Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Kırım’ın kendi kaderini belirleme hakkı tanınabilir mi?

  • 7.03.2014 00:00

 Ukrayna’da Rusya yanlısı olarak bilinen Devlet Başkanı Victor Yanukoviç’in, hakkındaki yolsuzluk iddiaları üzerine parlamento (Verkhovna Rada) tarafından görevinden azledilmesi ve Rusya’ya sığınmasıyla gelişen olaylar zinciri ülkenin özerk bir cumhuriyeti olan Kırım’ın geleceği konusunu siyasi gündemin ilk sıralarına taşıdı.

SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte 1991’de bağımsızlığını kazanan Ukrayna’ya 1954’den bu yana özerk bir cumhuriyet olarak bağlı olan Kırım’da özerk parlamento ilk önce Ukrayna’da erken başkanlık seçimlerinin yapılacağı 25 Mayıs günü “kendi kaderini belirlemek” üzere referanduma gitmeyi kararlaştırdı. İzleyen günlerde Rus Birliği Partisi Genel Başkanı Sergei Aksenov’u özerk hükümetin başına geçirdi. Ardından Aksenov referandum tarihini 30 Mart’a çekti.

Stalin dönemindeki tehcirden sonra bölgeye yerleştirilen kolonlardan ötürü nüfusunun büyük çoğunluğu Rus olan Kırım’ın bu referandumda Ukrayna’ya bağlı kalmak ya da Kosova gibi bağımsızlık seçenekleri arasında seçim yapması beklenirken, özerk parlamento perşembe günü (6 Mart) bu konuda bir adım daha attı. Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’den yarımadanın Rusya’ya bağlanması talebinde bulunurken, referandum tarihini de 16 Mart’a çekti.

Anlaşılan o ki referandumda bağımsızlık yerine Rusya’ya bağlanma seçeneği yer alacak. Bu noktada yanıtı bulunması gereken soru şu: Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı özerk bir cumhuriyet olarak Birleşmiş Milletler (BM) Yasası uyarınca halkların kendi kaderlerini belirleme hakkı var mıdır?

Kendi kaderini belirleme hakkı

BM Yasası’nın 1. maddesinin 2. fıkrası, “halkların hak eşitliği ve kendi kaderlerini belirleme hakkına saygı” ilkesini zikrediyor. Bu hakkın uygulamada nasıl kullanıldığı konusunda BM Genel Kurulu’nun 14 Aralık 1960 tarih ve 1514 sayılı kararını, kendi kaderini belirleme hakkı temelinde bağımsızlık talep eden Katalan ve Bask milliyetçileriyle ilgili olarak hatırlatıp duruyorum. “Sömürge halklarına bağımsızlık bildirisi” başlığını taşıyan kararın 6. maddesi, bağımsız bir ülkenin sınırları içinde kalan halkların bu hak kapsamında, “milli birliğin ve ülke bütünlüğünün kısmen ya da tamamen bozulmasını amaçlayan herhangi bir girişimini” BM Yasası ile bağdaşmaz ilân ediyor. Genel Kurul, bu kararını daha ileri tarihlerde kabul ettiği kararlarlarıyla da teyit etmiş bulunuyor.

Genel Kurul’un bu kararının bir tek istisnası var: O da Kosova’nın aldığı bağımsızlık kararının Sırbistan’ın milli birliği ve ülke bütünlüğünü bozduğu halde birçok ülke tarafından tanınması. Kosova’yı tanımayanlar arasında KKTC’ye emsal teşkil etmesinden kaygılanan Kıbrıs ve Yunanistan, Katalunya ve Bask Ülkesi’ne emsal olabileceğinden endişelen İspanya’nın yanı sıra, Rusya Federasyonu da var. Putin, 2008’de bu vesileyle yaptığı açıklamada Kosova’nın bağımsızlığının uluslararası ilişkiler sistemini de factoolarak çökerten korkunç bir evveliyat (terrible precedent) oluşturduğunun altını çizmişti.

Kırım özerk parlamentosunun kararı, bağımsızlık yerine Rusya’ya bağlanma seçeneğini içerse de, sonuç itibariyle Ukrayna’nın milli birliği ve toprak bütünlüğünü kısmen ortadan kaldırdığı için aynı çerçevede değerlendirilmek durumunda. Ukrayna Başbakanı Arseni Yatseniuk’un Brüksel’de yaptığı açıklamada altını çizdiği gibi, söz konusu seçeneği içeren referandumun meşru bir dayanağı bulunmuyor. Nitekim ABD ve AB cephesinden gelen uyarılar da bunun böyle olduğunun altını çiziyor.

Silahlı çatışma olasılığı

Kırım özerk parlamentosu ve hükümetinin ayrılıkçı referandum kararına Rusya’nın destek vermemesi önem taşıyor. Putin, Ukrayna’da Yanukoviç’e karşı anayasaya aykırı bir darbe yapıldığını, halkın değişim isteğini anladığını ama yasadışı yollardan gerçekleştirilmemesi gerektiğini vurgulamış, kuvvete başvurma niyetlerinin olmadığının altını çizmişti. Ancak arazideki durum bunun pek böyle olduğu izlenimi vermiyor. Kırım’daki hava, kısa süre içinde idaresi, yasaları ve parasıyla birlikte Rusya’nın bölgeye hâkim olacağı yönünde.

Rusya’nın Kırım’daki askeri varlığını arttırmasının, özerk cumhuriyetin 1932’de Japonya’nın işgali altındaki Çin’in Mançurya bölgesinde kurdurduğu Mançukuo kukla devletinin modern versiyonuna dönüşmesine yol açacağına ve olasılıkla aynı akıbete de uğrayacağına hiç kuşku yok. Dünyada barışı ve istikrarı sağlamakta başarılı olamayan Milletler Cemiyeti bile sürekli olarak Mançukuo’nun Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu açıklamış ve Japonya’nın bir süre sonra bölgeden çekilmesini sağlamıştı.

Rusya’nın, veto hakkı sayesinde Güvenlik Konseyi’ni kilitleme imkânı olsa da, NATO’nun topyekun Ukrayna’nın yanında yer alacak olması nedeniyle böyle bir oldu bittiyi sürdürmenin kolay, hatta mümkün olmadığını bildiğini varsaymakta yarar var. O bakımdan Ukrayna ile Rusya üzerinden Doğu ile Batı arasında Soğuk Savaş dönemine özgü silahlı bir çatışma olasılığını yüksek görmemek gerekir. Bununla birlikte, Suriye’deki iç savaşın devam ettiği bir dönemde patlak veren bu yeni çatışma alanının Avrupa’da ve özellikle Türkiye’nin çevresinde barış ve istikrar alanını daralttığına kuşku yok.

Anahtar alçak profil politikası

Türkiye başta olmak üzere, bölgelerin kendi kaderini belirleme hakkının kullanmasına yeşil ışık yakılmasından zarar görecek ülkelerin bu konuda başka Kosova’ların ortaya çıkmaması için ilkeli bir politika izlemeleri ve öncelikle Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ön planda tutan bir politika izlemeleri gerekiyor ki Dışişleri’nin konuyla ilgili açıklaması bu yönde. Özellikle bu krizin bir türevi olan Kırım Tatarlarının durumunun öne çıkarılmaması ve siyasi çözüm için uzlaşı ve diyalog çağrısında bulunulması aklı başında bir politika görüntüsü veriyor.

Sevindirici olan bir başka nokta da, muhalefet partilerinin Suriye politikasındakinin aksine bu konuda ana hatlarıyla aynı noktada birleşiyor olmaları. Kabul etmek gerekir ki burada Rusya ile Türkiye’yi değil, geçmişte kalmış bir Soğuk Savaş’ın taraflarını yeni dönemde karşı karşıya getiren bir kriz var. O bakımdan bu krizde diplomasiyi, diyalogu ve uluslararası hukuk ilkelerine saygıyı öne çıkaran alçak profil politikası Türkiye’nin bozulmak istenen imajının iyileştirilmesine de katkıda bulunacaktır kuşkusuz.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar