Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Erdoğan Başbakan kalırsa…

  • 21.03.2014 00:00

 Bu başlık aslında Fransız internet dergisi Slate. fr’de Ariane Bonzon imzasıyla önceki gün “Turquie: les ingrédients du chaos” (Türkiye: Kaosun malzemeleri) başlığıyla yayımlanan yazısının (http://www.slate.fr/story/84619/turquie-manifestations#reactions) son alt başlığı. Yazarın üç ay önce aynı dergide “Liberal entelektüeller İslamcıların ‘yararlı aptalları’ mı?” başlığıyla çıkan yazısını aktarmıştım. Bu vesileyle derginin aslında Amerikan Slate. com’un Fransızca versiyonu olduğundan, ayrıca Ariane Bonzon’un 2006’ya kadar ülkemizde Fransız-Alman televizyon kanalı Arte’nin temsilciliğini yaptığından söz etmiştim.

Ariane Bonzon, geçen sefer olduğu gibi, bu defa da aşırı AK Parti karşıtı bir yazının altına imza atmış. Bu, doğal olarak kendi tercihi; sübjektif yazılar sonuç itibariyle yazısının değerini düşürüyor. Ama asıl sorun yukarıdaki alt başlık altında kaynaklarına atfen aktardığı görüşlerin son derece anti demokratik ve şiddet ima ediyor olması. Kendisi belki onaylamıyor ama yazısında böylesine marjinal görüşlere yer vermesi bile doğal değil. Bu nedenle yazısının bu son bölümünü ön plana çıkardım. Ama daha önce yazıyı başından ana hatlarıyla aktarmakta yarar var.

Berkin Elvan’ın cenazesindeki Gezi ruhu

“Eğer 15 yaşındaki Berkin Elvan öldüyse, 9 aylık Gezi ruhu, o, hâlâ yaşıyor” cümlesiyle başlayan yazı “ekmek almaktan bir türlü geri dönemeyen” Berkin’in acıklı öyküsünü kısaca aktarıyor. Doğan Haber Ajansı’nın New York Times’a verdiği “No justice for Berkin Elvan” başlığını taşıyan resimli ilanın ardından, Berkin’in toprağa verildiği gün Taksim’e çıkmak isteyen ama Toma’ların sıktığı su ve biber gazıyla durdurulan kortejin başta “katil Tayyip” ile başlayan sloganlarının Fransızca karşılıkları yer alıyor yazıda.

Arianne Bonzon, “Erdoğan mağduru oynuyor ve yakın çevresine dönüyor” ara başlığı altında, “Gezi ruhu hâlâ direniyor: Komik, yaratıcı, yıkıcı” diye devam ediyor. Sonra bir süre önce Eskişehir’de polis tarafından gözaltına alınan gençlerin kendilerini çektikleri bir resme (selfie dediğin polis otosunda çekilir) yer veriyor bu paragrafın devamında.

Direnen gençlerin romantizminin resmedilmesinin hemen ardından gelen iki paragrafta ise, “son dokuz ayda otoriterliğinin daha da güçlendiği” vurgulanan Başbakan’a ve ailesine yönelik yolsuzluk iddiaları özetleniyor. Erdoğan’ın bu iddiaları temelden çürüteceği yerde, “ABD ve İsrail’in desteklediği Gülen Cemaati tarafından düzenlenen bir komplonun kurbanı” olduğunu ileri sürdüğü, hatta kendisine Mısır’da Mursi’ye yapılan darbenin bir benzerinin yapılmak istendiğini söylediği belirtiliyor.

İki Türkiye

Bayan Bonzon’un yazısında bir alt başlık da “İki Türkiye”. Bu başlık altında Başbakan’ın bazı bakanlarını da ilgilendiren yolsuzluk suçlamalarından sonra hükümet değişikliğine gittiği anlatılıyor. Yeni kabinede İçişleri Bakanı ile MİT Müsteşarı’nın ayrıcalıklı konumuna işaret ediliyor. Ardından polis ve yargı içinde büyük bir temizlik operasyonu yapıldığı belirtiliyor. Amacın yolsuzlukların üstünü örtmek olduğu ima ediliyor.

Bonzon yazısında devamla, Erdoğan’ın “Anadolulu, İslami geleneksel” olarak nitelediği sınıfla “batılı seçkinler” sınıfı arasında olabildiğince derin bir kutuplaşmaya oynadığını öne sürüyor. Ama Marks’ı mezarından kaldıracak kadar tuhaf olan bu sınıfların başat özellikleri de tuhaf aslında. İlk sınıfta yer alanların yaşam koşullarının hükümetin sosyal politikalarıyla iyileştiğini söylüyor ki bundan yeni bir orta sınıfın oluştuğu sonucuna varmak mümkün. Ama diğer sınıfı oluşturanların kim olduklarını tepkiler üzerinden tanımlıyor. Onların kadın haklarının sürekli ihlaline (kürtaj, doğum kontrolü), yaşam tarzlarına müdahaleye (alkol satışlarının kısıtlanması) tepki göstererek İslami muhafazakâr ahlak anlayışını reddettiğini söylüyor. Sanki Türkiye’de İspanyol hükümetinin kürtajı yasaklayan yasa tasarısı benzeri bir hazırlık varmış, saat 22.00 ile 06.00 arasındaki satış yasağı nedeniyle içki tüketimi önemli ölçüde engelleniyormuş gibi.

Bonzon daha sonra ilk sınıfta yer alanlar için milli iradenin, ikinci sınıftakilerin inandığı hukuk devleti ve erkler ayrılığı ilkesinden daha önemli olduğunu iddia ediyor. Son derece saçma ve dayanaksız bir görüş. Sanki birileri demokrasisiz bir seçim sandığını savunuyormuş gibi. AK Parti seçmeninin hukuk devleti ve erkler ayrılığına önem vermediğini (diğerlerinin ise bunu çok önemsediğini) söyleyen bir yazar, Türkiye’nin gerçeklerini ne yazık ki 10 yıl görev yaptığı halde daha öğrenememiş demektir.

Bonzon, yukarıda tanımladığı sınıflar arasındaki çekişmeyi de yine yanlış fikirlerle aktarıyor. “Bir yanda, demokrasinin Erdoğan’ın meşruiyetini sağladığı sandıktan ibaret olduğuna inananlar, diğer yanda ifade özgürlüğü olmadan demokrasinin de olmayacağını düşünenler” bulunduğunu yazıyor. Belli ki sorup soruşturma zahmetine girmeden birbirini tamamlayan tüm kavramları Türkiye’de sanki insanları karşı karşıya getiren kavramlarmış gibi aktarıyor. Aslında demokrasinin özünü benimsemiş “sınıf” olarak takdim ettiği AK Parti düşmanı “batılı elitler” düşündüğü kadar demokrat olsaydı, Kürt sorununu çoktan çözmüş ve kırmızıçizgisiz yeni bir anayasaya kavuşmuş olurduk.

Bir déjà vu tadı

Bonzon, bu alt başlık altında, Berkin Elvan’ın cenaze töreninden sonra çıkan çatışmada DHKP-C tarafından öldürülen Burak Can’ın öyküsünü anlatıyor. Bu cinayetin, sonu 1980 darbesi ile sonuçlanan sokak olaylarını anımsattığına dikkat çekiyor. Bu tür hesaplaşmaların önümüzdeki haftalarda devam etme olasılığının kaygı verici olduğunu söylüyor.

Bonzon, Başbakan’ın bu bağlamda Gaziantep’te yaptığı konuşmada Burak Can’ın ölümünü “trajedi” olarak nitelerken, aynı yaklaşımı Berkin Elvan’dan esirgemesini, hatta terör örgütü üyesi olarak nitelemesini ve alandaki kalabalığa yuhalatmasını “ateşle oynamak” olarak niteliyor. “Ya bu sözlerden sonra aleviler sokağa inseydi, taraflar arasında çatışmalar çıksaydı ne olurdu?” diye soruyor.  Bu paragraf, yazısının belki de en tutarlı bölümünü oluşturuyor.

Bonzon, ardından konuyu Ergenekon tutuklularının geçici olarak salıverilmesine bağlıyor. Erdoğan’ın bu tahliyeler sayesinde Cemaat’e karşı puan kazanabileceğini, kendisinin de Cemaat’in hâkim ve savcılarının kurbanı olduğunu savunabileceğini yazıyor. Bu, tabiatıyla konunun bir veçhesi; bir de “Erdoğan Ergenekon’la anlaştı”diye kulaklara fısıldananlar var ki bu da tahliyelerle tam tersi bir etki yaratılmasını arzu edenler olduğunu gösteriyor. Anlaşılan o ki Bayan Bonzon aynı kaynaklardan bilgi alarak Türkiye hakkında yeterli analiz imkânına sahip olduğunu düşünüyor ve bir kez daha yanılıyor.

Erdoğan Başbakan kalırsa

Bonzon, dünkü düşmanların tahliye edilmesinin AK Parti’nin çekirdek seçmenini (olumsuz yönde) etkilemesinin “garanti” olmadığından hayıflanıyor. Yukarıda belirttiğim gibi, tahliye edilmemeleri gereken kişilerin bile Erdoğan aleyhine propaganda için salıverildiği iddiasından AK Parti seçmeni kadar haberdar olmadığı için böyle bir düşük olasılığı bile dile getiriyor. Ardından ekonomideki kötüleşmenin –ne yazık ki havasında- daha oyları etkileyecek kadar hissedilmediğini, dolayısıyla AK Parti’nin yüzde 40 dolaylarında oy almasının beklendiğini söylüyor.

Bonzon’un bundan sonraki cümlesi ise demokratik açıdan değerlendirildiğinde bir felâket. Diyor ki “bu iki Türkiye arasında, eğer Recep Tayyip Erdoğan Başbakan kalırsa radikal ve şiddetli bir kopma riski var.” Partisi yerel seçimlerden galip çıkacak bir Başbakan kalkıp bu görevini neden bıraksın ki?

Bonzon bir sonraki paragrafta bu soruyu bir anlamda yanıtlıyor: “Bugünlerde Türkiye’de ‘her şey mümkün ve özellikle en kötüsü’ deniliyor. Ve temasta olduklarımdan biri şöyle açıklıyor: ‘Daha bir şey görülmedi; asıl problemler seçimlerden sonra başlayacak.”

AK Parti, 30 Mart’ta sandıktan çıkarsa sorunların kontrol altına alındığını düşünüyor olabilir haklı olarak. Çünkü kazanılan seçim, yerel de olsa, iktidar partileri için bir güven tazelemesi sayılır. Doğal olan bu, ama Bonzon Türkiye’de kimlerle konuşup yazılarını kaleme alıyorsa, başka şeylerin olabileceğini söylüyor. Belli ki kulağına fısıldanan şeyler var.

Nitekim son cümlesi şöyle: “Bir başkası, Ukrayna olaylarından esinlenmiş olmalı ki, ülkenin, biri yüzü Avrupa Birliği’ne dönük bir cumhuriyet, öteki İslamcı cumhuriyet olmak üzere ikiye bölüneceğini söylüyor. Bu defa, Gezi ruhundan uzak, çok uzak…

Belli ki Türkiye’de AK Parti yerel seçimleri kazanırsa sokakları hareketlendirmeyi tasarlayan çevreler var. Sokak eylemlerini çok daha ileri götürmek isteyenler. Türkiye’nin bölünmesine varacak kadar hatta… Bonzon’un aktardığı bölünme fiilen gerçekleşemeyecek kadar saçma bir şey, ama ya eylemciler arasında Ukrayna’yı hayal edenler varsa gerçekten… Ukrayna’da iktidar değişikliği oldu ama bu değişiklik ülkenin bölünmesine yol açtı, Kırım ülkeden koptu.  Türkiye’de benzer senaryolar işler mi acaba diye düşündükçe, insanın tüyleri diken, diken oluyor doğrusu.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Çok Okunanlar

Rant değil belediye yararı

Rant değil belediye yararı

  • 16.11.2022

Resmi İlanlar