Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Siyaset mühendisliğine ilk tokat

  • 2.04.2014 00:00

 Videokasetlerle yerli/yabancı medya üzerinden yürütülen kapsamlı bir siyaset mühendisliğine maruz kalan AK Parti’nin 30 Mart yerel seçimlerini bir öncekine oranla 7 puan oy arttırarak kazanması öncelikle güçlü bir normalleşme talebi içeriyor. Yolsuzluklarla mücadele önemli bir konu ama çok daha önemlisinin bu mücadelenin demokratik hukuk devleti kuralları içinde yürütülmesi olduğuna ve siyasi bir araç olarak kullanılmaması gerektiğine kuşku yok.

Gerçek şu ki 17 Aralık süreci yolsuzluk iddialarının içeriğinden çok AK Parti hükümetinin normal olmayan yollardan devrilmesi amacıyla kullanıldı. Demokratik hukuk devletinde yeri olmayan bir erkin, üyeleri halk tarafından seçilmemiş bürokratik bir otoritenin varlığını ve gizli telefon dinlemeleri ve görüntü kayıtları yoluyla siyaset yaptığını ortaya koydu. Bu otorite ve demokrasilerde kabulü mümkün olmayan siyaset yöntemi, Batı medyasından gelen ilkesiz destekle birlikte, yolsuzluk iddialarından önce çözümü gereken önemli bir sorun haline geldi.

Bu itibarla, yerel seçim sonuçlarını AK Parti’ye verilmiş güçlü destekten önce bu siyaset mühendisliğine atılmış bir tokat olarak değerlendirmekte yarar var. Zira siyaset mühendisliği sonucu, sandıktan çıkması arzu edilen ana muhalefet ya da MHP değil, AK Parti çıkmış bulunuyor. O bakımdan CHP liderinin seçim sonuçlarıyla ilgili olarak“Olumsuz bir tablo ile karşı karşıya değiliz, oylarımızda artış var” şeklindeki açıklamasının görevinden istifa etmemek için bir bahane olduğunu, aslında ana muhalefetin –ve tüm muhalefet cephesinin- oylarının beklentilerin çok altında kaldığını kabul etmek gerekir.

Batı medyasının tepkisi

Seçim sonuçlarıyla ayrıca Halil Berktay’ın “AKP düşmanlığı ve RTE nefretinde birleşmiş bireylerin, inanmak istediklerine inanmaları ve bunları alıp çoğaltmaları, içeriden dışarıya ve sonra tekrar dışarıdan içeriye gönderip yaymaları” anlamında söz ettiği “dış kuşatma” da iflas etmiş ve Batı medyası Türkiye hakkındaki öngörüleriyle “çuvallamış” oldu. Örneğin İspanya’nın saygın gazetesi El País’in 3 Mart’ta yayımladığı “ Erdoğan Türkiye’yi boğuyor” ( Erdogan ahoga Turquía) başlıklı başyazısı başlığıyla birlikte anlamını yitirdi.

Benzeri öngörüsüzlük, hatta sözünü ettiğim oryantal siyaset tarzına destek Le Monde’un, hem de öyle birkaç hafta önceki değil, Cuma günü yayımladığı başyazısında vardı.“Erdoğan’ın kaygı verici kontrolsüz gidişi”  olarak Türkçeye çevrilebilecek “L’inquiétante fuite en avant de M. Erdogan” başlıklı başyazı şöyle bir saptama yapıyordu: “Erdoğan Şubatta 60 yaşını doldurdu. 10 yıldan bu yana Türkiye’nin başında. (…) Prensip olarak bu ona yeterli olmalı ve emekliliğini istemeliydi. Ama 30 Mart Pazar günkü yerel seçimleri kişisel popülerliğini ölçmek için bir teste dönüştüren Türk Başbakanher şeye ve herkese karşı, bütün olanakları kullanarak iktidarda kalmak istiyor.”

Le Monde gazetesi, saygınlığını yitirme pahasına François Mitterrand’nın kaç yaşlarında 14 yıl, Jacques Chirac’ın kaç yaşlarında 12 yıl cumhurbaşkanlığı yaptıklarını, her siyasetçinin böyle bir tutkusu olduğunu bir tarafa bırakıyor, Erdoğan’ın siyaseti bırakması gerektiğini, hem de genel değil, yerel seçimler vesilesiyle yazabiliyordu. Ayrıca bugüne kadar girdiği her seçimi kazanmış bir politikacının her şeye ve herkese karşı iktidarda kalmak istediğini öne sürebiliyordu.

Sandıklar açıldıktan ve sonuçlar belli olduktan sonra El País iki haber-yorum yayınladı. 15 yıldır tanıdığım Juan Carlos Sanz kendisiyle dün İstanbul’da görüşlerimi paylaşmamdan önce kaleme aldığı yazıya “Yerel seçimlerde İslamcıların zaferi Türkiye’de kutuplaşmayı derinleştiriyor” başlığını seçmişti. Le Monde ise İstanbul temsilcisi Guillaume Perrier imzasıyla yayımladığı “Türkiye’de yerel seçimler Erdoğan’ı rahatlatıyor” (En Turquie, les municipales confortent Erdogan) başlıklı yazısında gizli dinlemelerin internetten yayınının 2002’den bu yana Türkiye siyasetine hâkim olan Erdoğan’ı zayıflatmadığının anlaşıldığı yorumunda bulunuyor.

Kaostan yana yazılarıyla okurlara tanıttığım Arte’nin eski Türkiye temsilcisi Arianne Bonzon ise, Slate. fr’de bu defa “Türkiye’nin problemi Erdoğan değil, Erdoğan’a alternatif olmaması” (Le problème de la Turquie, ce n’est pas Erdogan, c’est l’absence d’une alternative à Erdogan) başlıklı bir yazı (http://www.slate.fr/story/85269/probleme-turquie-erdogan-absence-alternative) yayımlıyordu. Seçim günü olasılıkla sonuçlar daha belli olmadan yayımlanan yazıda alternatif boşluğunu doldurmak için CHP’nin sosyal-demokrat bir partiye dönüşmesi ya da HDP’nin siyasette güçlenmesi gerektiği vurgulanıyordu.

Muhalefetin tepkisi

AK Parti’nin seçim zaferi karşısında Erdoğan karşıtı muhalefet cephesinin ve iki siyasi aktörü CHP ve MHP’nin tepkilerine gelince, seçmenin mesajını tam olarak aldığını söylemek kolay değil. Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, partisinin oylarını arttırdığına ilişkin açıklamasına ilave olarak,  yolsuzluk iddialarını kesin hüküm verilmiş gibi yineledi. Sözü Erdoğan’ın balkon konuşmasına getirerek, “Sıra, sıra dizilmişler, İstanbul’da parayı sıfırlayanlar. Adı hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşmış insanlarla umut veren açıklama yapamazsınız” dedi. CHP Genel başkanı daha sonra önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerine değindi ve “Devleti soyan adamdan Cumhurbaşkanı olmaz. Hırsızdan cumhurbaşkanı, başbakan olmaz” diyerek, kutuplaşmanın aynı minvalde sürdürüleceği mesajını verdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, partisinin “önemli sayılabilecek bir başarıya imza attığını” (!) dile getirdikten sonra, “Türkiye’yi hâlâ şaibelerden arınmamış bir başbakanın yönettiğini” ve “iktidarda rüşvet ve yolsuzluğun batağına saplanmış, kapkara vicdanlı bir zümre” bulunduğunu vurguladı. Başbakan Erdoğan’ın halkın oylarıyla aklanamayacağını, halkın yargının yerine geçemeyeceğinin altını çizerek, cumhurbaşkanlığı seçimlerine giden yolda yine bu konunun gündemde olacağının işaretini verdi.

Özetlemek gerekirse, oylarını bir önceki seçimlere oranla arttırmış olmakla birlikte, siyasi olarak hezimete uğrayan CHP ve MHP ikilisinin en azından kısa dönemde siyaseti aynı çizgide sürdüreceği anlaşılıyor. O bakımdan iktidarın, öncelik devletteki bürokratik iktidar odaklarının temizlenmesinde olmakla birlikte, yolsuzluklarla mücadele konusuna da gereken hassasiyeti göstermesi önem taşıyor.

Muhalefet açısından dikkate alınması gereken husus ise, halkın AK Parti’ye yerel seçimlerde destek olmak suretiyle tasvip etmediğini ortaya koyduğu siyaset mühendisliği ile arasına mesafe koyması, hatta bu mühendislerle mücadelede hükümeti desteklemesi gerektiğini içselleştirmesi. Ama genel başkanların ilk açıklamaları böyle bir ortak mücadeleye ışık yakılmayacağı yönünde.

Seçmenin mesajları doğru değerlendirilmediğinde, ileride benzer sonuçların yineleneceğini ve bu tokatların arkasının geleceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok elbette.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar