• 24.01.2014 00:00

aahalukkoç

 CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, başka konuların yanı sıra Suriye’ye ve özellikle ortaya çıkan işkence ve infaz görüntülerine ilişkin açıklama yaptı. Bir önceki yazımda vurguladığım gibi Suriye’de başından beri Esad yanlısı bir politika izleyen ana muhalefet partisinin bu vahşet karşısında ne söyleyeceği merak konusuydu.

Haluk Koç, “görüntülerin insanlığı dondurduğunu, ağır bir vahşet tablosu olduğunu” söyledi. “Bütün bu vahşetleri kınıyor, insanlık adına reddediyoruz” da dedi. Sadece ana muhalefetten değil, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun tüm partilerden beklenen asgari sözlerdi bunlar. Ama CHP’den ve özellikle hükümetin dış politikasını yerden yere vuran Sayın Koç’tan ayrıca partinin bugüne kadar herhalde Suriye için çok daha iyi olacağı düşüncesiyle Esad yanlısı bir politika izlemiş olduğu için bir özeleştiri yapmasını beklerdim. Hatta Koç konuşmasında başta, “Esad’dan daha iyi bir geleceği Suriye’ye vaat eden bir muhalefet maalesef göremedik” dediği zaman, bu hatadan döneceği düşüncesiyle ümitlenmiştim. Her ne kadar yapılmaması gereken bir hata olsa da, hatadan dönmek de bir erdemdir kuşkusuz.

Neden yapılmaması gereken bir hataydı?

Suriye, her şeyden önce, Baas Partisi’nin darbeyle iktidara el koyduğu 1963’den bu yana demokratik seçim görmemiş bir ülke. Elli yıllık siyasi tarihine bakıldığında, darbeler, tek parti diktatörlüğü ve dünyadaki demokratikleşme dalgaları karşısında son derece yetersiz kalan bir açılım görülüyor. Baba Hafız Esad’in iktidarı devraldığı 70 darbesinin ardından yapılan ve yürürlükte olan 1973 Anayasası Baas’a parlamentoda sandalyelerin üçte ikisine sahip olmak ve geniş yetkileri bulunan Devlet Başkanı “adayını” seçmek gibi egemen parti işlevi tanıyor. Aynı zamanda Baas Genel Sekreteri olan Devlet Başkanı ayrıca rejime çok partili görüntüsü vermek için oluşturulmuş bir tür “icazet verilen partiler koalisyonu” olan, içinde Baas’ın da yer aldığı İlerici Ulusal Cephe (İUC) liderliğini yürütüyor. İUC’de yer almanın koşulu Baas hükümetlerinin “Arap milliyetçisi” ve“sosyalist” eksenli politikasını desteklemek olduğuna göre bu rejimi “demokratik”olarak nitelemek mümkün mü?

Hafız Esad’in yaşamını yitirdiği 2000 yılına kadar tek aday olarak girdiği beş başkanlık seçimini açık farkla kazandığı Suriye’de olağanüstü hal 1963’ten bu yana İsrail ile savaş hali öne sürülerek hiç kaldırılmamış. Baba Esad’in ölümünden sonra Baas, monarşilerde olduğu gibi yerine oğul Beşar’ı getirmiş. Oğul Esad ile birlikte rejimde sınırlı bir açılım olmuş. Önce İUC’ye üyelik koşulları gevşetilmiş; muhalif partilerin cephe içinde yer almasına ve bu çerçevede seslerinin duyulmasına icazet verilmiş. Ancak bu izin, 2002’de siyasi reform talep ederek “ileri giden” iki milletvekilinin (Mamun El Homsi ve Riyad Seif) anayasayı ihlalden dokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanmaları ve daha sonra beş yıl hapis cezasına mahkûm edilmeleri olayında olduğu gibi göstermelik kalmış. Bu yargılamaları üç yıl sonra “Liberal Demokratik Birlik” hareketinin kurucusu Kemal Labuani’nin 12 yıl,  2010’da Al Malik ve Al Hasani’nin üçer yıl hapis cezasına mahkûm edilmeleri izlemiş.

Bütün bunlar, muhalefetin Mısır ve Tunus’taki hareketlerden esinlenerek 15 Mart 2011’de başlattığı toplu protesto gösterilerini değil de, elli yıldır halkına demokrasinin ucunu bile göstermemiş bir rejimi mi haklı kılıyor? Tek parti diktatörlüğünü savunmak, sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir partiye yakışır mı?

CHP’nin Suriye politikasını eleştirdiğim geçen yazıma Esad ailesinin Bodrum’da Erdoğan ailesi ile tatil yaptığını ama benim bunu değil de, CHP milletvekillerini, Esad ile sadece resim çektirdikleri için eleştirmemi eleştiren okurlar oldu. Tatilin Arap Baharı’ndan çok önce 2008 yazında, yani rejimin eli daha kana bulaşmadan, CHP milletvekillerinin Şam ziyaretinin ise Esad’ın muhaliflere yönelik vahşetinin tam ortasında geçen yıl olduğunu unutmuşlar herhalde. Unuttukları başka bir şey daha var aslında: o da AK Parti’nin muhafazakâr bir parti olduğu, buna karşılık CHP’nin sosyal demokrat geçindiği gerçeği.

Hatada ısrar

CHP Genel Başkan Yardımcısı Koç, “Esad’dan daha iyi bir geleceği Suriye’ye vaat eden bir muhalefet göremedik” derken bir özeleştiri yapmıyor, muhalefeti eleştiriyormuş meğer. Zira “Ilımlı adıyla başlayan protestolar insan kalbi yiyen, kafa kesen bir cihat davasına ne yazık ki döndü” diyor ve “Türkiye hükümeti herkesin kaybedeceği bir savaşın en günahkâr ortaklarından bir tanesi” diye devam ediyor. Peki, kimlerle birlikte?

Sayın Koç’un günahkâr ilân ettiği Türkiye hükümeti, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere Cenevre- 2 Konferansı’na katılan ülkelerin büyük çoğunluğuyla birlikte hareket ediyor. Elli yıldır iktidarı demokratik olmayan yollardan elinde tutan Esad ailesinin içinde yer almadığı bir geçiş hükümetini savunuyor. Türkiye neden demokratik ülkelerle birlikte hareket etmesin ve Suriye’nin daha demokratik bir ülke olmasına katkıda bulunmasın ki?

Buna karşılık, CHP, Haluk Koç’un da kınadığı o vahşet görüntülerinin sorumlusu Suriye’nin yanı sıra Rusya, Çin ve konferansa davet edilmemiş olan İran’la birlikte Suriye için en iyi geleceği Esad’ın devamından yana görüyor. Askerî vesayetin en ileri aşamasında olduğu bir dönemde Ergenekon davalarında yargılanan bazı komutanların dile getirdiği gibi acaba AB yerine yeni bir ittifak çizgisi mi, Rusya-İran-Çin ekseni mi var diye soramadan edemiyor insan.

Haluk Koç’un konuyla ilgili açıklamaları bununla sınırlı değil. Dünyayı ayağa kaldıran infaz ve işkence görüntülerinin sahte olabileceği algısı da yaratıyor. Önce “Irak savaşında dünya kamuoyunun sahte belge ve bilgilerle savaşa ikna edildiğini” hatırlatıyor. Sonra Suriye’deki işkence fotoğraflarının “Sezar” kod adlı bir kişi tarafından, Katar kaynaklı ama Londra’daki bir hukuk bürosu tarafından dünyaya duyurulduğunu söylüyor. Bununla da yetinmiyor ve bu hukuk bürosuyla Başbakan Erdoğan’ın ilişkisi olduğu iddiasını ortaya atıyor. Tabii sadece o değil, “Yasin El Kadı, Yusuf El Karadavi ve El Kaide ile bağlantılı” başka kişilerle birlikte.

Esad rejiminin, Cenevre Konferansı’nda Dışişleri Bakanı Muallim’in de altını çizdiği gibi,“terörizmle” savaş tezi var. El Kaide gibi New-York’taki İkiz Kuleleri yerle bir edecek kadar güçlü ve Batı’nın düşmanı bir terör örgütüyle. Böylelikle Batı ülkelerini Baas’ın ehveni şer bir rejim olduğuna ikna etmeye çalışıyor. Ama Batı da iyi biliyor ki El Kaide kökenli ISID rejime karşı değil, lehine çalışıyor ve bir zamanlar Türkiye’ye karşı PKK’yı, Irak ve Lübnan’a karşı da çeşitli isimlerdeki İslami terör örgütlerini kullanan Esad rejimi terörizmin kurbanı değil, kaynağı aslında.    

Haluk Koç şimdi Şam’ın senaryosuna uygun şekilde El Kaide ile bağlantılı kişiler arasına ciddi bir iddia olarak Başbakan Erdoğan’ın adını da karıştırmış durumda. Suriye için en iyi gelecek olarak gördüğü Esad rejimine yardım için mi, yoksa AK Parti’yi buradan yıkabiliriz diye mi bilemiyorum. CHP’nin çözüm sürecine karşı çıkması da Şam rejimi lehine tutum almasından kaynaklanıyordur belki kim bilir.   

Ne var ki bildiğim bir şey var: O da ana muhalefet partisinin iktidar olması için AK Parti’den daha demokrat ve kendi içinde tutarlı olmasının şart olduğu. Suriye konusunda izlediği politika geçen yazımda da belirttiğim gibi, hem miadı dolmuş bir tek parti diktatörlüğünden yana olduğu, hem de demokratik ülkelerin politikalarıyla çeliştiği için iflas etmiş durumda.

Bu politika ayrıca tutarsız da; tutarsız çünkü Suriye’de Avrupa’dan farklı tutum alan CHP, AK Parti’nin paralel yapılanmayı kontrol etmek için çıkartmak istediği yeni HSKY yasa tasarısının, ölçütlerine uymadığı gerekçesiyle AB tarafından eleştirilmesini istiyor. AB’den yanaymış gibi tavır alıyor. Nitekim Brüksel’den Avrupa parlamenterlerinin bu konuda ikna olmadıklarına dair haberler gelirken, Haluk Koç da dünkü açıklamasında Başbakan Erdoğan’ı “Avrupa sahnesinde yüzündeki demokrasi maskesi düşmüş bir siyasi kimlik” olarak tanımladı. İyi güzel de bir yandan Avrupa’ya bakıp demokrasi ölçütlerini ön plana çıkarmak, öte yandan Suriye konusunda AB ülkelerinden ayrışarak diktatörden yana tavır koymak tutarsızlık değil mi?CHP bu tutarsızlığı fark mı etmiyor, yoksa seçmen nasıl olsa cahildir anlamaz diye mi düşünüyor?  Hangi şık geçerli olursa olsun, bugüne kadar hep yaptığı gibi, kendisine pahalıya mal olan büyük hatasında ısrar ettiğine kuşku yok.