Akın ÖZÇER
Akın ÖZÇER

Gazete: Serbestiyet.com

Demokrasi, Taksim’de gösteri yapma özgürlüğünden mi ibaret?

  • 2.05.2014 00:00

 Kabul etmek gerekir ki Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 11. maddesinde kayıtlı toplantı ve dernek kurma özgürlüğü, bir önceki maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olarak, demokrasinin temel ilkelerinin başında geliyor. Bu özgürlüğe aynı maddenin 2. fıkrasına uygun olarak getirilen “ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi (…) için gerekli olan” sınırlamaların keyfi olarak kullanılmaması için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarının göz önüne alınması önem taşıyor.

CHP İzmir milletvekili, AİHM eski yargıcı Büyükelçi Rıza Türmen, önceki gün Milliyet’te yayımlanan yazısında, DİSK ve KESK’in 1 Mayıs kutlamalarını yasaklanan Taksim Meydanı’nda gerçekleştirme talebine destek amacıyla Avrupa hukukunda toplantı ya da gösteri yerinin, düzenleyicileri tarafından belirlenmesinin bu özgürlüğün özünün bir parçası olduğunu savunuyor. Bu görüşünü, Hukuk Yoluyla Demokrasi (Venedik) Komisyonu’nun 15 Temmuz 2013 raporundan bir alıntıyla da destekliyor.

Türmen bu bağlamda ayrıca, AİHS’in 1. maddesi uyarınca düzenlenmiş olan anayasanın“Toplantı ve gösteri düzenleme hakkı” başlıklı 34. maddesi ile maddenin son fıkrasında atıfta bulunulan bu hakkın kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usulleri gösteren 2911 sayılı kanun arasında çelişki bulunduğuna dikkat çekiyor. Başka bir deyişle bu yasanın AİHM kararlarını gözönüne almadığını söylüyor ve CHP’nin bu konuda yaptığı yasa teklifinin dikkate alınmamış olmasından yakınıyor.

AİHM’in 27 Kasım 2012 tarih ve 38676/08 sayılı kararı

Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmasını “hukuka aykırı, keyfi bir karar”olarak niteleyen Türmen, 2911 sayılı yasa ile toplantı ve gösteriler için bildirim yükümlülüğü getirilmesinin ve bildirim yapılmadan düzenlenen bir toplantı ya da gösterinin zor kullanılarak dağıtılması yetkisi verilmesinin AİHM kararlarına aykırı olduğunun altını çiziyor. Atıf yaptığı kararlardan biri de 27 Kasım 2012 tarih ve 38676/08 sayılı DİSK ve KESK ve Türkiye kararı. AİHM bu kararında, Türmen’in vurguladığı gibi, “göstericilerin şiddete başvurmadığı durumlarda, kamu yetkililerinin Sözleşme’nin 11. maddesinde teminat altına alınan barışçıl toplantı hakkının özünün zarar görmesini engellemek için, barışçıl toplantılara bir miktar hoşgörü göstermeleri gerektiği kanaatini” dile getiriyor.

AİHM’in bu kararı, DİSK ve KESK’in 2008’de 1 Mayıs kutlamalarını yine Taksim’de yapma talebinin hükümetçe reddedilmesine ve yine de Taksim’e gitmek üzere Şişli’de toplanan üyelerine karşı polisin güç kullanmasına karşı iç hukuk yollarını tükettikten sonra yaptığı başvuruyla ilgili. Sözkonusu sendikaların avukatlarından Arzu Becerik başta olmak üzere bazı hukukçuların “Taksim Meydanı kararı” olarak nitelemeleri bu karara belki olduğundan çok anlam kazandırıyor.

Oysa AİHM, dava konusu 1 Mayıs kutlamalarının Taksim Meydanı’nda yapılması gerektiği gibi bir karara varmış değil doğal olarak. Kararda, “1977 yılında İsçi Bayramı kutlamaları sırasında yaşanan kargaşada 37 kişinin hayatını kaybettiği”not ediliyor. Ayrıca “2010 yılından itibaren İsçi Bayramı’nın Türkiye’de ulusal bayram olarak kutlandığını ve bu tarihten itibaren Taksim Meydanı’nda kutlamalar yapılmasına izin verildiği” kaydediliyor. Ama dava konusu olayları, (polisin orantısız güç kullanması) her hâlükârda gösterinin başlamasından önce meydana geldiği gerekçesiyle, gösteri yerinin güvenlik açısından risk oluşturup oluşturmadığından bağımsız olarak değerlendiriyor. Sonuçta polisin müdahale ederek göstericileri engellediği için Türkiye’yi 11. maddeyi ihlâlden mahkûm ediyor; sendikaların 400 bin avro tazminat talebini ise geri çeviriyor.

Meydan konusuna gelince, AİHM davacıların “diğer toplu gösteriler için Taksim Meydanı’nın kullanılmasına izin verilirken kendilerine izin verilmeyerek toplanma özgürlüğü haklarının uygulanmasında ayrımcılığa maruz bırakıldıkları” iddiasını bir yana bırakarak bu konuda ayrı bir karara gerek duymuyor. Bu karardan göstericilerin uygun gördükleri bir yerde kutlama yapmalarının uygun görüldüğü sonucu çıkarılması kolay değil, ama önemli olan gösterilerin “barışçıl ” olup olmadığı, güvenlik riski taşıyıp taşımadığı hususu zaten.

Karar çıktığında Taksim Meydanı’nda gösteri yapılmasında o tarihe kadar belki güvenlik riski bulunmuyordu ama Gezi ile başlayan şiddet içeren protesto gösterilerinden sonra, böyle bir riskin olmadığını söylemek mümkün değildi. Bu yılki 1 Mayıs’ta yaşanan şiddet olayları bir defa daha gösterdi ki Taksim ve çevresi barışçıl gösteriler için büyük bir güvenlik riski taşıyor.

CHP’nin koşulsuz Taksim desteği

Ana muhalefet partisi, DİSK ve KESK gibi, 1 Mayıs kutlamalarının Taksim Meydanı’nda yapılmasını destekledi. Türmen’in yukarıda özetlediğim yaklaşımı çerçevesinde CHP’nin bu tutumunu ilkesel temelde desteklemek mümkün. Ama toplantı özgürlüğü ve özellikle toplantı yeri konusunda gösterilen bu hassasiyetin benzerini yeni anayasa çalışmalarında da ortaya koyması gerekmiyor muydu?

Diyelim ki CHP değişim sürecine girdi; bundan böyle çözüm sürecine ve Ermeni açılımına katkıda bulunacak ve başta üzerinde dört partinin mutabakata vardığı 60 maddenin Meclis’ten geçirilmesi olmak üzere demokratik bir anayasa yapılmasına ön ayak olacak. Bu durumda toplantı ve gösteri özgürlüğünü, toplantı yerinin göstericilerce belirlenmesine kadar AİHM ölçütlerine uygun hale getirmek isteyen bir siyasi parti yeni anayasaya koymuş olduğu anti-demokratik kırmızıçizgilerini kaldırmaz mı? Demokrasi, toplantı özgürlüğünden ibaret olmadığına, bu özgürlük alanı temel hak ve özgürlükler bütününün ayrılmaz parçası olduğuna göre böyle olması gerekmez mi?

Gel gör ki CHP milletvekilleri mantığın gerektirdiği şekilde tepki vermiyor. Bu özgürlük alanı konusunda en küçük ayrıntıların bile altını çizen Rıza Türmen, çıktığı televizyon programında çelişkili davrandı. Bir kere, AİHM ölçütlerine göre gösterilerin barışçıl olması gerektiğini söyledi, söylemesine ama gözlerimizin içine baka, baka, Gezi protestolarında olduğu gibi bu yılki şiddet olaylarında da göstericilerin şiddete bulaşmadığını ima etti. Ben Taksim’e gitmek isteyen bir işçi olsam, yolumu kesen polise saldırabilir miyim, cebimden taş, molotof kokteyli çıkarıp atabilir miyim, polis arabalarını devirebilir miyim? Bayram kutlamak isteyen işçinin cebinde bu tür aletler olabilir mi?

Türmen’in bir başka çelişkisi, Türkiye’de demokrasinin yeterince gelişmediğini söylerken –ki bu doğru- hâlâ partisinin demokratlara saç baş yolduran tutumunu savunuyor olması. Kendisi CHP adına Uzlaşma Komisyonu üyesiydi, basına yansıdığı kadarıyla yeni anayasa yazımında birçok konuda partisininkinden çok daha demokratik tutumlar aldı. Yukarıda yazdıklarımı bir kez daha yinelememe gerek yok ama o programda yine gözümüzün içine baka, baka sanki CHP demokrasi ve özgürlükler konusunda AK Parti’den daha ileri adımlar atıyormuş gibi konuştu. Siyaset böyle bir şey işte…

Rıza Türmen, CHP’nin demokrat yüzü; o partide bu yılki 1 Mayıs gösterilerinde ekranlara yansıdığı kadarıyla tokat attığı polisin yakasına yapışan ya da gittiği Taksim Meydanı’ndan Başbakan’a tehditler savuran milletvekilleri de var. Sanki daha bir ay önce sandıktan büyük bir zaferle çıkan Erdoğan değil de, kendi liderleriymiş gibi.

Gel gör ki öyle veya böyle dikiş tutacak bir tutum değil bu. Çünkü kimilerinin hor gördüğü, cahil diyerek küçümsediği seçmen bile söylenenlere değil yapılanlara inanıyor. Zekâsıyla alay edilmesine ise çok ama çok kızıyor. Bu nedenle CHP’ye hiç ama hiç destek vermiyor. Yerel seçim sonuçları hâlâ geçerli ama birileri bir türlü anlamak istemiyor demek ki.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar