto Villegas’ı atadı. Aslında Caracas bir istisna olarak da kalmadı. Maduro aynı şeyi Sucre’de de yaptı. Muhalefetin merkez sağdan adayı Carlos Ocariz’in karşısında yenilgiye uğrayan Antonio El Potro Álvarez’i kentin en büyük mahallesi “Petare’nin koruyucusu” (Protector de Petaye) sıfatıyla atadı. Bu görev de esas itibariyle belediyenin yetki alanını daraltmak amacıyla oluşturulmuştu.

Aslında bu tür paralel görev yerlerinden en dikkat çekicisi, aynı zamanda Miranda eyaleti valisi olan muhalefet lideri Henrique Capriles’i kıskaç altına almak amacıyla oluşturulmuş olan “Miranda Eyaleti Koruyuculuğu” idi. Capriles geçen yıl eyalet seçimlerini kazanınca bu paralel görev yerine şimdiki Dışişleri Bakanı Elías Jaua atanmıştı.

Bu görev yerleri hükümetten kaynak alan ve kullanan yarı resmi ad hoc örgütlenmeler. Daha çok muhalefete mensup başkanların görev yaptığı eyalet ya da belediyelerde oluşturulmaları iktidarın para musluklarının tümünü muhalefet için açmak istememesinden kaynaklanıyor. Buralardaki kamu ihalelerini yönetenin merkezi iktidar olduğu ortaya konulmak suretiyle yerel muhalif başkanların ikinci plana itilmesi ve iktidarın sürekli propagandasının yapılması amaçlanıyor.

Hükümete yakın kaynaklardan sızan bilgiler, Maduro’nun önümüzdeki günlerde Maracaibo ve Chávez’in doğup büyüdüğü Barinas başta olmak üzere muhalefetin elindeki kentlerde de “paralel belediye başkanlıkları” kurabileceği yönünde.  Maduro’nun muhalif belediyelere yönelik önemli bir uyarısı olmuştu geçen yıl. Devlet olarak sadece Chávez’in 2012 başkanlık seçimine girerken oluşturmuş olduğu Vatan Planı’nı (Plan de la Patria) uygulamayı (!) kabul eden belediyelerle çalışacaklardı. Bu, iktidarın planına uygun davranmayan belediyelere para yok demekti elbette.

İktidarın salt çoğunluğa sahip olduğu Milli Meclis geçen hafta, yani seçimlerden kısa bir süre önce Vatan Planı’nı kabul ederek yasaya dönüştürmüş ve Maduro’nun uyarılarına da resmiyet kazandırmıştı. Böylece iktidar ya da muhalefet partisine mensup belediye başkanlarının artık Vatan Planı’nı zorunlu olarak uygulamaları gerekiyor(!) Son yerel seçim sonuçlarını bir de demokrasiyle yakından, uzaktan ilgisi olmayan bu tuhaf gerçeğin ışığında okumakta yarar var.